Altılı cinayet ve sessizlik

Dün bütün gün haber programları aynı soykırımdan söz etti. Suç mahalli Zonguldak-Çaycuma İlçesi'nin bir köyüydü, Çayır Köyü.

Dün bütün gün haber programları aynı soykırımdan söz etti. Suç mahalli Zonguldak-Çaycuma İlçesi’nin bir köyüydü, Çayır Köyü.
Haber başlığını işitip de, dinlememek, olacak şey değil: «Çılgın koca eşi dahil, onun ailesinden altı kişiyi tabanca ve tüfekle öldürdü.»
– Böyle cinayetler «ahvalî âdiyye»den sayılır oldu günümüzde, sen niye telaşlandın, diyeceksiniz? Ya da bu yaşa kadar bu memlekette yaşamış, cinayet haberiyle,  hayrettir hâlâ telaşlanıyor, diye halime şaşacaksınız.
Ben en az cinayet kadar, cinayet haberinin algılanışına da şaştım. Dün dedim ya, dinlediğim hemen her haberde bu cinayetten söz edildi. Ben gün boyu her rastladığıma bu son cinayet hakkında ne düşündüğünü sordum.
– Hayret ettiklerini, dehşete kapıldıklarını söyleyeceklerdir. Başka ne demelerini bekliyorsun?
– Herhangi bir şey söylesinler razıyım. Bana o kadarı yeter. Aralarında benim gibi haberi duyan olmuştur herhalde. Ben sormadan tek Allahın kulu da gelip «Efendi, Zonguldak’taki cinayete ne dersin?» diye sormadı bana, diyorum size...
Duymadılar, işitmediler mi, yoksa bildikleri halde söylemeye değer mi bulmadılar? O yüzden mi lafını bile etmiyorlar?
Bugün gazetelerde de görmeyen, görüp de üzerinde durmayan vardır diye, olayı özetleyeyim.
Zonguldak-Çaycuma’nın Çayır Köyü’nün Ayıcıoğlu mahallesinde üç kişilik bir aile. 22 yaşında bir genç, adı Şafak Köksal. Aynı köyden Ayşe Köroğlu’nu kaçırmış, bir buçuk yıl önce evlenmişler. Oğulları olmuş, adını Doğu koymuşlar. Baba askerliğini komando olarak Doğu Anadolu’da yapmış çünkü.
Kavga sırasında tabancasını doğrultmuş, ama isabet ettirememiş eşine. Bir ay önce. Ayşe şikâyet edince gözaltına alınmış,  savcı serbest bırakmış Şafak’ı. Kötü muamele devam edince Ayşe de çocuğunu alıp babaevine dönmüş ve boşanma davası açmış.
Şafak, Köroğlu’lara gidip çocuğunu görmek istemiş, göstermemişler. O da kararını vermiş o zaman. Köroğluların köyün 8 kilometre ötesinde kömür ocağı var. Şafak, silahlandıktan sonra sabahın köründe gidip ağaç arkasında pusu kurmuş. Daha önce yola bir kütük yerleştirmeyi de unutmamış. Babalarının kullandığı kamyonetten inen iki kız (24 yaşında Zülfiye ile 26’sındaki İlknur) kütüğü kenara çekmeye çalışırken Şafak pusudan çıkıp iki baldızına kurşun yağdırmış. Sonra 49 yaşındaki kayınbabasına doğru yürümüş. Adam gaza basıp kaçmaya davranmışsa da, ileride bir ağaca çarpmış. Onu ve kaynanası 45 yaşındaki Havva’ya yeniden ateş ederek öldüren Şafak, yürüyerek köye dönmüş. Köroğlu’ların kapı kilidini kurşunlayıp parçalayarak eve girmiş, Ayşe’den gayri kayınbiraderi 20 yaşındaki Aydın’ı da öldürmüş. (Saydınız mı, bu sonuncu altıncı cinayetiydi.) 3 aylık çocuğunu kucaklayıp kendi evine bırakmış. Köy kahvesinden Jandarmaya telefon ederek işlediği cinayetleri haber vermiş. Alıp karakola götürmüşler. İki tabancası ile av tüfeğine de el koymuşlar. Aileden geriye Ali Köroğlu adlı oğul kalmış, arkadaşının asker uğurlama töreninde olduğu için.
Şafak ifadesinde, çocuğunu göstermediklerini, eşinin ailesi tarafından hor görüldüğü için bu cinayetleri işlediğini söylemiş.
*
Damat bu 6 cana, teker teker vurarak kıymış. Sebep diye de adam yerine konulmayışını söylemiş. Gün boyu bir kişi çıkmıyor, bana bu korkunç hadiseyi ve duyduğu üzüntüyü söyleyecek.
Körelen gönlümüz ve beynimiz için de bir açılım başlatsak diye haykırmak gelir içimden. Nedir ki hükûmetlerin bile uhdesinden zor geldiği bir iştir, buna benim gücüm yetmez.


