Amerika da imana gelecektir

Biz İkinci Dünya Savaşı'nı tam içine girmeden, kıyıcığında, ama günü gününe yaşadık. Daha sonra da Soğuk Savaş'ın kutuplarından biri hemen tepemizdeydi.

Biz İkinci Dünya Savaşı'nı tam içine girmeden, kıyıcığında, ama günü gününe yaşadık. Daha sonra da Soğuk Savaş'ın kutuplarından biri hemen tepemizdeydi. Yakın çevremiz ihtilallerden, darbelerden yana fakir sayılmaz. İran, Irak, Suriye, biraz ötede daima fazla hareketli İsrail, beri yanımızda Bulgaristan, Yunanistan... Başlı başına ve sonu gelmez bir meselemiz olarak Kıbrıs... Bizi içinde yaşamışcasına tecrübe sahibi kılmış bir yakın tarihten geliyoruz.
Bu yaşlılar taifesinin bir ferdi olarak, memleketimizde gelinen noktayı ben şöyle görüyorum.
*
Çocuklarımızı öldürdüler Hakkâri'de; öldürenler yabancı değil, bizden kopmuş insanlar. Şehitlerimizi hep birlikte defnettik, acımızı ve isyanımızı meydanlarda dile getirdik. Genelkurmay Başkanı bir basın açıklamasıyla vatandaşlarına, şehitlerimize karşı gösterilen saygı ve sahiplenme için teşekkür etti.
Beride şehit aileleri «Vatan sağ olsun!» demekle kalmayarak, yöneticilere, görevlilere hesap da sordular.
CHP temsilcileri bu aileleri tek tek ziyaret etme duyarlılığını gösterirken, askeri bilmiyorum ama diğer partilerin ve STK'ların duyarlılığına dair haberler gözüme ilişmedi. Şehit olan ve sağlık haberi alınamayan çocuklarımızın ailelerinden ilgisizliğe isyan edenler olması, benim bildiğim Türkiye'de önemli bir yeniliktir.
Hükûmetin ve RTÜK'ün, Hakkâri'deki saldırıya dair haberleri yasaklama kararına, 2007 Türkiye'sinde hak ettiği cevabı Danıştay derhal verdi. Bence bu da bir yeniliktir. Dün Haluk Şahin bu «yerinde karar»ın altını pek güzel çizmişti.
Ben, bizim dışımızda gerçekleşecek bir yeniliği daha bekliyorum. Umuyorum ki ABD, işitmezlikten geldiği bir sesi hazmetme gayreti içindedir. Biri onlara uzaktan seslendi:
– Sen, aslı esası olmadığı kısa sürede anlaşılan bir nükleer silah vehmiyle, okyanuslar aşıp Irak'ı kendi yurdunda vurmaya geliyor, bu hakkı kendinde buluyorsun da, benden, nasıl bir mantık ve vicdan ile yurdumun bütünlüğünü tehdit eden bir terör çetesinin, burnumun dibinde mevzi almasına, sınırı aşıp pusuya düşürdüğü askerlerimi öldürmesine razı olmamı bekliyorsun?
Dış politikada aslolan allaklık'tır, biliriz. Ama bana, bunun bile bir derecesi, bir sınırı olmak gerekirmiş gibi geliyor. Beklediğim yeniliklerden biri de bu: Amerika da imana gelecektir, diyorum.
Dil Yâresi
Türkçe dostlarından (Ayşe Keskalan)

  • Aynı anlama gelen «daha» ve «henüz» kelimeleri, aynı cümlenin içinde yan yana kullanılıyor. Oysa yalnız birini kullanmak yeterli. Yılmaz Özdil'in «Tezkere» başlıklı yazısındaki hatalı cümle şöyleydi: «... İnanmayan, girsin baksın arşive; Genelkurmay Başkanı Hemen girmeliyiz dediğinde, daha henüz, Kara Kuvvetleri Komutanı'ydı, Kara Kuvvetleri Komutanı!» (Hürriyet, 19 ekim).
    – Mektubunuzu benimseyerek, eleştirinize hiç tereddütsüz katılarak okudum. O iki kelimeyi yan yana ve o cümlede sizin gibi ben de kullanmam. Bu bakımdan aramızda anlaşırız. Ama «Neden yazılmaz?» sualine benim vermeye çalışacağım cevap, «Çünkü daha ve henüz aynı anlamda kelimelerdir» gibi veciz bir cümleye sığdırılamaz. Sözü biraz uzatmak zorundayım.
    Henüz zarfı «daha, hâlâ» anlamlarına gelir, ama bir şartla: bu anlamda olumsuz bir cümlede kullanılmış olacak. Yahya Kemal'in şiirindeki gibi: Mehlika Sultana âşık yedi genç / Seneler geçti henüz gelmediler.
    Doğrudur, daha zarfı da «henüz» anlamında kullanılır. Aynı şartla: «Daha yarım saat olmadı, aceleniz ne?» diyor Namık Kemal. Cümle gene olumsuz.
    Geriye şu sual kalıyor:
    – Daha ve henüz zarfları aynı cümlede ve yan yana hiç kullanılmaz mı? Kullanılır!
    Türkçe'de biz, eş veya yakın anlamlı iki kelimeyi yan yana kullanarak etkiyi artırmaya çalışırız: anlı şanlı, iri yarı, yarım yamalak, açık saçık, deriz...
    Bunlar gibi daha ve henüz zarfları da yan yana kullanılabilir. «Daha henüz yürümeye başladı» ifadesinin yanlışı yok. Ama bir kuralı var: Daha cümlenin başında kullanılmış olacak.
    Nurgül'ün tacı zaten başında
    Erkan Aktuğ sormuş Nurgül Yeşilçay'a: «Sizin için Türk sinemasının yeni sultanı diyorlar. Sezen Aksu, diyor».
    Nurgül gülerek cevap veriyor:
    – Harika! Ödül alırsam zaten, Sezen Aksu'ya rağmen ödül alırım burada (Radikal, 26 ekim).
    Ne sıradan bir güzeldir o, ne de sıradan bir oyuncu. Sezen Aksu dediğiniz de, insan sarrafı!
    Nurgül «Burada» derken, yalnız Antalya'yı ve Altın Portakal yarışmasını kastediyor sanmayın. Türkiye kaliteye prim vermeyenlerin ülkesidir. Sahiden değerli olana, nedense bu memlekette itibar edilmez. Hatta güvenilmez de diyebiliriz.
    Siyasette bir Turhan Feyzioğlu'nun ne gözle görüldüğünü çok söyledim. Kemal Derviş'in hangi terazide tartıldığını en genciniz bile gördü. Orhan Pamuk çoğumuz için ne dediği anlaşılmayan romancıydı. Eloğlu Nobel verdi ona, biz çocuğa memleketini dar ediyoruz. Babası varlıklı olmasa Sait Faik hikâyeci olarak aç kalırdı. Tiyatromuzun gelmiş geçmiş en büyük kadın oyuncusu Yıldız Kenter korkarım emekli maaşıyla geçinme durumundadır.
    Antalya bir Nurgül Yeşilçay'ı baştâcı ederse, doğrusu ben buna biraz da şaşarım. Ama arada sırada onlar da şaşırıyor.
    Nurgül'ün şimdi kadınını seçmeyi ve ona değer vermeyi bilen, şefkatli, görgülü, meslektaşı bir hayat yoldaşı var. Cem'in pabucu umarım dama atılmamıştır.