Ana katili çocukların derdi, sadece sevgisizlik ve tv dizileri olamaz

Yıl sonu gazetelerine o gözle de baktım. Cinayet sayısındaki artış ve çeşitlenme 2008 suç bilançolarında yer alacak mı, diye? Son yıllarda dehşet verici cinayet haberlerini okurken...

Yıl sonu gazetelerine o gözle de baktım. Cinayet sayısındaki artış ve çeşitlenme 2008 suç bilançolarında yer alacak mı, diye? Son yıllarda dehşet verici cinayet haberlerini okurken hep aynı şeyi düşünüyorum.
– Eskiden, polis-adliye haberlerini kovaladığım yıllarda diyelim, katiller bugünküler kadar gaddar değildi.
Yalnız bizde değil, bütün dünyada olup bitenlere bakarak söylüyorum bunu. Mesela kendi kızlarını evin bodrumuna hapsedip, eşinin de bilgisi dahilinde o yavrucaklardan bir sürü çocuk sahibi olmuş bir ruh hastasından söz edildiğini hatırlamıyorum.
Haber diye okurken dehşete kapıldığım suçları, işlenişini havsalama sığdıramadığım cinayetleri bir bir saymayayım. Hepimiz biliyoruz zaten.
Ama inanılır şey değil, çocuklar analarını, babalarını, kardeşlerini öldürüyorlar:

  • Star’da vardı: 28 şubat 2008 günü Adana’da 19 yaşında bir genç, Ertuğrul Kocakaya, erkeklerle geziyor diye tartıştığı ablasını öldürmeye giderken, ona engel olmak isteyen 39 yaşındaki annesini (Sultan Kocakaya) öldürdükten sonra, mutfaktan aldığı ikinci bir bıçakla, 22 yaşındaki ablası Yeter Kocakaya’yı öldürmeye giderken polis ekiplerince yakalandı. Halinden şüphelenip yakalamasaydılar ikinci cinayeti de işleyecekti.
  • Anlatması zor bir cinayet daha: M.F. 17 yaşında bir oğlan çocuğu. Annesini (Asiye F., 44 yaşında) bıcaklayarak ve gırtlağını sıkarak öldürdükten sonra, cesedi satırla 13 parçaya ayırıyor. 27 mayıs günü (gazete nerede olduğunu yazmamış) parçaları paketleyip denize atmaya hazırlanırken, bir arkadaşının ihbarı üzerine yakalandı. İnternetteki sitesinde anket yapıp, «Annemi nasıl öldürebilirim?» diye arkadaşlarına sormasa, belki de yakalanmayacaktı.

İfadesi de var oğlanın, özrü kabahatinden büyük:
– Annem sürekli benden yakınırdı, diyor. Bir gün ya o beni öldürecek, ya da ben onu, diyordu. Bu sözler çok zoruma gitti.
O kadar!

  • Daha çok ses getiren bir cinayeti, Ankara’da Bilkent Ü. Hukuk Fakültesi öğrencisi 21 yaşında bir genç kız işledi. Onu hepiniz hatırlayacaksınız. Güzel bir kız, pek de bakımlı, cinayet ertesi polisçe Emniyet’e götürülürken makyaj tazelemeyi de unutmamıştı.

Cinayetin uyandırdığı ilginin tek sebebi Başak Aydıntuğ’un görüntüsü değildi. Boğazını keserek öldürdüğü annesi tanınmış biriydi: Ankara Ü. Tıp Fakültesi’nin Dekan Yardımcısı Prof. Dr. Olcay Tiryaki.
Başak sonunda ömür boyu hapse mahkûm olacağı duruşmalar boyunca mahkemede de sukûnetini korudu. Cinayet sebebi hakkında dediği de şuydu:
– Tek suçlu sevgisizliktir. Ve annemin benimle ilgilenmeyişi.
Annesi ile babasının boşandıklarını ve Başak’ın psikolojik tedavi gördüğünü sonradan öğrendik. Profesör annesinin, Başak’ın muhtemel davranışları konusunda endişeleri bulunduğunu da bu arada gazete haberlerinden öğrendik.
*
2008 yılının, Türkiye’de işlenen bu dehşet verici cinayetleri pek de hayret etmeden içine sindirdiğini görür gibi olduk. Dehşet duygularını artırıcı bir haldi doğrusu.
Cinayet tarihlerinde yazılanları aramadım. İki uzmana danışmış haberi yapanlar:

  • Prof. Dr. Arif Verimli, birkaç cinayetin yakın tarihlerde işlenmiş olması raslantı eseridir, demiş. Annelerin, babaların çocuklarıyla sevgi ilişkisi kurmayışlarını, onları aşağılayıp onurlarıyla oynamalarını eleştiriyor. Ortak sebep çocukların engellenmesi, hırpalanması, hor görülmesidir. Boşanmış çiftlerde sorumluluğun bir tarafta kalması da sorunlar yaratıyor.
  • Doç. Dr. Armağan Samancı’ya göre bu hadiselerde önemli olan duygulardır. Nesilden nesile duygu aktarımı. Mesele iyi yetişmeyen çocuklardan ziyade erişkinlerde. İyi duygular aktarılmayınca çocuklar acımasız bir ruh haletine sürükleniyor. Bu çocukların temel özelliklerine baktığımızda parçalanmış aileler, aile içi çatışmalar görüyoruz. Güven ortamında yetişmemiş çocuklar.
    (Güzel haberi için Özkan Tamirak’a teşekkürler.)

*
Prof. Hülya Uğur Tanrıöver televizyon dizileriyle ilgilenen  -benim bildiğim- nadir akademisyenlerden biridir. Bir dediğini aktarayım size:
– Yaprak Dökümü mafya dizilerinden daha tehlikeli, diyor. Şiddet içeren dizilerin küçük çocuklar tarafından seyredilmesine engel olunabilir. Ama «aile dizileri» adı altında gösterilen dizilerde de vahim şeyler var. Annem dizisinin adı bile bu çelişkiye işaret etmektedir. (Bu dizide 17 yaşında lise öğrencisi bir kız çocuğunun hamile kalması konu ediliyormuş.)
Şu dediği daha önemli:
– Yerli dizilerimiz mümkünse her kategoriden insanlarca seyredilme peşinde, bu yüzden de «eklektik» (Bence «TAMEK’se at sepete!» formülüyle) hareket ediliyor. Dizilerini çok farklı seyircilerin benimsemesini istiyorlar (Akşam, 1 ocak).
*
Beni de ilgilendiren, düşündüren konular bunlar.
– Pazar günü işin mi yok?
– Yok, ne olacak! Etkilidir biliyorum amma, tek sebep dizilerin dikkatsizliği olamaz.
Büyük aile dağıldı, diye; çekirdek aile ne kadar mutlu, diye el çırpılıyor. Çocukların daha yalnız ve sahipsiz kaldığını düşünen yok.
Göç içten içe veya içten dışa devam ediyor. Canlıların hayatında mekânın önemi hemen de unutulmuş gibi.
Çocuklarımız gibi toplumsal meselelerimiz de sahipsiz. Bana ana katili zavallı çocuklarımızın baş derdi buymuş gibi gelir.