Alın size bir «Çalıştay» daha!

Gazeteci milleti tuhaftır. Kürt Çalıştayı'na hepimizi birden çağırmadılar diye, davet sahiplerinden çok gene birbirimizle uğraşmaya başladık.

Gazeteci milleti tuhaftır. Kürt Çalıştayı’na hepimizi birden çağırmadılar diye, davet sahiplerinden çok gene birbirimizle uğraşmaya başladık. Ben de hep dertlenirim: «Okuru, yani milleti, seçmeni yeterince bilgilendiremiyoruz!» diye...
Dün Radikal’in köşekadılarını bu terazide tartmaya çalıştım. 
* İsmet Berkan, Başbakanın, Meclis’te iki yıldır beş-on metre ötesinde oturan bir parti grubunu yok sayışını kınıyor.
* Akif Beki, «Türkiye’nin kendi içinde bir açık kapı politikasına ihtiyacı var, diyor. Birliğimizin bekası buna bağlı.»
* Joost Lagendijk, Romanya’nın eski Adalet Bakanı Monica Macovei’nin, ülkesini AB ile buluşturma başarısını ve AB’ye girince herşeyin eski haline dönmesinden duyduğu acıyı anlatıyor, ki çağırdım, gelsin onu dinleyelim temennisine ben de katılırım.
* Haluk Şahin, meselenin sponsoru evet ABD’dir, ama onun ilgisi de bir fırsata dönüştürülebilir, diyor. Meseleyi kavrayalım diye hayli geniş tutmuş pergelini.
* Murat Yetkin, günlerdir Ankara otellerinde kamp kurmuş Rus uzmanları gözden kaçırmayın, diyor. Rusya ile enerji mutabakatı haberinin YAŞ sonuçları haberinden hemen sonra su yüzüne çıkışını işaret ediyor.
* Oral Çalışlar, İspanya’nın Bask meselesine getirdiği çözümü Allah için çok iyi özetlemiş.
* Yorum sayfasında bağımsız Kürt devletinin yaşama şansına ve Türkiye-Arap ilişkilerine dair, Arapça gazetelerden alınmış iki anlamlı makale yer alıyor.
* Türker Alkan «Yapamayacağımız şeyleri sanki yapabilirmiş gibi konuşmamalıyız» diyor. İşitmek isterseniz, Alkan’ınki halisinden sağ duyunun sesidir.
* Avni Özgürel, Devlet Bahçeli’ye haksızlık da etmeyelim haklı endişesini dile getirmiş.
Kuzum bütün bunları okumak da bir Çalıştay değilse, nedir söyler misiniz?

Dil Yâresi

İşbu Dil Yâresi’nin «ses çıkaran» okuru çoktur. Dilci değilim bilirsiniz, cevap vermeye çalışırken çok zorlandığım da olur.
Gelelim dünkü şu iki mektuba.
* Zafer Memişoğlu. «Sayın Devrim. Ne utanın, ne de vazgeçin efendim. Saygılarımla, diyor.
– Teşekkür ederim!
Ben dün, özne insan değilse fiilin çoğul çekilmesi yanlıştır ve insanlar tane ile sayılmaz kurallarını, kimbilir kaçıncı defa tekrarlamış ve yazımı şu cümleyle noktalamıştım: «Bunları tekrarlamaktan utanmalı mıyım, yoksa bir faydası olmuyor diye vaz mı geçmeliyim, bir karara varamıyorum.» Zafer Bey bu tereddüdüme «Hayır, devam et! Faydalı oluyor» cevabını vermiş ki bu da beni sevindirir.
* Hakan Yurtkuran. «Son yazınızdaki şu cümleleri hâlâ anlamış değilim. Lütfeder, konuyu biraz açarsanız beni ihya edersiniz.»
– Hakan Bey’e de teşekkür ederim. Gayret ettiğim halde, bu demektir ki ifade-i meram’da («Demek istediğimi anlatabilmekte») kusur işlemişim.
Kısaca bir daha deneyeyim.
a) Sayısından söz edilenler insanlarsa tane kelimesi kullanılmaz. Şiar Yalçın’dan örnekler verdim. Mesela «Kaç çocuğunuz var?» sualine, «Bir oğlum, iki tane de kızım var» diye cevap verilmez. Kızlara eşya muamelesi yapılmış, yani saygısızlık olur. «Bir oğlum, iki kızım var» demek yeterlidir.
b) Tekrarladığım ikinci kural «Geri kalmışlık gibi kavramlar tuhaf bir paradoks ortaya koyuyorlar» benzeri ifadelerde çoğullamanın gereksizliğidir.»
Yerim daraldı. Bunu, her hal için ayrı ayrı örnekler de vererek yarın anlatmaya çalışayım.

Yakışıklı liderler devri

Ben aile büyüklerine «Siz!» denen bir evde büyüdüm. Çocuklarım da ana-babalarına hep «Siz!» diye hitap ettiler. Torunlar, yalnız bebek yaşlarında değil, şimdi, ama ilk günden beri bana hep «Sen!» dediler. Demeye de devam ediyorlar.
Hayır, efendim ne kızması? Yadırgadım bile diyemem. Güldüm önceleri, o da bana, İlyas Salman’ın bir filmde söylediğini hatırlattıkları için. Müdür rüşvetçinin önde gideni. İlyas çok beceriksiz bir memur. Müdüre gına gelmiş. Yakalamış bir gün o memuru, altına almış, gırtlağını sıkıyor. O da aşağıdan «Ulan sayın müdürüm, dur bir dakka!» demeye çalışıyordu.
Torunlarımın torunları da büyüklerine «Ulan dede!» veya «Ninem olacak cadı!» gibilerinden seslenirlerse ki sesleneceklerdir, size nasihatim olsun sakın söylenenleri yadırgama gafletinde bulunmayın! Yoksa asıl yadırganan siz olursunuz.
*
Nereden çıktı?
Dünkü Radikal’de Rus Başbakanı, ziyade sportmen Putin’in, at üzerindeki fotoğrafına bakarken aklıma geldi.
Ben içten içe torun çocuğu bekliyorum ya! Onların nasıl bir dünyada yaşayacağını hayal etmekten de kendimi alamıyorum.
Yanılıyor muyum, Putin spor yapmayı hiç ihmal etmeyen bir devlet adamı. Yarı çıplak fotoğraflarında bana çocukluğumuzun Tarzan’ını hatırlatıyor. Minderlerde güreştiğini gördüm. İlaveten yakışıklı bir adam. Rus gazeteciler müeddep insanlar olduğu için, öbür cinsle ilişkilerine dair haber alamıyoruz.
Ama daha aşağıda Berlusconi var, siyasette hovardalığı da tanıtım aracı olarak kullanmayı seviyor. Az ötede Sarkozy yarışta geri kalmayayım diye perişan.
Çok ötedeki Obama sahnede dansçılar gibi çalak! Ama ondan «asıl oğlan» olmasını bekleyen yok. Ee bizim iktidar ve anamuhalefet liderlerimiz de boylu boslu yakışıklı adamlar.
Bana, torunlar devrinde devlet adamları da boyfriend’ler arasından seçilecekmiş gibi geliyor.