Anayasa Mahkemesi de dahil

Dün gene çok sıkıntılı bir gün geçirdik. Ben şu anda, Anayasa Mahkemesi'nin kararı henüz alınmamış ve açıklanmamışken yazıyorum. Kararı bekleme imkânım yok.

Dün gene çok sıkıntılı bir gün geçirdik. Ben şu anda, Anayasa Mahkemesi'nin kararı henüz alınmamış ve açıklanmamışken yazıyorum. Kararı bekleme imkânım yok.
Bu durumdan duyduğum rahatsızlık, bakın beni nasıl bir düşünceye sürükledi:
– Güvendiğimiz hiçbir kurum, makam... ve galiba kimse de yok bizim artık...
İktidardan duyulan rahatsızlık demokrasilerde, diyelim ki kaçınılmaz bir haldir. Ama partililik kisvesinden sıyrılamayan Başkanı da dahil, Meclis konusunda da gönlümüz pek rahat değil. Beğendiğimiz, sevdiğimiz halde Cumhurbaşkanımızdan, partilerin bir arada yaşamasını, gerektiği zaman bağdaşmasını sağlayacak bir denge unsuru olmasını bekleyemiyoruz. Partiler üzerinde ayrı bir etkisi, liderlerle bu konuda işe yarayabilecek yakınlığı yok.
Muhalefete gelince.
Beni bağışlasınlar, söz bu noktaya dayandığında ben, şunu sorma ihtiyacı duyuyorum:
– Meclis'de muhalefetin temsilcileri de var mı?
Fiilen var elbette, ama etkisiz bir varlık bu. Biz iktidarı, hop oturup hop kalkmak zorunda bırakan ve Meclis mevcudu 40 milletvekilini bile bulmayan muhalefet cepheleri de gördük o çatının altında.
Asker milletiz, diyegeldiğimiz malum. O kadar ki, imparatorluk boyunca ticaretle, zanaatle, esnaflıkla daha çok gayrımüslüm azınlıklar ilgilenirken, Türk unsurun başlıca işi devlet memurluğu ile askerlik olagelmiş.
Türkiye Cumhuriyeti'nin kurucuları da, tıpkı beylikleri ve Osmanlı Devleti'ni kuranlar gibi askerlerdi. Ama aynı kurucuların, kuruluş ertesi ilk işi, askeri siyasetten uzak tutmak olmuştu. Son yıllarda askerimiz, siyaset alanında etten önce çömleğe düşme alışkanlığı edindi desek, mübalağa mı olur?
Hayır! Dün, gene çok sıkıntılı bir gündü dememin sebebi bu saydıklarım değil. Hepsi birlik olmuş, sorumluluğu bu kerre Yargı'nın omuzlarına yükleyip, sanki birer adım geri çekilmişti.
Anayasa Mahkemesi'nin on bir hâkimi, dün Türkiye'yi, evet omuzlarında taşır gibiydiler.
Onlar harıl harıl çalışa dursun, dışarıda konuşmaya devam eden siyasetçilere, biliminsanlarına, gazetecilere kulak verdim.
Ve nasıl bir hisse kapıldım, bilir misiniz?
– Sanki bu milletin Yargı erkine de tam güveni yoktu.
Bana asıl ağır gelen de bu oldu. Onu söylüyordum «Çok sıkıntılı bir gündü, dünkü gün» derken.
Dil Yâresi
Türkçe dostlarından (Fırat Çelebi)

  • Türkçe öğretmenimiz «film» yazılır, diyor. İmla kılavuzuna baktım, orada da «film» yazılı. İkisine de güvenemedim. Türkçe'nin kuralları, bilirsiniz ki her yıl değişir. Cevap verirseniz sevinirim.
    – İmla kılavuzlarının ve sözlüklerin çoğu film yazıyor. Yalnız Şemseddin Sami'nin yeni harflerle basılan Kâmus-ı Türkî'sinde filim veya film imlasını gördüm. Bir de Ayverdi Sözlüğü'nde öyle. Meydan Larousse doğrudan filim derken, Büyük Larousse film imlasını tercih ediyor.
    Bence doğru olan imla kılavuzlarına uyarak film yazmaktır.
    *
    En müzmin dertlerimizden biridir bu durum.
    70 milyon bile değilmişiz
    Ne zaman istatistik sayılarına dayalı bir tartışma olsa, ben araya girerim:
    – Boşuna nefes tüketmeyin! Ben Türkiye'de nüfus sayımı sonuçlarından bile emin değilim.
    1958 yazında Madrid'de kafamıza kakılan bir karşılaştırmayı da, benzer her vesilede bir kere daha tekrarlarım. Size de anlatmıştım. Hani Kraliyet Sarayı meydanında gördüğümüz, 2 milyonuncu Madrid'liye hediye edilmek üzere bekleyen otomobil. Bir büyükşehir nüfusu, nasıl oluyor da böyle günü gününe, hatta saati saatine takip edilebiliyor, akıl erdirememiştik.
    – Demek Madrid şehrinde, doğumunu ebe yardımıyla evinde yapan kadın yok, demiştik.
    Gözünüze ilişti mi, «Türkiye'nin nüfusu 5 milyon az çıktı» diye bir haber vardı (Zaman, 1 mayıs). İsa Yazar bu konuda, Türkiye İstatistik Kurumu Başkanı Ömer Demir'le konuşmuş. Şu söylenene bakın:
    – Ülke nüfusu düşünüldüğü gibi 73 milyon civarında değil. Olsa olsa 68 milyon olabilir.
    Daha netlenmiş haliyle son açıklama şöyle toparlanabilir: «Kimlik numarasına dayalı nüfus sayımı çalışmaları bitmek üzeredir. İstanbul ve Kocaeli'nin bazı ilçeleri dışında sayım tamamlandı. Şu anda 60 milyona ulaşmış bulunuyoruz. Sayım sona erdiğinde de 73 milyonu bulmamız mümkün görülmüyor.»
    Kaba hesapla yüzde 7'lik bir yanılmadır bu. Küçümsenir, «Ya! Demek öyleymiş» diye kolayca benimsenir bir yanılgı da değil bence bu... Hayrettir!
    *
    2000 nüfus sayımı sonucu 67 804 000 civarı. Yedi yıl geçmiş aradan, bakın «Bugün o kadar nüfus ya var, ya yok» diyorlar.
    Şimdi nüfusu azalan illerin milletvekili sayısı da düşürülecek; belediyelerin İller Bankası'ndan alacağı pay azalacak; nüfusu 2 000'in altında kalan yerler, belediye konumundan çıkarılıp köy veya mahalle durumuna getirilecek...
    Adrese Dayalı Nüfus Sistemi tamamlanan sayım sonuçları halen askıdaymış. Hâlâ gidip bakmadıysanız acele edin! Becerebilen bu kontrolü internet üzerinden de yapabilirmiş.
    Bu azalmanın sebebini de sormuş gazeteci. İki sebeple olabilir demişler. A. Dışişleri kayıtlarına göre yurtdışında görünmediği halde yurtdışında olanlar. B. Kanunlardan ve denetimden bilinçli olarak kaçanlar.
    Bence, doğalı çok olduğu halde henüz nüfus cüzdanı çıkarılmamış çocukları da bu listeye eklemek lazım.