Dil Yâresi
«Atıyorum» sözünden rahatsız
Yusuf Çotuksöken’i tanıyanınız çoktur. Edebiyatçı, Maltepe Üniversitesi’nde öğretim görevlisi. Aylık Günaydın Marmara adlı bir gazeteleri varmış. Haberim yoktu. (Niye göndermezler?) Yusuf bana «Hocam!» diyenlerdendir. (Ben de kıdem kelimesinin kullanılmaz oluşundan, hele hele o anlamda apartma duayen lafının kullanılmasından rahatsızım.)
Yusuf’u da (Meydan Larousse kadrosunda birlikte çalıştık, üniversiteyi henüz bitirmişti), eşi Prof. Betül Çotuksöken’i de beğenir, severim; çocuklarımdan sayarım.
O derginin haziran sayısını ve içinde Yusuf’un yazısını tesadüfen gördüm. Konu benim için seçilmiş gibi ve yazan bir sevgilim, severek, zevk alarak okudum.
«Atmak» fiilini ele almış. Bir açıdan işlemiş. O sırada «Atıyorum» diyenler gelmiş aklına, gene sinirlenmiş. Bakın ne diyor!
*
«Bakın neler diyorlar: Atıyorum, kapıcılık işi... 10 yıl yaptım ben... / Bak şöyle anlatayım: Atıyorum, 13 yıl önce ABD’de doktora yaparken, gibi...
«Bu atıyorum sözünü insanlarımız kendini konuyla ilgili bir örnek vermek, açıklama yapmak durumunda hissettiğinde mesela, sözgelimi, sözgelişi, örneğin, farzımuhal, faraza, misal sözleri yerine ya da <Şöyle bir örnek verebilirim> gibi cümle-başı giriş sözleri yerine kullanmaya başladı.
«Birkaç yıldan beri büyük bir kullanım sıklığı kazanan bu sözün <Gerçekten de bir yararı var mı Türkçeye?> diye sorasınız geliyor. Tıpkı benim gibi.
«Dili yaratan halk, dile istediği biçimi verme konusunda kendine özgü yolları geliştiren halk, istediği sözcükleri dilinden atan, istediği sözcükleri diline sokan, kendi sağduyusuyla bağdaşmayan gelişmelere sırtını dönen, yadırganmadan kullanılabilecek sözleri büyük hoşgörüyle kabul eden yine halk... Bunu unutmuş değilim. Ama bu ülkenin bir yurttaşı ve Türkçenin bir konuşuru olarak bundan rahatsızlık duyduğumu da belirtmeden geçemeyeceğim.
* Atıyorum sözü argo değil, kaba kullanım da değil, belki olsa olsa teklifsiz kullanım diyebileceğimiz bir kategoriye girebilir.
* Atıyorum’un eşanlamlısı sözcükleri söyledik.
* Atıyorum sözünü kullanmak, kimilerinin sandığı gibi insan-insan ilişkilerine bir içtenlik, sıcaklık da kazandırmıyor. Dahası kimlerle konuştuğumuzu, kimlere hitap ettiğimizi de düşünmeden kullandığımızdan arada saygı ilişkisi de zedeleniyor gibime geliyor. (Yusuf’un yazısına salı günü devam edeceğiz.)