Asker, siyasetçi ve gazeteci

Bazen gazeteci kelimesini, ilk işitmiş gibi, durup yeniden düşünürüm. Bir pazar sohbetinde enine boyuna açalım bu bahsi. Öteden beri düşünüp de söylemediklerim var.

Bazen gazeteci kelimesini, ilk işitmiş gibi, durup yeniden düşünürüm. Bir pazar sohbetinde enine boyuna açalım bu bahsi. Öteden beri düşünüp de söylemediklerim var.
Malûm, bir açılım yapmaya karar verdik. Demirel, Özal, Erdoğan iktidarlarının bir ânında, daha çok da Diyarbakır’ı ziyaretlerinde aşka gelip, Bizim Kürtlerden adıyla söz etmeye davrandılar, biliyorsunuz. Erdoğan, gene bir süre daha bekledikten sonra, lafın arkasını da getirmeye niyetlenmiş göründü.
Muhalefet partilerinin telaşını fark ettiniz değil mi? Sorsam size, desem ki:
– Sanki Başbakan’ın bu bahsi açmasını mı bekliyorlarmış?
– Bekler idiyseler acaba hangi niyetle hazırlanmışlardı, böylesine bir kararın açıklanmasına? Bir hata edip bu konuya girse de gagasına etsek diye mi? Bahsi gündeme o getirmiş olsa da, biz de bu vesileyle Kürt meselesi ve iktidarın bu konudaki tutumu hakkında aklımızdan geçenler ile dilimizin ucunu kadar gelenleri gerine gerine söylesek, diye mi?
– CHP’nin, MHP’nin ve DTP’nin bu tartışma tenbihini veya teklifini nasıl değerlendirdiklerini gördük. Partilerimizin tahrik edilmiş de artık söylemeden olmazmış tavırlarını, inandırıcı buldunuz mu?
– AKP dile gelmeden biz sorsaydık şayet muhalefet liderlerine veya sözcülerine, «Bırakın iktidarı da siz söyleyin, iktidarda olsanız ve hatta büyük bir muhalefetle karşılaşmayacağınızı da bilseniz, bu müzminleşmiş ve Türkü Kürdü milletçe hepimizin başına bela kesilmiş meseleden artık kurtulmanın bir çaresini arar mıydınız? Ne yapılabilir diye düşündünüz mü? Zihnen olsun bir hazırlığınız, tasarınız var mıydı? Varsa bunu bize bugün, yani AKP’nin işin içinden çıkamayacakmış gibi göründüğü sırada açıklar mıydınız?
– Acaba verecek doğru dürüst bir cevapları olur muydu, diye sorup da yorgunu yokuşa sürecek değilim.
Ben, hayır efendim -sorduk diye kendilerini zorlasalar da- verecek cevap bulamazlardı, diye düşünüyorum.
Genelkurmay Başkanı’nın, 30 Ağustos vesilesiyle dile gelip, Meclis’teki beşinci bir partinin lideriymişçesine bu konuda değerlendirmelerde bulunmasını «izzet ü ikram» ile nasıl sineye çektiklerini gördünüz. Neylesine bir arsızlıkla «Efendimiz, müsâade-i seniyyeleriyle biz hakir kullarınız da unutmayın ki patlıcanın değil, Zât-ı şâhânelerinin dalkavuklarıyız» diye ağız yaptıklarını kendi kulaklarınızla işittiniz.
– Güven verici bir tabloya benziyor muydu? Sivil asker yöneticilerimizle iftihar ettiniz mi?
Gazetelere de bir göz atmışsınızdır. Askerin açılımı diye Cizre’deki kışlanın duvarına asılan «Kılıç çekilmedikçe, bizden kimseye zarar gelmez» tabelasından söz ediyorlardı. İşi «Partiler açılımda uzlaştı. Asker haklı!» diye ti’ye alanlar vardı. Gelinen noktayı «Başbuğ açılıma çevreyi çizdi» diye gurur ile özetleyene bile rastlandı.
Bana gelen 12 gazete arasında iki de nazar boncuğu vardı: «İşine bak general!» diyen Taraf ile «Açılım maçılım yok!» hükmünü vermiş Evrensel.
*
Rahmetli Gülseren Hanım ile evlendiğimizde, karşı komşularının onu çocukluğundan beri tanıyan bahçıvanı pek dertlenmiş, diye anlattılar sonradan:
– Damat gazeteciymiş, he mi? Yahu o kızcağız üniversiteler bitirdi. Kendine doğru dürüst bir koca bulamamış mı, yazık?.. diye.
Yeşilköy’de bahçıvanlık eden köylünün gözünde gazeteci, her sabah evden eve koşarak koltuğunun altındaki gazeteleri dağıtan müvezziden gayrı nedir ki?
(Allahtan yerim kalmadı!)

