Asker tavır değiştirince...

Ayrıntılara girmek istemiyorum. Konu, terörle mücadelede (deyişi yadırgamazsanız) «amatörler yerine profesyonel askerler»den faydalanmak. Ülke güvenliğinde bu kararın gerektirdiği tedbirleri almak.

Ayrıntılara girmek istemiyorum. Konu, terörle mücadelede (deyişi yadırgamazsanız) «amatörler yerine profesyonel askerler»den faydalanmak. Ülke güvenliğinde bu kararın gerektirdiği tedbirleri almak.
Dün belli bir sırayla okuduğum gazetelerin beşincisine geldiğimde baktım, önümde bir tomar kesik birikmiş bile.
Genelkurmay gazetecilere, gelin, hazırlıklarımızı ve şimdiden ulaştığımız aşamayı gözlerinizle görün, ondan sonra yazın, demiş.
– Askerlerden eğitim gösterileri.
– Mayına karşı «cep» yasası.
– İşte Eğridir'deki komando yuvası.
– Erdoğan: Büyükanıt Paşa'mızla sıkıntı yok.
– Komandolar profesyonel olacak.
– PKK'ya karşı Rambo... vb haber başlıkları.
Belli ki Ordu ile Basın el ele vermiş, millete birlikte sesleniyorlar. Bu halden siyaset de memnun, hükûmet de. (Bu arada bizim Mehmet Ali Kışlalı'nın da keyfi yerine gelmiş olmalı. Asker, gazeteciler ve dolayısıyla halkla ilişkiler konusunda son birkaç gündür mucizeler yaratıyor.) Bize nasıl da yaraşır!
Hürriyet'te İlter Türkmen'in «Sivil-Asker ilişkileri» (23 haziran), Radikal'de M. Ali Kışlalı'nın «Teröre toplum ne yapsın?» (aynı gün) başlıklı yazılarını, kimi yerlerinin altını çizerek okumuştum.
Dün yorumcular ağız birliği halinde aynı konuyu ele almıştı, desem abartmış olmam. Dediklerine göz atıyorum: «Türk Silahlı Kuvvetleri değişim içinde» (Murat Yetkin), «Komandolar profesyonel olacak» (Tolga Akıner) Radikal; «Büyükanıt'ın açıklamalarında dikkatimi çekenler» (Mehmet Y. Yılmaz) Hürriyet; «Org. Büyükanıt'ın sürprizi» (Fikret Bila), «3. nesil savaşçı» (Güneri Cıvaoğlu), «Ordu ve güvenlik» (Derya Sazak) Milliyet; «Doğru kararı kutlarız» (Güngör Mengi), «Profesyonel orduya doğru» (Bilal Çetin) Vatan... Diğerleri de «bu minval» üzere devam ediyor.
Bence de sevinilecek gelişmedir. TSK'yı demokrasinin bütün şartlarıyla bağdaşamaz görünce eleştirenler, kamuoyunun haklı tespitini zaman geçirmeden dikkate alan ve basınla işbirliği ederek hepimizi ferahlatacak şekilde cevaplandıran Askerleri alkışlamakta da kusur işlememeliyiz.
Bu, düşünce -iş -tavır ve gönül birliğine ciddî ihtiyacımız var. Biz bunu hak da ederiz aslında. Asıl içimizden gelen budur.
Nahoş sesler, ufak büyük rota kırılmalarından ileri geliyor.
Dil Yâresi

  • Kalemimden bir eski kelimenin veya deyimin kaçtığını, yazarken fark ediyorum da... Durup, yazdığımı karalamaya ve onun yerine daha güncel bir kelime veya deyiş kullanmaya gönlüm razı olmuyor. Anamın, babamın, bütün hocalarımın, sevdiğim yazarların severek kullandığı dil malzemesinin bütünüyle ölüme, yokluğa terk edilmesine gönlüm de razı değil, aklım da. Geçmişle bağımızın büsbütün kopmasından, ben bir fayda beklemiyorum.
    İstiyorum ki gençler, artık kullanılmaz olan kelimelerin vaktiyle var olduğunu (olsun) bilsinler. Eski bir metinde o kelimelere, deyişlere rastlayınca, bu da nedir diye dehşete düşmesinler. Hiç değilse, hayatta görmedikleri nenelerinin, dedelerinin fotoğrafları kadar olsun, çok kullanılmış ve terk edilmiş kelimelerle bir aşinalıkları bulunsun. Yabancı dilde yazılalı asırlar olmuş metinleri okuyup anlayabiliyoruz.
    Biraz önce «bu minval üzere» dedim. Arapça minval, «usul, tarz, yol, şekil» demek. Bu minval üzere, «Böyle, bu şekilde» anlamında bir deyim: «Yemek esnasında, bu minval üzere konuştular» (Vâ-Nû)
    Ara sıra Cihannüma'da Lugatçe başlıklı bir kutu görünce hatırlarsınız ümidiyle söylüyorum. Oradaki açıklama bu köşeyi yazanın bıraktığı açıkları kapama amaçlıdır.
  • Kemal Kırar haklı olarak imla kılavuzlarındaki bir farka değiniyor. Fransızca coiffeur kelimesinin Türkçe imlası kuaför mü olacak, kuvaför mü?
    Kırk yıl önce tartışmıştık. Atelye yazmaya çaalıştığımız kelime, sonunda aslına rücu ederek atölye oldu. Şöför'ü de sürdüremedik, şoför'e döndük. Dediğiniz çekişmeyi de kuaför kazanacaktır.
    Asık yüzlü seçim kampanyası
    Desem ki size, galiba Sabah gazetesinde çalışan meslektaşlarımızın keyfi, neşesi, latife ve mizah yeteneği, diğer gazetelerde çalışanlardan daha hallice... Ne cevap verirdiniz bana? Yoksa:
    – Onlara takılmanın hiç de sırası değil, diye beni ayıplar mıydınız?
    Oysa benimki çok masum bir sual. Bakın anlatayım:
  • Yeni Demokrat Parti'de parti içi muhalefet başladı, diye bir Ankara haberi. Önemli siyasetçilerimizden Turhan Güven, cuma günü İstanbul'da Tansu Çiller'le görüşecek ve ona «Merkez sağın yeniden başına geç, bizi toparla!» diyecekmiş. (Uğur Becerikli)
  • Parti liderleri 400 sıcakta şehirden şehire, mitingden mitinge koşa dursun. Siyaset dünyamızın ileri gelen düşünce adamlarından Emin Şirin, Genç Parti Genel Başkanı Cem Uzan'ı uyarmış: «miting yerine geziler» düzenleyeceklermiş. (Nergis Demirkaya)
  • En güzeli ANKA'nın bir haberi: Anavatan ve DP teşkilatlarının «yarısından fazlası» bir olup, Turgut Özal'ın büyük oğluna başvurmuşlar, gel bizi toparla, diye. Bu arada Ahmet Özal da «Yeni parti çalışmalarını tamamladım. Türkiye'de deprem olacak» müjdesini vermiş.
    Ben, böylesine mizah fakiri, bu kadar yavan ve tatsız geçen bir seçim kampanyası hatırlamıyorum. Kutlarım Sabah'çı arkadaşlarımızı: güç günlerinde tek neşeli ses onlardan geldi.