Atatürk ve Matürîdîlik

Haluk Günerman Bey Dostuma teşekkür ederim. Cevabını hepinizin merak edeceğini bildiğim bir konuda yardım rica etmiştim.

Haluk Günerman Bey Dostuma teşekkür ederim. Cevabını hepinizin merak edeceğini bildiğim bir konuda yardım rica etmiştim. Eksik olmasın, ilk cevap ondan geldi, yerimin yettiği kadarını size aktarıyorum.
Kısa şekliyle sual şuydu: «Hanefîlik, Matürîdîlik, Selefîlik mezheplerinin esasları ve aralarındaki farklar nelerdir?
Haluk Bey, lütfederek aydınlanmamıza yardımcı oluyor.
*

  • Mezhepler iki türlüdür: fıkıh mezhepleri ve itikadî mezhepler. İtikadî mezhepler arasındaki farklar daha keskindir. Dört fıkıh mezhebi var: Hanefî, Şafiî, Hanbelî ve Malikî. Aralarında derin ayrılıklar bulunan (Kişinin sorumluluğuna işaret eden irade-i cüz'iye'nin varlığı, yokluğu veya derecesi konusunda olduğu gibi) itikadî mezheplere örnek olarak Mutezile, Eş'arîye, Matürîdîye, Cebrîye, Selefîye gibi mezhepler sayılabilir.
    Mutezile'de akıl ön plandadır. («Allah, kötülük olduğu için adam öldürmeyi yasaklamıştır, yoksa bu fiil Allah yasakladığı için kötü değildir.»)
    Eş'arîye mezhebi, aklın hiçbir zaman gerçeğe uluşamayacağını, kulların ancak kayıtsız şartsız inanmakla mutlu olabileceğini ileri sürer.
  • Matürîdîlik, Türk kelam bilgini Ebu Mansur Matürîdî' nin, Hanefîlik'in kurucusu İmamı Azam Ebu Hanife'nin açtığı yoldan yürüyüp, aklı ön plana alarak geliştirdiği inanç sistemidir.
    Matürîdî mezhebinde akıl, bilgi edinmeye yol gösterir. Bilgi edinme yolları duyular, haberler (nakiller) ve akıl'dır. Bilgi vehbî («kendiliğinden») olmaz, kesbî («sonradan kazanılmış»)tır. Tanrı insana akletme, aklını kullanma yeteneğini (diğer varlıklara üstünlüğü olarak) bahşetmiştir. Yani insan eşref-i mahlûkat'tır. Ve insan davranışlarından sorumludur, çünkü yolunu kendi seçmiştir. Büyük düşünür Mevlana da onu söyler: «Kul, her şeyi Allahın verdiği güçle, fakat kendi dileğiyle yapar. Kaza ve kadere bahane bulma, yaptığın işi başkalarına yüklemeye kalkma.»
  • Selefîlik inancı, sadece kendi takip ettikleri yolun Kuran yolu ve yöntemi olduğunu kabul eder. Selefîlere göre Kuran'da İslam dinine ve Allah'ın yoluna davetin yöntemi gösterilmiştir. Ayetlerin benzer (müteşabih) olanları bile farklı bir görüşle (tevil) yorumlanamaz. Selefîlik, İslam'a, Yunan düşüncesinin etkisiyle sonradan sokulduğunu kabul ettiği akıl ve mantık yöntemlerini benimsemez. Bu sebeple, Mutezile ve diğer mezheplerin aksine, mantıkî tartışma (cedel) ve akıl yürütme yöntemlerini kullanmayan Selefîlik, akide'nin («mezhepleşmiş inanç ve düşünce sistemi») esaslarını sadece kitap (Kuran) ve Sünnet'ten (Hz. Muhammed'in Müslümanlarca uyulması gereken sözleri ile örnek davranışlarının tamamı) hareketle belirlemenin gerekliliğini savunmuştur. (Bugün Selefîlerin en yoğun olduğu ülke Suudî Arabistan'dır.)
    Bizde, fıkıh mezheplerinden Hanefîlik esastır. İtikadî mezheplerden ise, Yavuz Sultan Selim zamanından sonra Osmanlı'da Eş'arilik geçerli olmuştur. Atatürk nezdinde, en çağdaş ve Türklere en uygun görüş Matürîdîlik idi.
    Hanefî-Matürîdî anlayış ve farkları, bildiğimiz kadarıyla böyledir.
    *
    Teşekkürler Haluk Bey!
    Ağar, ağırlığından pek emin
    Haluk Şahin'in ekran üslubunu da sevdiğim için, sohbet programlarını bilgi edinerek ve zevk alarak dinlerim (Tv8, Yüksek Siyaset).
    Çarşamba akşamı Güler Kazmacı ve Prof. Yılmaz Esmer'le birlikte, üçlü bir misafir heyetini ağırladılar: Mehmet Ağar, Emekli Büyükelçi Nüzhet Kandemir ve eski Hazine Müsteşarı Tevfik Altınok. Bildiğiniz gibi, şu andaki konumlarıyla üçü de milletvekili adayı; biri DP Genel Başkanı, diğerleri de onun yardımcıları.
    Sualler (daha çok) Güler Kazmacı tarafından ve hemen de sadece Mehmet Ağar'a soruldu. Bu sayede Mehmet Bey'in lise öğrencisiyken babasını kaybettiğini; pamuklular içinde büyümediğini; yükseklere tırnaklarını kanatarak tırmandığını; Sivas'tan öteye geçemeyenlere benzemeyen kişiliğiyle tek tek, şehir şehir gezdiğini, 25 kere gittiği bir şehrin de bulunduğunu; kamyon şoförlerinin kendisini tanıdığını, yakın bildiğini; herne kadar siyasete yüksek devlet görevinden indiyse de, bakmayın siz çok engelle karşılaştığını; «Ben değil biz»ci olduğunu; terörle bilfiil mücadele etmiş olma tecrübesinin ondan başka kimsede bulunmadığını; bağımsız aday olarak üst üste iki dönem seçim kazanmış tek milletvekili olduğunu; Türkiye'nin gücünü ve mekanizmalarını herkesten iyi bildiğini... (İçiniz daraldı, farkındayım.)
    Mehmet Ağar «Projesi, meselesi olan tek parti biziz» diyor. Dahası var mı? Sual ne olursa olsun, o size Mehmet Ağar'ın önemini, ne kadar çok bilip, sevildiğini anlatıyor. Seçime dair her suale iki kelimeyle cevap veriyor:
    – Yakında göreceksiniz!
    Ben, Mehmet Ağar ile partisinin yakın geleceğinden çok, seçmenlerimizin megalomani konusundaki duyarlılığını ve bu eğlenceli zekâ testinden ne not alacağını merak ettim.
    Dil Yâresi
    Türkçe dostlarından (Ata Mert Binicioğlu)
  • Hep aklıma takılan bir şey var. Çoğu yerde «melemen» şeklinde yazıldığını görsem de, ben kelimeyi küçüklüğümden beri hep «menemen» şeklinde biliyorum. Doğrusu nedir?
    – «Yumurta, yeşil biber ve domatesle yapılan yemek» menemen'dir. Bu adın nereden geldiği bilinmiyor. Şu da var: Denizli-Buldan, Mersin yörelerinde «Beceriksiz» anlamına gelen benzer kelimelerin (melçeme, melceme, meleme) biri de melemen'dir.