Altan Öymen'in yazısını Başbakan'a okudunuz mu?

Konumuza doğrudan girelim, lafı fazla uzatmadan. Başbakan Erdoğan, şehitlerimizin cenaze törenlerinde siyasî slogan atmaya kalkanları ayıplıyor.

Konumuza doğrudan girelim, lafı fazla uzatmadan. Başbakan Erdoğan, şehitlerimizin cenaze törenlerinde siyasî slogan atmaya kalkanları ayıplıyor. Böyle düşündüğünü yüksek sesle de söylemekten, onlara hitap ederken ağır sözler sarf etmekten de yazık ki geri durmuyor.
Cenaze nümayişcilerini, seyrek de olsa haklı bulanlar, savunanlar yok mu aramızda? Var! «Oğlumuz kurbanımızdır, vatan sağ olsun! Yeter ki başka şehit vermeyelim!» diyenler de olduğu gibi.
İyi de, bu davranış biçiminin kamuoyunca benimsenip alkışlanmadığını da görüyoruz, okuyoruz, işitiyoruz. Genelde ne nümayişçilerin yaptıkları beğeniliyor, ne de Başbakan'ın onları ağır şekilde suçlayan sözleri onaylanıyor.
Durum ana hatlarıyla budur. Benim bu tespite eklemek istediğim bir sual var. Muhatabım Tayyip Bey'in yakınları:
– Altan Öymen'in dün Radikal'de yayımlanan, «Cenaze törenlerindeki duygusallıklar polemik konusu yapılmamalı!» başlıklı yazısını okuyup okumadığını Başbakan'a sordunuz mu? Okumamışsa, «Efendim önemlidir» diyerek, beş dakikasını rica edip, o yazıyı kendisine siz okudunu mu?
Altan, güzel yazısında, Abdi İpekçi suikastından ve Madımak yangını toplu cinayetinden sonra, o sevgili insanlar için yapılan cenaze törenlerini anlatıyor. Bu törenlerde atılan ve günün iktidar sahiplerini ağır şekilde suçlayan sloganları hatırlatıyor. Ve Bülent Ecevit'in, Süleyman Demirel'in, Erdal İnönü'nün, yani o sloganlarla suçlanan devlet adamlarının, ağır ithamlar karşısında en küçük bir tepki göstermeyişleri ve böyle davranmanın niçin doğru olduğu üzerinde uzun uzun duruyor.
Bu zarif hatırlatmadan Başbakan'ı haberdar edemediyseniz Beyler ve Hanımlar, görevinizi yerine getirmediniz demektir. Teessüf ederim!
Dil Yâresi

  • Burada siyaset kelimesinin eskiden, «idam cezası veya idam etme» anlamlarında da kullanıldığını yazdım geçen gün... Türker Alkan Bey dostum, benim okurlarıma vermeye çalıştığım bilgiyi tamamladı. Siyaseten katl terimi sadece, Padişahın verdiği idam cezaları için kullanılırdı, dedi. Ahmet Mumcu'nun Siyaseten Katl adlı kitabından da söz etti. Bunu ben de öğrenmiş oldum.
    Ve şunu sordu:
    – «Politika» anlamına gelen siyaset kavramı, acaba neden seyislik'le ilgili kökenden gelen bir sözcükle karşılanmıştır? Ve Osmanlı'da halktan reaye diye söz edilmesinin sebebini aradı. Bu kelimenin kökeninde yer alan kelime de raiyye imiş; anlamı «otlatılan hayvan sürüsü» ve «vergi veren halk» (Radikal, 13 haziran).
    Dilin tabiatında felsefe ve mizah da var, değil mi efendim!
    Türker Bey'den rica etmeliyiz. Fırsat buldukça Türkçe'nin meselelerine de değinsin lütfen. Belli ki o yazınca, okumanın tadına doyulmayacak.
    Tavuğun ağababası dinozor
    Başlıkta tavuk ve dinozor kelimelerinin yan yana geldiğini görünce merak ettim. Dün Radikal'de bir afp haberi.
    Dev dinozorlardan bazı türlerin zamanla küçülüp, bildiğimiz kanatlı hayvanlara dönüştüğüne dair haberleri hatırlıyorum. Ben bu dinozorları dev devekuşlarına benzetirdim. Sonra devekuşunun, o insanın içine işleyen güzel gözlerini hatırlayarak bu benzetmeden vazgeçtim. Bunlar kanguruların ağababaları olmalıydı.
    Animasyon filmlerinde dinozorlar, irilikleri yanında pençeleri, gagaları ve bakışlarıyla büsbütün canavarlaştı. Bir kısmı evrimden geçerek kanatlı hayvanlara dönmüştür hükmü sonra verildi.
    Ama tavuk ve dinozor denince, benim için benzetme başka bir anlam kazandı. Geçmişimde tavukçuluk da var, bildiğinizi sanıyorum. (Bilmiyor idiyseniz, şair Hilmi Yavuz 'dan bu günlerde öğrenmişsinizdir. Zaman gazetesinde Bakalım ne herzeler yumurtlamış, diye soruyor. Bey'i layık görmeyerek Hakkı Devrim efendi diye söz ediyor benden. Vaktiyle bana, Kendi gözündeki merteği gör be adam! dediğini hatırlatıyor. Şu zarif sözler de onun: Hazret hem kel hem fodul! On sene evvel dersini vermiştim, kabahatini bilip edebiyle otursa ya -tıpkı Okan Bayülgen'in şovundaki konu mankeni Hakkı dede gibi! Ama en güzeli bana , demesi. Tuhaf bir adam bu! Selim Torun bana saldıranlara bayılır. Ama en sevdiği, gene bu türden biriydi; bir yazısında benden, komünist tavukçu diye bahsetmişti.)
    *
    Bir gün anlatmaya çalışayım. Tavuk dışarıdan duygusuz, beyinsiz görünse de, değişik bir canlıdır. Yumurtadan çıkışı ile kümesten çıkışı arasında onbinlerce tavuk gördüm çiftlikte. Oturup seyrettiğim de olurdu. Nokta nokta boyun kırışlarıyla uzanır yemini gagalar. Yumurtlar, zaman zaman da çömelip düşüncelere dalmışçasına uzun süre hareketsiz kaldığı olur. Hızlı müminler öfkelenir mi bilemem, ben çiftlik yıllarımızda:
    – Bu tavuk var ya, sahiden mütevekkil bir havyan, diye tutturmuştum. (Tevekkül «Sonunda kadere razı olma, her şeyi Allah'a havale ederek, dertlerden uzak durma» demektir; mütevekkil de bu kıvama gelen kimse.)
    Çok görmüş geçirmiş, ufak tefek şeylerle ilgilenmeye tenezzül etmeyen, bilge bir duruşu vardır tavuğun. Ecdadının dinozorlar olduğunu öğrenince onu dedim:
    – 85 milyon yılın tecrübesi... Bizim gibi telaşa kapılacak, ıvır zıvırla ilgilenecek değil ya!