Ankara curcunaya dönmedi mi?

Bizim Kürtler meselemizi, Fransa ile Cezayirli Araplar arasında vaktiyle geçmiş olanlarla karşılaştırmaktan...

Bizim Kürtler meselemizi, Fransa ile Cezayirli Araplar arasında vaktiyle geçmiş olanlarla karşılaştırmaktan kendimi alamıyorum. Bizim de burada «Ya Kıbrıs ya ölüm!» diye bağrıştığımız günlerdi.
1952’de ben Kıbrıs’a gitmiş, Lefkoşe’de buluştuğumuz Kıbrıslı Türklerle uzun uzun konuşma imkânı bulmuştum. Yanımda makinesiyle Çetin Şencan ve bir Türk delikanlısı çarşı merkezinden geçiyorduk. Çocuk, Rum yönetiminin onlara eziyet ve terbiyesizlik ettiğini anlatıyordu.
Ardımızdan koşarak gelen zayıf, uzun boylu, 60 yaş civarında bir Rum bizi durdurdu. Pekâlâ anlaşılır bir Türkçe’yle bana:
– Bey kardeşim, inanmayın bu çocuğun anlattıklarına, diye şikâyete başladı. Herhalde gazetecisiniz. Bu çocuk, şimdi biz Rumları size şikâyet ediyor. Ne zaman Yunan gazeteci gelir burada, bizimkiler de ona Türkler’den şikâyet ederler. Bu veletler yüzünden bu adada, Türkler de Rumlar da, hepimiz aç kalacağız.
*
1952’de Kıbrıs hâlâ İngiliz yönetimindeydi.
Fransızlar ile Cezayirli Araplar arası çekişmeleri ben günü gününe Le Monde’dan takip ederdim.
1952’de Kahire’ye gittim Cezayir Bağımsızlık Hareketi’nin lideri Bin Bella Kahire’deydi. Kaçmış ve General Necip ve Abdünnasır’ın koruması altına girmişti.
Cezayir’de ayaklanma 1954’te başladı. 56’da Fransızlar Bin Bella’nın da içinde bulunduğu uçağı yolda çevirip, Arap lideri tutukladılar. 1962’ye kadar cezaevindeydi. O yılın eylülünde Kurucu Meclis’lerini kurdular. 63’te Bin Bella Başkan seçildi. Bizim de iyi bildiğimiz tek partili (FLN, «Millî Kurtuluş Cephesi») bir cumhuriyetti Cezayirlilerin ki de...
Aralarındaki savaş 1962 Évian Antlaşmasıyla sona ermişti. Paris’te «Cezayir’i kaybetmek Fransa’yı kaybetmektir!» diye yırtınan milliyetçiler, karşılarında «Cezayir’e gidip bu haksız savaşa katılmalıyız» diye isyan ederek trene binmeyen demokrat yedek subaylar...
Cezayir’de 30’larda başlayan bağımsızlık hareketi, 32 yıl sonra güya hedefine ulaşmıştı. 1965’te, seçildikten iki yıl sonra Albay Bumedyen iktidara el koyarak Bin Bella’yı alaşağı etti.
Ben asıl Fransa’da olup biteni takip ediyordum. Le Monde sayesinde.
De Gaulle, Almanlar Paris’e girince Londra’ya iltica ederek Hür Fransa hareketini başlatmıştı. BBC’deki konuşmalarını biz bile dinlerdik. Bağımsızlık Komitesi’ni 1943’te Cezayir’de kurdu. Komite ertesi yıl Paris’e taşınacaktı. Partilerden hoşlanmıyordu De Gaulle. Başında bulunduğu Fransız Halk Birliği partisinden de istifa ederek, 1953’te evine çekildi. Savaş Hatıraları’nı yazdı (1954-1959). 1958’de Cezayir ayaklanması yeniden patlayınca iktidara çağırıldı. 5. Cumhuriyet’i o zaman kurdu.
Devam eden Cezayir savaşı sırasında istifa eden generallerin isyanı (nisan 1961) ve daha nice hadise ve mesele... 1962’de bu defa doğrudan halkoyuyla Cumhurbaşkanı oldu ve 1965’te yeniden seçildi. 1968’deki anayasa reformu projesi halkoyuyla reddedilince, nisan 69’da istifa ederek başkanlıktan ve siyasetten ayrıldı.
Fransa’nın savaş kahramanı, bir anlamda yeniden kurucusuydu De Gaulle. Ölümünden sonra «General benzersiz itibarını aslında, Cezayir’i elden çıkarmaya razı olduğu için kaybetti» diyenler de az değildi.
Canımı sıkan, o zamanlar Paris ve Cezayir’de olanları iyi kötü anlayarak takip edebildiğim halde, 50 yıl sonra Ankara’da neler cereyan ettiğini öğrenemeyişimiz. Ankara curcunaya döndü sayelerinde!

