«Aşı»'dan size ne Allah aşkına!

Farklı iki konu aynı zamanda ve iç içe tartışılıyor. Hep bildiğiniz gibi, gelişmiş bir tartışma tarzımız yok maalesef.

Farklı iki konu aynı zamanda ve iç içe tartışılıyor. Hep bildiğiniz gibi, gelişmiş bir tartışma tarzımız yok maalesef.
İki ayrı konu dediğim, Hebir-Nebir aşısı ile GDO (Genetiği Değiştirilmiş Organizmalar) türü gıda maddelerinin sağlık açısından zararlı ve tehlikeli olup olmadığı.
Bir zaafımız bellidir; yarma şeftali gibi kolayca, neredeyse el sürmeden ortadan ikiye bölünme eğilimimiz. Toplum kalibresi açısından ziyade zararlı bir özelliğimiz bu bizim. Henüz üzerinde durup düşünmeye fırsat bulamadığımız. Bu yönde yakın bir beklentimiz, ümidimiz de yok. Şimdilik bir kalemde geçelim!
İsmet Berkan asıl büyük kusurumuz bilime saygı duymayışımız, diyordu. Bilimi reddetmek sadece bize mahsus bir yanlış değil. «Ama bilimin konusu olarak, uzmanlardan başka kimsenin ağzına almaması gereken meselelerin siyasî polemik konusu edilmesi, (bu da) bizim bir hasletimizdir ne yazık ki!
– Galiba sıra bu büyük zaafımızı konuşup tartışmaya da geldi, diye düşünmek bir ham hayal midir, bilemiyorum.
Köşekadılarının bu noksanımızın, bu büyük yanlışımızın altını çizme gayreti, ümit edelim ki yadırganmıyor.
Çarşamba akşamı Mirgün Cabas’ın programında (NTV’de Günlerin Getirdiği), Tıp ve Biyoloji hocası iki dostumuzla (Prof. Kenan Demirkol ve Prof. Selim Çetiner) GDO meselesini konuşmaya çalıştık. İsmet Berkan’ın çok doğruyu söylediği, bana kalırsa apaçık ortadaydı. Amatör tartışmacılara göre bir konu değil bu. Hekim GDO’lu yiyeceklere karşı, sakıncalarını söylüyor. Biyolog, kısa ifadesiyle «Ama zorunlu» diyor. Mirgün, konuşmaların tavını tutturmakla meşgul. Ben haberciliğe kaçarak:
– TEMA Vakfı gelecek ay GDO ile ilgili bilim kurulunu toplayacak ve çözüm önerilerini orada açıklayacak, diyorum.
Yönetimin günahına sevabına dair bilgileri, Tarhan Erdem’in yazısından ertesi gün (Radikal, 4 kasım) aldım.
İlgili yönetmelik Meclis’te geçen salı günü konuşulmuş. CHP ile MHP’nin mesele üzerinde hiç gecikmeden durarak, kamuoyunun dikkatini GDO üzerinde toplaması için «Gerçek bir muhalefet çalışması örneğiydi» diye alkış tutuyor. Meclis’teki muhalefetin sahiden görev yapması (elbette önce görevinin ne olduğunu idrak ederek), siyasetteki büyük beklentilerimizden biridir hiç şüphesiz.
Benim Tarhan Bey’den bir öğrendiğim de şu oldu: bu konuda yeni ve ciddî bir kanun tasarısına şiddetle ve âcilen ihtiyacımız var. NTV’deki konuşmamızın özeti de, bence şudur:
– Pek saygın iki biliminsanından biri GDO’ları zararlı, diğeri zorunlu bulduğuna göre, ciddiyetle ele alıp isabetli karara varılması güç bir meseleyle karşı karşıyayız.
*
İkinci konu bir âlem.
Onun da aslı bilimsel. Ama bizimkiler siyasetle «mülemma» bir hale getirmeyi pekâlâ becerdiler.
Ötegeçede Hebir-Nebir aşısı bahsini de konuşalım.