Maliyeye ve havalara dair
Günlük hayatımıza dair, birinci sayfalarda kendine yer bulamamış, bence önemli iki haber vardı dünkü gazetelerde.
Türkiye’nin de sonunda Kyoto Protokolü’ne katıldığı haberini dün Radikal’de okudum. Hem de dün üyesi olmuşuz, küresel iklim değişikliğiyle mücadele amaçlı bu biricik uluslararası girişime.
Bu vesileyle bütün coğrafî bölgelerimizde araştırmalar ve anketler yapılmış. Mehmet Özdoğan’ın haberinde (Farkındalık ve Fark Yaratmak adlı rapor) bilgiler, istatistikler var.
Türkiye’de karbondioksit salımının en çok olduğu bölge Ege. En düşük oranlar Güneydoğu’da.
Hidroelektrik enerji kurucu gücümüz 16 yılda iki katına çıkmış. Bu alandaki yüzde 25 gerilemeye karşılık kömür ve doğalgazla termik santralların oranı yüzde 75’e dayanmış.
Şu tür bilgiler de ilgi çekecek ve konuşulacaktır: l Televizyonu kumandasından değil de düğmesinden kapatarak yılda 32,91 kg daha az karbondioksit (CO2) salımı yapabilirsiniz. l Plazma TV yüzde 25, masaüstü bilgisayar dizüstü olandan beş kat daha çok CO2. l Enerji verimli ampulle yüzde 70 tasarruf. l Kömür doğalgazla ölçülemeyecek kadar daha zararlı. Ve ilah...
*
Şükrü Kızılot (Hürriyet) dün bir müjde (!) veriyordu. Sıkı durun: «2010 ve sonraki üç yıla ait yıllık emlak vergisine esas alınacak değerler yeniden belirlenmiş. Takdir komisyonlarının çalışmaları 17 ağustos günü sona ermiş. İtiraz süresi 15 gün.
Kızılot’un uyarısı özetle şu: «20 milyonu aşan emlak vergisi mükellefleri hemen muhtarınıza kadar bir zahmet edip, artış oranınızı öğrenin. İtiraz edecekseniz akıl danışın!»

Dil Yâresi
Türkçe dostlarından (Murat Demirok)
* Uluslararası bir nakliye şirketinde çalışıyorum. Rulo kelimesini sıklıkla kullanmaktayız. İki arkadaş kelimeyi farklı telaffuz ediyoruz. Bu fark aramızda bazen şaka, bazen tartışma konusu oluyor.
Sizden kelimenin doğru telaffuzunu öğrenmek istiyoruz: Kelimedeki «lo» hecesi, gol ve bilardo kelimelerindeki gibi ince mi söylenir, yoksa balon kelimesinin son hecesi «lon» gibi kalın mı?
Teşekkürlerle.
– İnce veya kalın olan «l» sesidir. Ve Fransızca rouleau’nun Türkçe okunuşundan başka bir şey olmayan rulo’daki de ince «l»dir.