Ampullü, pezevenkli davalar

Rahmetli İsmet Paşa?nın konuşmaları üzerinde durup düşünmek, cümlelerini bir bir ele almak, bunları doğru anlayıp açıklayarak anlatmak, dediklerine katılmak veya karşı...

Rahmetli İsmet Paşa’nın konuşmaları üzerinde durup düşünmek, cümlelerini bir bir ele almak, bunları doğru anlayıp açıklayarak anlatmak, dediklerine katılmak veya karşı çıkmak... (Nasıl gelir bu lafın arkası diye günümüzde tahmin yürütmek bile güçtür herhalde, yıllar önce bu dediklerimi yapmış biri olarak size ben söyleyeyim) başlı başına bir zevkti, bir sınavdı, bir görevdi, beynin ve izanın süzgecinden geçirilmesi gereken bir çalışmaydı.
Oturup yazmaya davrandığınızda bilginizi, tecrübenizi, zekânızı da tartan bir kantara çıkmış gibi olurdunuz. Benzer vesileleri haz alarak değerlendirirdik, diye hep hatırlar, ara sıra da böyle yazarım, söylerim.
Evveli gün masamda yanyana duran iki haber kesiğini bu hatıranın süzgecinden geçirmeye kalktım. Olacak iş değil! O süzgecin telleri bu iri ve şekilsiz tanelerin geçemeyeceği kadar ince ve hassastı. İçimi hasret ve özlem duyguları sardı.
Gelelim günümüze.
Önümdeki haberlerden birinin başlığı «Ampul Tayyip dediler dünyaları karardı» diyordu. (Radikal, 4 mart). Diğerininki «Penk kavgasında üç gazeteciye dava» idi (Habertürk, 4 mart).
Haberlerin neye dair olduğunu herhalde anladınız. İlkinde tereddüt mü ettiniz? Kısaca söyleyeyim size. Geçen yıl Bursa’da lise öğrencileri üniversite giriş sınavlarını protesto etmek istemişler.. Orada söyledikleri ve ellerindeki pankartlarda yazılı olan sözler sebebiyle haklarında dava açılmış. İki lise öğrencisi ile iki öğretmen ve bir dernek üyesi, Başbakan Tayyip Erdoğan’a hakaretle suçlanarak 11’er ay 20’şer gün hapse mahkûm edilmişler.
Suç sayılan sözlere dair şu örnekler var haberde: l «O bir Amerikancı, o bir işbirlikçi, o bir IMF uşağı, o bir öğrenci düşmanı... Bir, iki, üç, ampulsün sen Tayyip!» (Davaya sonradan katılan Erdoğan’ın avukatları «Bu sözlerle Başbakan’a görevi nedeniyle saygınlığını, haysiyetini rencide etme kastıyla hakaret suçu işlenmiştir» iddiasında bulunmuşlar. l Bu gösterinin tarihi 29 mart 2008. Üç gün sonra 1 nisan günü, bu defa DİSK ve KESK’in öncülük ettiği eylemde «Ampulsün sen Tayyip!» sloganı tekrar kullanılmış. TCK’nın aynı 125’inci maddesine dayanarak dokuz kişi hakkında ikinci bir dava açılmış. İlk davadaki öğrenci sanıklardan Ozan Battaloğlu’nun davası, yaşı 18’den küçük olduğu için çocuk mahkemesinde devam ediyormuş.
Ampul’ün «Elektrik iletkenini koruyan cam şişe» ve «İçine sıvı ilaç konan cam tüp» anlamları. Argo Sözlüğü’ne de baktım: l Kadın memeleri. l Saçsız baş, kel kafa. l Futbolda direğin hemen altından giren gol.» anlamları var. Çocuklar sözlerini «AKP simgesindeki ampul fotoğrafından esinlendik» diye savunmuşlardır. Demek ki hâkim ifadenin hakaret içerdiği kanaatine varmış.
Başlığında noktalanmış halde «pezevenk» kelimesi de bulunan haberin kahramanları biri türkücü, diğeri şarkıcı iki sanatçı: İbrahim Tatlıses ile Yıldız Tilbe. Bir sahnede cereyan eden ve canlı televizyon yayınında meydana gelen çirkin kavgayı anlatmama gerek olmadığını biliyorum. Gördünüz, okudunuz, işittiniz değil mi? Dava Tatlıses tarafından ve bu olaydan köşelerinde kendisine hakaret ettikleri iddiasıyla Ahmet Hakan, Mutlu Tömbekici ve Rahşan Gülşan aleyhinde, Tatlıses adına açılmış.
Sizin aklınızdan geçen suali tahmin ederim:
– Lise öğrencileri ile türkücüleri, İnönü kıstasına vurmakla haksızlık etmiş olmuyor musun, diyeceksiniz?
Ben de sorayım öyleyse:
– O kıstas ile kıyasladığım Tayyip Erdoğan ile Deniz Baykal olsaydı, farklı bir sonuca mı varacaktık, diyorsunuz?

