Allah zihin açıklığı versin!

Sizin aranız nasıldır Zihin'le? Benim çok kullandığım bir kelime! Aklımdan çok, zihnimden söz etmeyi tercih ederim. Akıl, hafıza, idrak ve bunlara benzer nitelikler, bir arada ve orada ikamet etmekteymiş gibi gelir bana.

Sizin aranız nasıldır Zihin'le? Benim çok kullandığım bir kelime! Aklımdan çok, zihnimden söz etmeyi tercih ederim. Akıl, hafıza, idrak ve bunlara benzer nitelikler, bir arada ve orada ikamet etmekteymiş gibi gelir bana.
– Dilerim ulu Tanrı'dan / der, Cahit Sıtkı Tarancı. / Bu mübarek sabah vakti / Okula giden çocuğa / Zihin açıklığı versin!
Okula gitmek üzere evden çıkarken, büyükler sizi de:
– Allah zihin açıklığı versin! diye uğurlamazlar mıydı?
Zihin açıklığı'nı sözlükler «Anlama, kavrama gücü» diye tarif eder. Beyinde herhalde hassas bir bölgedir. Deyimlerimize bakarsanız, zihin açılır, karışır, bulanır, yorulur; bir şeylere takılır, saplanır bazen; kararların, kavramların gelip gittiği yerdir; zaman olur, büsbütün durduğundan endişe ederiz; gerekince kurcalanır, dağıldığı da olur kimi zaman...
Yahya Kemal'in de denebilir ki aklı hep zihnindedir: Zihnim düşünceden dağınık, gözlerim dolu, diye sızıldanır; Zihnim neden kapıldı bu sonsuz düşünceye? diye soran da odur; Zihnim bu şehirden, bu devirden çok uzakta / Tanbûri Cemil Bey çalıyor eski plakta, diyen de gene odur.
– Zihin ile beyin arasındaki fark nedir sence, diye sorardım Küçümen Zihni'ye.
– Biri fotoğrafı çekilen, ele alınabilir bir nesne. Öbürü soyutlamanın ağababası, derdi.
Ve muziplik ederdi:
– İkimizde de olan bir şey. Ama seninkine beyin demişler, benimkine zihin... Adımı durup dururken Zihni koymadılar ya!
*
Toplumları, insana benzeterek anlatmaya çalışırlar. Bugünlerde zihnimiz pek bir bulandı. Şimdi ben de içinizi karartacağıma, hayır dua edeyim istedim:
– Allah zihin açıklığı versin, hepimize... diye.
Nihayet farklı bir program
Televizyonlar Kapalıçarşı'ya döndü. Çadırcılar, Kuyumcular, Yorgancılar, Bitpazarı, Kalpakçılar... diye, aynı çeşit malların satıldığı sokakları vardır ya Çarşı'nın... Ekranın da, birbirinin eşi yayınları ve dizileri var.
Gide gide hepsi birbirinin aynı ve çekilmez oldu... derken, TV8'de Komedi Dükkânı adlı bir programa rastladım. Sahnede iki oyuncu (Avrupa Yakası'nın Sacit'i Tolga Çevik ile Bizimkiler'den Salih Kalyon), salonda seyirciler ve onların da gerisinde, göremediğimiz bir yönetmen var.
Absürd bir oyun, bir şov... Adı var mıdır, bilemedim. Yönetmen durmadan talimat veriyor. Salih Kalyon için mesele değil, ama Tolga Çevik perişan! Tarif edemem, mutlaka seyretmelisiniz!
Bakalım siz de, «Oh be! Nihayet değişik bir program!..» diyecek misiniz? Yanılmıyorsam bu akşam 21.15'te seyredebilirsiniz. Beğenip beğenmediğinizi de bilmek isterim. Bir zahmet!
Dil Yâresi
Kimi zengin dil, kimi o kadar değil!
Türkçe dostlarından (Op. Dr. Sabit Günel)

  • Ben, «mektup açacağı» kelimesinin Osmanlıcasını (Eski Türkçe mi deseydim acaba?) merak ettim, ama bulamadım. Siz de farkındasınızdır, birçok Osmanlıca-Türkçe sözlük var, ama Türkçe-Osmanlıca sözlük hemen hemen yok gibi, ya da ben bulamadım. Bana bir cevap verirseniz, çok sevinirim.
    – İsmail Hami Danişmend'in başkanı olduğu heyetin hazırladığı sözlükte kağıt bıçağı veya Fransızcasının Türkçe yazılışıyla kuppapiye denmiş. (Coupe-papier, «Kağıt kesmeye, kitap sayfalarını ayırmaya yarayan bıçak; ahşap, madenî veya kemikten yapılmış olabilir; fazla kesici değildir.») Şemseddin Sami'nin sözlüğünde bir karşılığı yok.
    Türkçe'nin şu veya bu devirde terimler açısından zengin bir dil olduğu söylenemez.
    Fransız «kağıt-kesen» (coupe-papier) demekle kalmamış, aynı kesmek (couper) fiilinden yola çıkarak, nice terim üretmiş: açlık-kesen, boğaz-kesen («tehlikeli yer, batakhane»), hamur-kesen («fırıncı bıçağı»), jambon-kesen, rüzgâr-kesen (esinti geçirmez elbise), sebze-kesen, sigar-kesen, tırnak-kesen, yangın-kesen (yangını durdurmak için ağaçları kesilmiş şerit) gibi...
    Ayakkabı giymeyi kolaylaştıran alete çekecek dediğimiz gibi, kapak açanlara da toptan bir ad vererek açacak demiş, çıkmışız işin içinden. (Kerata da denir, evet. Ayverdi Sözlüğü'nden öğrendiğimize göre, Yunanca'da kerata, «boynuzlar» demek. «Pezevenk» anlamında küfür olarak, argodaysa sevgi ifadesi olarak da kullanılırmış. Ve ayakkabı çekeceğinin bir diğer adıdır. Bu çekeceklerin daha çok boynuzdan yapılmasıyla ilgilidir, denilen bir yakıştırma söz konusu burada.)
    Açacak kelimesinin, daha kapsamlı tariflerini de Çağbayır Sözlüğü'nde bulabilirsiniz. Aynen aktarayım size:
    «1. Şişe ve konserve kutusu gibi yiyecek içecek maddelerinin konulduğu kapların kapaklarını açmaya yarayan araç. 2. Kitap ve zarf kenarlarını kesmeye yarayan kağıt bıçağı. 3. Anahtar. 4. Bilmece. (Son iki anlam Derleme Sözlüğü'nden alınmıştır.)
    Fransızca'da «Kapağını açmak, tıpasını çıkarmak» anlamında başlı başına bir fiil var: décapsuler. «Kapak veya tıpa açan alet»e décapsuleur, demişler; «kapak açma»ya décapsulage. Ve operatör olduğunuz için sevgili okurum, sizin mutlaka bildiğiniz bir tıp terimi, décapsulation; sözlükte aradım, yanlış çevirmiyorsam «Bir iç organın kapakçığını alma» anlamına gelirmiş.
    Dilden dile önemli farklar olabiliyor. Kimine «zengin dil» kimine «o kadar değil» demeleri, sebepsiz değil elbette.