Hocam, bir diyeceğiniz yok mu?
Aşının adını koymak sana mı kaldı demeyin hemen. Ben haddimi bilirim de, şunu farkettim: H1N1 rumuzunu görünce, insanlarımız bir duralıyor. Telaffuzunu yadırgamazlar gibi geldi bana. Bir de Hebir-Nebir’in Hapır-Hupur’la ses benzerliği hoşuma gitti; anlamı bilirsiniz «acele acele» demektir. Bizim bu son grip salgınını algılayışımız da biraz hapur hupur olmadı mı?
Meselenin bilimsel yanı elbette çok ağırlıklı. Hürriyet’te Mesude Erşan haberi bu açıdan değerlendirmişti. Meselenin asıl ilgilisi ve karar noktası, elbette Bakan ve haydi haydi Başbakan değil, 38 öğretim üyesinin oluşturduğu Pandemi İzleme Bilim Kurulu’muz varmış meğer. (Bilmediğiniz kelime için bkz. Dil Yâresi). Hemen söyleyeyim ki, Kurul üyesi 38 biliminsanı arasında Hebir-Nebir aşısına karşı olan bir kişi bile çıkmamış.
Uzmanların 12’sinden oluşan, bir de Yürütme Kurulu var. Yürütme Kurulu’nda iki uzman daha: bir iletişim fakültesi dekanı ile bir sosyolog. Dünya Sağlık Örgütü’nün, AB ve ABD bilim kuruluşlarının çalışmalarını yakından takip eden Yürütme Kurulu belirliyor ülkenin sağlık konularında nasıl hareket edileceğine dair kararları. Kurullar Sağlık Müsteşar Yardımcısı Turan Buzgan’a bağlı. Yürütme Kurulu her hafta, Bilim Kurulu ihtiyaç duyuldukça toplanıyor.
Ee! Sağlık Bakanı da kararlarında, herhalde bu kurulların tavsiyelerine uyuyor, değil mi efendim? (Mesude, Bilim Kurulu üyelerinin adlarını da vermiş.)
Sağlık Bakanına Allah için bir diyeceğimiz yok. Cumhurbaşkanı ile Başbakan ikilisinin aşı konusundaki kararları hakkında ne diyeceğiz? (Gül’e sormuşlar, suale sualle cevap vermiş: «Risk grubunda mıyım?» Olmasanız bile Cumhurbaşkanısınız Abdullah Beyefendi dostum.)
Son yaptığı, Başbakan Erdoğan’ın büyük hatalarından biri olarak, tarihin dedikodu sayfalarında seçkin yerini alacaktır. Siyasî muhaliflerini ziyadesiyle mutlu kıldı. Nitekim en suskunları bile bülbül kesilmiş, şakıyorlar.
* Ahmet Ersin (CHP, İzmir) Sağlık Bakanına soruyor: «Aşıya karşı çıkanlar hakkında suç duyurusunda bulunacağım, demiştin. Başbakanı da listene dahil ettin mi?»
* Bence asıl doğruyu Mehmet Sevigen söyledi: «Vatandaş kime inanacak? Bakan’a mı, Başbakan’a mı? Hayır, hayır! Şimdi Başbakan susmalı, Bakan susmalı ve o konuşmayan biliminsanları artık dile gelmelidir!»
Yerden göğe kadar haklı! Bu vesileyle öğrendik, 38 kişiymişler. İçlerinden, nasıl oluyor da geldiğimiz noktada sesini yükseltme ihtiyacı duyan bir kişi bile çıkmıyor?

Dil Yâresi
* Eski ve yabancı kelimelere gelin birlikte bir göz atalım:
* MÜLEMMA. 1. «Renk, renk, alaca». 2. Parlak, parıltılı. 3. (Bizi burada ilgilendiren anlamı) «Bulaşmış, bulanmış, sıvanmış». 4. «Her dizesi farklı bir dilde yazılmış manzume».
* PANDEMİ. (Fr. pandémie). 1. «Bir ülkede hemen herkesin yakalandığı hastalık. (Bu kelime sadece kolera, veba, grip vb intanlar [Mikroptan ve virüsten ileri gelen bulaşıcı hastalık] için kullanılır.)» 2. «Bütün bir ülkeyi saran ve çok yaygın hale gelebilen salgın.»