Mehmet Y. Yılmaz’a kıyamam!
Dilinizi tutamaz da, birini «İnsanlar tane ile sayılmaz» diye uyarmaya kalkarsanız, adınız en azından «dil ukalası»’na çıkar. Köşekadılığına yıllar sonra yeniden başlamak istediğimi söylediğimde, cevabı «Pazartesi başlar mısın?» diye bir sual olan Mehmet Y. Yılmaz’ı uyarırsam, beni terslemektense ciddiye alacağından eminim.
– Allah bağışlasın kaç çocuğunuz var? sualine çoğu zaman «İki tane kızım var, üçüncüsü oğlan oldu» gibi cevaplar alırsınız.
Türkçe’de nezakete aykırı bir ifadedir bu. Tane kelimesi için sözlüklere bir göz atalım. * Meydan Larousse, «Tek başına bir varlık olarak ele alınan şeyler için sayı birimi olarak kullanılır» diyor. * Örnekleriyle Türkçe Sözlük (MEB), tarifi şu: «Herhangi bir sayıda olan şey.» * Temel Türkçe Sözlük (Kemal Demiray). «Kendi başlarına teker teker sayılabilen şeyler için sayı birimi olarak kullanılır.» * Türkçe Sözlük (TDK). «Kendi başına tek bir varlık diye anılan şeyler için sayı birimi olarak kullanılır.» (Altıncı baskı, 1982) derken, daha sonra doğru tariften uzaklaşarak, «Herhangi bir sayıda olan» demekle yetiniyor. (Onuncu baskı, 2005). * Ayverdi Sözlüğü (Kubbealtı) kelimeyi «Başlı başına bir varlık teşkil eden şeylerin her biri için kullanılan sayı birimi, adet» diye tarif edenlere katılıyor.
Tariflerde yer alan «şeyler», «şey», «nesneler» gibi açıklamalar o kelimenin, insanlarla ilgilendirilerek kullanılamayacağı anlamına gelir. «Üç öğrenci geldi» demek yeter; tane istemez.
*
Karşı görüşte ısrar etmeye çalışanlar da olur. Başlıca delilleri «Bir tanem!» sevgi hitabıdır, ki bu başlı başına bir deyimdir. Bedri Rahmi’nin «Nar tanem, nur tanem, bir tanem»’i; Karacaoğlan’ın «Güzeller içinde bir dâne / Zülfünü dökmüş gerdâne / Tarar nazlanı nazlanı» diye anlattığı sevgili. Sözlükler bir tane’yi «Eşsiz, yegâne»; bir tanem’i de «Çok sevilen, çok kıymet verilen kimselere hitap sözü» diye tarif eder.
İnsan taneyle sayılmaz kuralını vaktiyle Şiar Yalçın, «Bosna Hersek’e 1 100 tane askerimizi göndereceğiz» dediği zaman Tansu Çiller’e pek bir güzel hatırlatmış, ben de sizlere aktarmıştım.
Aynı bahse tekrar dönüp uzun uzun anlatmama Mehmet Y. Yılmaz’ın şu cümlesi yol açtı: «Eşleri ya da sevgilileri tarafından aldatılan kadınların en güzel 10 tanesi ilan edilmiş» (Hürriyet, 28 aralık). Adlarını da vermiş o güzel kadınların. İkisini üçünü ben de hatırladım. Mehmet gibi kadınların değerini teslim eden zarif bir arkadaşımın bu cânım dilberleri, bilmeden de olsa eşya gibi, zeytin tanesi gibi anar duruma düşmesine gönlüm razı olamazdı.