CNN Türk’te iki yenilik
Metin Uca’yla Maydanoz (19.00). Metin’in temposunu, sesi dahil konuşmasını, mizah tarzını ve cana yakınlığını severim. Bazen Başbakan’ın (bir alıntıyla) söze karışmasına bayıldım. Belki süresi biraz kısaltılacaktır.

  • Reha Muhtar’la Çok Farklı. Evet farklı. Bir defa muzip (basen de münasebetsiz) tavrının çok uzağında bir Reha var karşımızda. Güncel konular başarıyla tartışılıyor ve hatırda kalıyor.

Yetenekli, çalışkan ve çok başarılı iki televizyon yıldızından söz ediyoruz.
Ertesi sabah yazılarında yer alacak konuların bir akşam önce Metin’in veya Muhtar’ın oltasına takılmış olması, köşekadılarını tedirgin edecek, diye düşünürüm.

Dil Yâresi
Türkçe dostlarından (Salih Omurtak)

  • Bu veda kelimesi Hindu dillerinden mi alınmıştır sevgili Hakkı Hocam? Hasan Cemal, ki Cumhuriyet gibi bir gazetede yayın yönetmenliği yapmıştır, evet o bile yazı başlığında «PKK’nın silahlara vedası!» diyebiliyor. Hayret ediyorum. Nereye baksanız hata üstüne hata... Dilimiz bu kadar da horlanmamalı, değil mi efendim!

– Sevgili okurum yıllar yılı şikâyetçi olduğumuz yaygın hatayı söylüyor. Hasan Cemal «... silahlara vedaı» demek gerekirken «... vedası» yazmış diye sinirlenmiş.
Bu gibi konuları da benden iyi bilen Şiar Yalçın’dan şu açıklamayı gelin birlikte okuyalım: «Defalarca belirttiğimiz gibi camiye, camiyi, camisi, caminin denmez, camie, camii, camiin denir. Arap alfabesinde «ayın» veya «hemze» ile biten başka kelimelerde, bu harfler ünlü değil ünsüz sayıldığından, çekimde «s, y, n» gibi dolgu harfleri almaz ve sessiz harfle biten kelimeler gibi çekilir: mevzuu bilmiyorum, mevzie girmek, vedaı çok acıklı oldu, tetkik mercii, irticaın iğrenç yüzü, tramvayda hep ikinci mevkie binerdi, ticaret metaı, Kant’ın tevazuu dillere destandı... derken olduğu gibi.» (Doğru Türkçe, Metis Yayınları); ve Sultanahmet Camii denmeli!
İmla kılavuzuna (Ömer Asım Aksoy’un) baktım. Ayrı ayrı hepsi işaret edilmiş: mevzu-u, mevzi-i, merci-i, irtica-ı, mevki-i, meta-ı ve cami-i, -si, diye.
Camiin yerleşmiş ve kalıplaşmış adı söz konusu ise, yukarıdaki misalin doğruluğuna rağmen ve istisnai olarak Sultanahmet Camisi de diyebiliriz.
Hasan Cemal’in yazısında o ifade «... silahlara veda etmesinin...» diye yer almış. Başlığı bir başkası vermiş de olabilir.