Arılar gidiyor, dönmüyor. Bu bitkinin, hayvanın ve insanın da sonu demektir.

Yangın, sel, zelzele gibi tabiî afetler, derdik eskiden. Zelzele'nin yerine deprem kelimesi geldi yerleşti. Ses olarak ikisinde de toptan bir sarsıntının fon müziği var.

Yangın, sel, zelzele gibi tabiî afetler, derdik eskiden. Zelzele'nin yerine deprem kelimesi geldi yerleşti. Ses olarak ikisinde de toptan bir sarsıntının fon müziği var. Nitekim şimdi daha çok deprem diyoruz. Afet'i yenileme ihtiyacı duyulmadı galiba, ama tabiî'nin yerini doğal aldı bile. İlk öğrendiğimizde tabiî gaz diyorduk, zamanla doğal gaz oldu. Tek kelimeye de dönüşecektir.
Tabiî afetler diye başlayacaktım, duraksadım. «Doğal afetler» de bir tuhaf geldi doğrusu. Kullanılıyor da ben mi rastlamadım, dersiniz.
Geçen 3 nisan günü Radikal ve Vatan gazetelerinde, dünyanın değişen iklim şartlarına dair haberler okudum.
Radikal'den Serkan Ocak uzmanlarla konuşmuştu. Atmosferdeki karbondioksit ve metan gazı oranı 400 000 yıldır görülmemiş bir düzeye çıkmış. Küresel ısınmanın en somut belirtileriydi bunlar (diyordu, Meteoroloji Genel Müdür Yardımcısı Mahmut Kayhan).
«Karbondioksit ve metan gazları, diyordu Özlem Aytöre (Çevre Mühendisleri Odası'ndan) atmosferde bir tabaka oluşturarak, güneş ışınlarının geri yansımasını engelliyor ve böylece ısınma oluşuyor.»
Hilal Atıcı'ya göre (Greenpeace Akdeniz Sorumlusu) «Küresel ısınmanın temel sebebi biriken sera gazlarının güneş ışınlarını tutması ve artı ısınmaya sebep olmasıdır. Fosil yakıtlara dayalı enerji üretiminin küresel ısınmaya etki oranı yüzde 85; biz bir taraftan da, karbondioksiti oksijene çeviren yaşlı ormanları yok etmekle meşgulüz. Enerji sistemimizi hemen değiştirmeli, süratle yenilenebilir enerjilere geçmeliyiz. Bunun için siyasî kararlılığa ihtiyacımız var.»
(İst. Ziraat Mühendisleri Odası Başkanı) Ahmet Atalık, «Şu andaki değişimin kaynağında insan var. Tarım alanları iklim periyoduna göre değiştirilmeli. Ekim periyotları da yeniden düzenlenmeli.» diyor.
*
Aynı tarihli Vatan'da arılardan haber var. İyi haberler değil. Bu mucize hayvancıkların ekolojik denge ve insan hayatı üzerinde ne kadar etkili olduğunu uzmanlar söylerken dinleyip de dehşete düşmemek mümkün değil.
Şu bilimsel gerçekten başlayalım: Arılar, ekolojik denge ve insan hayatı açısından hayatî önemi olan hayvanlar. ABD'de bu bahar, 2,5 milyon kovandan 600 000'inin birden söndüğü görüldü. Türkiye'de arı nüfusu yüzde 30 azaldı. Hindistan'da 5 milyon arının ölümü 48 saat bile sürmedi. İspanya'da arı soyu kurudu. Polonya'da arıların yüzde 60'ı yok oldu. Arı ölüm ve kayıplarını durduramayan ülkeler arasında Alaska, Kanada, Avustralya, Yunanistan, İsviçre, İtalya, Almanya, Portekiz de var.
Arıların gizemli bir şekilde topluca yok olması akla küresel ısınmayı getiriyor. «Kurak ve ılık kış iklimi, arıların biyolojik dengesini bozdu, diyor Dr. Max Watkins (Pensilvanya Üniversitesi'nden); bu durum koloni düzenlerinde parçalanmalara yol açıyor. Kovan dağılınca arılar perişan olur.»
Her arı kolonisinde (yani kovanında) 10 000 ila 100 000 arı bulunduğunu düşünün. Ve müthiş çalışma tempolarını da unutmayın. Kovanda hayat, akıl almaz bir organizasyon demektir. Gün ve mevsimler boyu hiç şaşmadan tıkır tıkır işleyen, adeta ilahî bir düzen.
Salgın hastalıklar, evet. Arı zararlısı tarım ilaçları. Uçakların, otomobillerin egzoslarıyla havayı zehirlemesi. Önlenemeyen arı hastalıkları. Anî ısı düşmeleri; 14o de kovandan çıkar, çok uzaklaşır (5 kilometreye kadar), ama 5o de kovana dönecek takatı bulamaz kendinde ve telef olur.
*
Daha yeni ve daha vurucu sebepler de lazım.
Çernobil ertesi Kuzey Avrupa'da en büyük zararı balarıları görmüştü. Arıcılar, yüksek gerilim hatlarının altına düşen kolonilerdeki telefata da dikkati çektiler önce. Giderek sebepler ve şikâyetler listesinde cep telefonları ile baz istasyonları daha çok yer tutmaya başladı.
Bu bahar bütün dünyada arıcıların şikâyeti ayyuka çıktı.
Ve aslında haylidir bilinen bir gerçek, iri harflerle göze batacak boyutlarda basılıp çerçevelenerek, yalnız arıcıların değil, tüketicilerin de dikkatini çekecek şekilde uzaktan görünür yerlere asıldı.
Albert Einstein'ın bir uyarısıydı duvarlara ilk asılan: «Arıların varlığı insan için hayatî önem taşır. Günün birinde arılar yeryüzünden kaybolursa, bu, insan soyunun nihayet 4 yıllık ömrü kalmıştır, anlamına gelir. Zira arı olmayınca bitkiler arası döllenme durur. Bu olmayınca da geride ne bitki, ne hayvan kalır, ne de insan!»
Wurzburg Üniversitesi'nden Prof. Joergen Tautz, Einstein'ın dediğini bizim anlayacağımız dile çeviriyor:
«Çiçek ve bitki türlerinin polenleri, tabiatın bu iş için şekillendirdiği arıların bacaklarındaki tüylere takılır. Ve 130 000 farklı bitki türüne konan arılar, bunların tohumlanmasını ve üremesini sağlar. Bir fikir vermek için söylüyorum: tek bir kovandaki arılar günde 1 milyon çiçeği dölleyebilir.»
Bu aşlama ve dölleme düzeni bozulursa önce bitkiler yok olur; sonra sırayla hayvanlar ve insanlar.
*
Küresel bir tehlikeden söz ettik. Konu ilginizi çektiyse, beslenme, sağlık konularından sonra biraz da kovan denilen o kapalı ve sihirli kutuya eğiliriz.
Huzurunuzdaki eski bir arıcıdır. O kutunun içinde yaratılan ve yaşanan mucizeleri bir yere kadar bilir ve biraz anlatabilir.
İlgilenirseniz gene konuşuruz.