Atatürk konusundaki aczimiz

Yazabilmeyi hayal ettiğim kitabın, gene hayalimdeki adı Türkün Aklı olacaktı. Sartre'ın roman kahramanı Mathieu'ye söylendiği gibi:</br>&#8211; Sen o kitabı hiç yazmayacaksın.

Yazabilmeyi hayal ettiğim kitabın, gene hayalimdeki adı Türkün Aklı olacaktı. Sartre'ın roman kahramanı Mathieu'ye söylendiği gibi:
– Sen o kitabı hiç yazmayacaksın.
– Nedenmiş o?
– Ee, yazmadın çünkü.
«Türkün Aklı» adını Emre Aköz köşesinde kullandığı zaman hafiften burkulmuştum. Sonra kendimi sarakaya aldım:
– Bahaneyi de buldun, artık hiç yazmazsın, diye.
Emre o başlığı kullanmaktan vazgeçerek, «Sorumluluktan kaçan yazı adamı» kompleksimi depreştirmiş oldu.
*
Biz meselelerimiz gibi, kaderimizi etkilemiş insanlarımızı değerlendirme konusunda da, itiraf edelim ki yaya kalıyoruz. Çok ilgili, çok lafını eder olduğumuz halde, Atatürk konusunda bile.., diyebilirim.
Hayatın mantığı, gelişme ile tükenmeyi birbirinden ayrılmaz kılmış. Madde dışı varlıklarına, değerlerine sahip çıkmak insanın marifetidir.
Atatürk'ün aramızdan, bedenen ve ebediyen ayrılışından bu yana 69 yıl geçti. O öldüğünde ben ilkokulun dördüncü sınıfındaydım. Atatürk ertesi Türkiye'yi, işimin de gereği olarak günü gününe, aklımın ve bilgimin elverdiği ölçüde takip etmiş, yaşamış biriyim.
Dünü, bugünü ve yarını iyi değerlendirme açısından başarılı bir toplum değiliz. Atatürk ise toplumumuzun bu üç süreçte de hiç mi hiç ihmal etmemesi gereken itici gücü durumundadır. Bu konuda büyük yanlışımız, günlük hayatımızda Atatürk'ün siyasî taraflardan birinin veya birkaçının dayanağı ve kavga kozu haline getirilmesine göz yummuş olmamızdır.
Sahiplenmek veya dışlamak, hakkında olumlu veya olumsuz tavırlar almak, doğru ve faydalı değerlendirme yöntemleri değil. İş edinip üzerinde durmadan, etkisi devam ettiği sürece onu anlama gayretinde ısrar etmeden, bir toplumun kaderini Atatürk kadar etkilemiş bir lideri anlamak pek de mümkün değil galiba.
Turkish Daily News' un iyi sorulmuş sualini cevaplamak için, yıllardır söyleyegeldiğim bir şeyi tekrarladım. Benim fikrim ve icadım değil, Batılı bir düşünürün değerlendirmesidir.
Yirminci Yüzyıl'ın BÜYÜK ADAMLARI konulu yazı dizisinde Atatürk'ün neden ve nasıl, Şevket Süreyya'nın kurumlaştırdığı sıfatıyla, dünya çapında da TEK ADAM durumuna geldiğini anlatan bir yazıdan söz ediyorum. Cihannüma'da yazmıştım. Hatırlamadık derseniz tekrarlarım.
Yalnız Türkiye'nin değil, bir açıdan bütün bir yüzyılın tek adamı sayılan ATATÜRK'ü anlayıp anlatma açısından bize düşeni yaptık diyebilir misiniz?
Hayır! Ve acıdır amma, sebebi sadece ihmal değil, buna gücümüzün yetmemiş olmasıdır.
Dil Yâresi
Türkçe dostlarından (Necati Tosuner)

  • «Oyun kardı» demiyoruz, «kartı» diyoruz. Bence, «standardı» değil, «stantartı» yazmalıyız.
    – Ben burada standartı değil, standardı yazılır, demiştim. Değerli yazarımız Necati Bey yanlışımı düzeltiyor. İddiasını oyun kardı denmez, oyun kartı denir karşılaştırmasına dayandırmış. Kendisine örnekleme yöntemiyle kısaca hayat stantartı denmez, hayat standardı denir diye bir cevap verilebilir, standardize yerine standartize etmek mi yazıp söyleyeceğiz, diye sorulabilirdi.
    Ben, bu konularda da kendime fazla güvenmediğim için, güvenilir kaynakları tarayarak bir fikir edinmeye çalışırım.
    Meydan Larousse'a, Büyük Larousse'a baktım: «Türk standardı, bir ırkın standardı, hayat standardı» diye yazmışlar. Falih Rıfkı Atay da «Ortalama hayat standardı denen bir yaşama ölçüsü var» diyor.
    Baykal'dan beklenen bu işte!
    Evveli akşam bir tv programında Yiğit Bulut'tan işittim, Deniz Baykal'ın güneyimizdeki sınır ötesi meseleye dair, değişik bir tavır ve teklifi olmuş. Dün CNN Türk'te kendisinden de dinledim. Gazetelerden bu haberi büyütmeyen olduysa, doğrusu yadırgarım.
    İki sebeple önemli bir çıkış bu. Bir defa kavgacı üslubundan uzak bir Baykal var karşımızda. Sonra yapıcı ve ilgi çekici bir uyarı ve teklifle gelmiş bu defa karşımıza.
    Ben CHP'yi, Meclis'te muhalefetin ağırlığı hissedilmiyor, diye eleştiriyorum. Bu cumartesi sabahını merakla bekledim. Bakalım benim meslektaşlarım Baykal'ın tavrındaki bu «farklılığı» yeterince fark ettiler mi, diye?..
    Siyasetçi olarak hırçın sularda seyretti Deniz Bey. Parti içinde hizipçiliğiyle tanındı. Ben de onun, tecrübeli ve bilgili bir siyasetçi olarak, CHP Genel Başkanlığı'ndaki tavrını anlamakta güçlük çektim. Parti içi muhalefet ile ana muhalefet liderliği arasındaki farkı, gereğince değerlendiremedi diye bir kanaat edindim.
    Dün kürsüde gördüğümüz, hayli farklı bir Deniz Baykal'dı, dört dörtlük bir ana muhalefet lideri. Hadisenin önemli yanı, Deniz Bey'in de bu değişiklikten memnun görünmesidir.
    Sanki bu tavırla eleştirinin, hırçınlıktan daha etkili olacağını fark etmiş, bir Deniz Bey.
    Siz haberi ayrıntılarıyla okumuş olacaksınız, diye ben ayrıntılarına girmiyorum.
    – Komşularımız ile, bu arada Araplar ile de ilişkilerimizi derinleştirmeli ve çeşitlendirmeliyiz, diyordu Baykal.
    Bence bu tarz, başarı sanılan hırçın muhalefetten daha etkili.
    – Amaç terörü tecrit etmektir («yalnızlaştırmaktır») diyordu. Bizde de az, ama komşularımıza su konusunda yardımcı olmalıyız, diyordu. Dilerim ana-muhalefetin devamlı tavrı olur bu. Türkiye için olduğu kadar, CHP'nin geleceği için de faydalı.