Anlaşma da değil, uzlaşma!

Mehmet Ağar'ın DYP'si ile Erkan Mumcu'nun ANAP'ı arasındaki, tek parti halinde birleşme düşüncesinin kısa sürede uygulamaya geçirilebilmesiyle ümitlenmiştik.

Mehmet Ağar'ın DYP'si ile Erkan Mumcu'nun ANAP'ı arasındaki, tek parti halinde birleşme düşüncesinin kısa sürede uygulamaya geçirilebilmesiyle ümitlenmiştik.
– Demek ki isteyince bizde de pekâlâ olurmuş, mutluluğumuz uzun sürmedi. Şu sıralarda, köşekadıları aracılığıyla, iki genel başkan birbirine laf yetiştirme telaşında.
DSP Genel Başkanı, sakin görünüşlü Zeki Sezer, mikrofon başı/ekran önü sohbetlerinde seçim öncesi birlikte oldukları CHP'den tez zamanda ayrılacaklarını duyurmaya çalışıyor.
Deniz Baykal müşkülde ya, kapanmamış yara tabiatıyla, Şişli Belediyesi'nin CHP'li başkanı «gayrikabil-i içtinap» (demektir ki «kaçınılmaz, çünkü kaçsan da kurtulamazsın») Mustafa Sarıgül yerinde duramaz, kabına sığamaz oldu. Dün Sarıgül'cüler şeflerini protesto eden CHP'li gençleri kovalayıp hırpalamakla meşguldüler; Şişli Belediye binasının hemen önünde.
Bu seçimde «bağımsız aday» sıfatıyla yaptıkları ikinci hamleyi başaran Kürt milletvekillerimiz, ilk iş olarak grup kurma girişiminde bulundular. İçlerinde, bu defa biz de Türkçe yemin edeceğiz diyenler yanında (İyi ederler!), yanlış telden çalmakta ısrarı deneyenler de var; Leyla Zana gibi. Büyük ihtimalle yakında, o cephe de ikiye bölünecektir: Zana «misüllü» çıkarının uzlaşmazlıkta olduğuna inanan siyasî ikbal heveskârları ile, Ahmet Türk ve Aysel Tuğluk gibi temsil ettiği insanların çıkarını «birlik ve barış»ta gören gerçekçi siyasetçiler.
Hemen her konuda ortaya çıkan bu «millî» denebilecek ayrışma eğilimimiz, toplumda uzlaşma ihtiyacının giderek daha çok hissedilmesine yol açıyor. Farkındasınız herhalde, son zamanlarda uzlaşma tavsiyesinden, temennisinden geçilmez oldu.
Niçin anlaşma'dan değil de, ısrarla hep uzlaşma'dan söz ediliyor diye hiç düşündünüz mü?
Bence, en hayatî konularda bile aramızda anlaşma yeteneğinden yoksun bulunduğumuzu, artık görmezden, bilmezden gelemeyecek kadar iyi öğrenmiş olduğumuz için. Unutmayın ki anlaşma nihayet «Birbirinin maksadını anlama, aynı duygu veya düşüncede uyuşma, buluşma» demektir.
Uzlaşma ihtiyacının duyulması içinse, arada, ortadan kaldırılması gereken bir anlaşmazlık, bir uyuşmazlık bulunması gerekir. Anlaşmazlık ile uyuşmazlık da bizde, hep bildiğiniz gibi ibadullah!
Dil Yâresi
Türkçe dostlarından (Nurettin Doğru)

  • Profesörlerin bile hatalı olarak kullandığı ŞANS kelimesine dikkatinizi çekmek istiyorum.
    Şans, talih anlamında, olumlu olarak kullanılması gereken bir kelime. «Hastalanma şansı var», «Hızlı araba kullananın kaza şansı artar» gibi ifadelerin bir yanlış var. Bilmem haksız mıyım?
    – Haklısınız. Verdiğiniz örneklerde bence de kullanılması gereken kelime ihtimal'dir; söz konusu «hastalanma ihtimali, kaza ihtimalidir».
    Benzer bir hatanın sık sık kurbanı olan bir fiil var, gerçekleşmek. Mesela «Kaza tam bu noktada gerçekleşmiş» deniyor. Kaza «olur, meydana gelir, vuku bulur».
    Abdullah Gül'e derim ki...
    O yanda, aralarında anlaşamadıkları için uzlaşması gerekenlerden söz ettik. Bu yanda da iki satır, bir yolu birbirini satmadan birlikte yürüyebilenleri konuşalım.
    Dün CNN Türk'te Gürkan Zengin, her zamanki sakin ve tarafsız ciddiyetiyle bunu konuşuyordu, programına çağırdığı gazetecilerle. Baş konuları, Çankaya'nın yeni sâkini kim olacak sualine bugünün şartlarında verilebilecek, en akla yakın cevaptı.
    Önce buluştukları, benim de katıldığım şu hükmü söyleyeyim:
    – Adı en çok edilen Abdullah Gül, bir ara edilir gibi olan Bülent Arınç, bir diğeri Vecdi Gönül gibi göz doldurur parti ileri gelenleri, yoksa AKP'li olmayan, Çankaya'ya yaraşır biri mi?..
    Programa katılan gazetecilere bir sorulan da şuydu:
    – Bu arayışta işi en zor olan sizce kim?
    Hepsinden aynı cevap:
    – Tayyip Erdoğan!
    Parti başkanı, başbakan, bakan olup da, her yandan gelen eleştiri oklarının hedefi olmamak elbette mümkün değil. İnsanın isyan ettiği de olur arada bir... Nitekim Tayyip Bey bu konuda, mesela Süleyman Demirel kadar «hazımlı» biri değildi, belki istedi de olamadı; bunu da uzaktan kestiremeyiz.
    Var mısınız, daha çok eleştirilen Başbakan lehinde, burada iki laf da biz edelim?
    Bazen inada kadar varsa da, vefa gibi, yakınlarına sonuna kadar sahip çıkmak gibi, hele siyasetçilerde sık rastlanmayan bir güzel huyu var Başbakan'ın, Abdullah Gül'ün cumhurbaşkanı adaylığı konusunda mesela; bu mesele söz konusu olalı beri tek bir şey söylüyor:
    – Bu konuda önemli olan Abdullah Bey kardeşimin iradesidir.
    Burada irade «istek, dilek» anlamındadır. Abdullah Bey'in yerinde ben olsaydım, vıdı vıdı mizacımla, «Genel Başkan açıkça, ben de onun cumhurbaşkanı olmasını istiyorum demediğine göre, demek ki aklından, reddedersem daha iyi olur demek geçiyor da, buna dili varmıyor» hükmünü verir ve kendisine teşekkür etmekle yetinirdim.
    Abdullah Gül öyle yapmadı.
    Son basın toplantısındaki tavrını alkışlamayanlar arasındaydım. Biraz haksızlık gibi gelse de bana, beğendiğim siyasetçi ve devlet adamı Abdullah Bey'e, aslında bu sebeple şu kadarını söyleyeceğim:
    – O makamı hak etmiyor değilsiniz. Ama 2007 Türkiye'sinde tarafsız olan ve öyle kalabilecek bir cumhurbaşkanına ihtiyacımız yoktu, diyemeyiz.