Arınç'ın «Sıra bende» telaşı

Mithat Bereket'in iki misafiri vardı. Prof. Toktamış Ateş ile gazeteci Cengiz Çandar (Manşet, 2 mayıs, CNN Türk).

Mithat Bereket'in iki misafiri vardı. Prof. Toktamış Ateş ile gazeteci Cengiz Çandar (Manşet, 2 mayıs, CNN Türk).
Cumhurbaşkanı seçiminde Meclis, ilk turda yeterli oyu tutturamamış, üç gün sonra ikinci tur toplantısında buluşmak üzere dağılmıştı. İktidar ve muhalefet liderleri parti grubu toplantılarında birbirlerine demediklerini komamış, Anayasa Mahkemesi'ne dil uzatmaktan geri kalmamışlardı.
Çarşamba günü, bir süredir nazar değmesin diye pışpışladığı istikrar bozuluverir diye yüksek sesle konuşmaktan bile çekinen Türkiye, yeni durumu sükûnetle konuşup, danışıp değerlendirmeye çalışıyordu.
Evet, bendeniz de bu arada Mithat'ın misafirlerine kulak vermekle meşguldüm. Söz döndü dolaştı, bu durumda yeni cumhurbaşkanının seçimi gecikeceğine göre, Çankaya'da göreve kimin devam edeceği sualine geldi. Ortak tahmin, yeni cumhurbaşkanı seçilinceye kadar Ahmet Sezer'in görevinde kalması yönündeydi.
Mithat Bereket'e TBMM Başkanı'nın programa katılmak istediği bildirildi. Bülent Arınç o sabah basın toplantısı yaparak düşüncesini şöyle açıklamıştı:
– Vekâleti söz konusu olan benim. Anayasamız cumhurbaşkanı yedi yıllık süre için seçilir, diyor. Benim bildiğim, alfabenin A'sı kadar kesin olarak, Sayın Sezer'in görev süresi 16 mayıs'da, ne yazık ki bitiyor. Anayasa böyle diyor. Gerekirse Anayasa Mahkemesi'ne de sorarız.
Meclis Başkanı Manşet programındakilere de soruyordu:
– Cumhurbaşkanı seçilememe hali niçin, Anayasa'nın 106. maddesindeki hali sayılmasın?
Ve hepimizi hayrette bırakarak şöyle devam ediyordu:
– Cumhurbaşkanlığının meraklısı değilim. Eğer Sayın Cumhurbaşkanı «Benim görevim 16 Mayıs'ta dolmuştur» derse, benim vekâletim başlar. Ancak «Yeni cumhurbaşkanı seçilinceye kadar görevim devam ediyor» derse makamında kalır. O gün geldiğinde yasal olarak yapılması gereken bir şey olursa, onu da o zaman değerlendiririz.
Arınç'ı bunları söylemeye iten sebep nedir, siz anlayabildiniz mi? Görev devir teslimi konusunda önceden yapılması gereken şeyler var da, onu mu hatırlatıyor? Anayasa gereği ise niye efendi efendi oturup, görevin kendisine devredileceği zamanı beklemiyor da, telefonla televizyon programlarını arama ihtiyacı duyuyor? Beni burada unuturlar da, fırsatı kaçırırım, diye mi korkuyor?
Hukuk, kanun maddelerinde başlayıp bitmez. Kaynakları arasında, içtihatlardan sonra gelen «örf ve âdet» kavramı da vardır. Yazılı olmadığı halde, geleneklerde ve halkın inançlarında yaşayan bir hukuk kaynağıdır, bu sözünü ettiğim.
Örnek hareketlerin birikiminden oluşan ve kanun maddelerinde değil de toplumsal hafızada yer eden kurallardır bunlar.
Bülent Arınç'ın davranış tarzından söz etmiyorum, dikkatinizi çekerim, hatırda kalacak örnek uygulamalardan oluşan kurallar dedim.
Tekrar edeyim: bir yerlerde öyle madde madde yazılı da değildir bu kurallar; siyasetçilerin, devlet adamlarının izan ve idraklerinde kayıtlıdır.
«Vermeyince Mabut neylesin Mahmut» meselinde mazur görülen bir noksan da budur.
Gül'ü de güç durumda bıraktı
Bugünlerde başka laf etsek de, aklımız siyasette. Bülent Arınç'ın «Aman bir karışıklık olmasın, sıra bende!» telaşından duyduğum rahatsızlığı yazdım. AKP'liler dahil, ondan yana çıkan olmadı. Meclis Başkanı'nın demevî mizacından kimsenin memnun olmadığı düşünülebilir. (Göreve devam edecek misiniz sualini, dün Ahmet Sezer de, kendi üslubunca cevapladı: «Elbette, Anayasa'nın gereği bu!»)
TRT 1'de Abdullah Gül'ün gazetecilerle buluşmasını bilmem seyrettiniz mi? Bizim patron İsmet Berkan da oradaydı. Fehmi Koru'nun evsahibi gibi bir hali vardı. Sonra Fikret Bila, Ergun Babahan ve Ekrem Dumanlı.
Abdullah Gül bu cumhurbaşkanı adaylığı badiresinden, bence hak etmediği halde yara aldı. İzlenimlere dayalı düşüncem, onu bu meselede güç durumda bırakan ne kendi hırsıydı, ne de Tayyip Erdoğan'ın bir yanlışı. Görünür sebep, gene Bülent Arınç'ın hırçın mizacıydı, diyeceğim.
Aklından çok mizacının etkisi altında olanlardan, başarılı siyasetçiler ve devlet adamları da çıkmıştır diyen varsa, bu dediğine örneklerini de eklemesi lazım.
Ben, Bülent Arınç'ın siyasetçi kariyerinin sonuna geldiğini düşünüyorum. Bunu, temenni etmiyorum da diyemem.
TRT 1'de seyrettiğim sohbette Abdullah Gül'ün suallere verdiği cevaplar, gülüp oynayacak halde olmadığını da dikkate alarak söylüyorum, göz doldurucu değildi.
Bu başına gelenin, siyasî kariyerinde kötü iz bırakmayacak, kendi açısından tecrübe hanesini zenginleştirecek tatsız bir hadise olarak kalmasını, dileyelim.
Dil Yâresi
Türkçe dostlarından (Ferşat Ballı)

  • Milliyet internet sayfasında «Ak Parti'den sürpriz bir haber geldi. İstifacı vekil cumhurbaşkanlığı seçimine de katılmamıştı» başlığıyla bir haber geçti.
    Burada istifacı tanımı sanki istifa etmeyi veya başkalarını istifa ettirmeyi meslek haline getirmiş gibi bir çağrışım yapıyor. Sizce bu doğru bir ifade midir?
    – Değil. Çünkü dilimizde istifacı diye bir kelime yok.
    Müstafi var, ki «İstifa eden, kendi isteğiyle ayrılan (kimse)» anlamına gelir. Bunu alışkanlık haline getirmiş anlamına gelmez.