Ayıp zirvede de işlenir

Kardeş kardeşi bıçaklamış, dönmüş gene kucaklamış, diyen mesel, bizim evde çok tekrarlanırdı; kardeş çocukları hep bir arada olduğumuz için zahir.

Kardeş kardeşi bıçaklamış, dönmüş gene kucaklamış, diyen mesel, bizim evde çok tekrarlanırdı; kardeş çocukları hep bir arada olduğumuz için zahir. Meselin farklı bir şekli daha bulunduğunu ben sonradan öğrendim: Kardeş kardeşi atmış, yar başında tutmuş da deniyor. Aynı anlamda veya farklı bir hatırlatma olarak... «Bazen insan kardeşine de kötülük eder, ama kendine gelmesiyle, zarar vereceğini anladığı kardeşinin yardımına koşması bir olur» meselin ilk anlamı. İkinci şeklindeki yar kelimesi iki anlama da gelebilir, diyenler var. «Kahramanımız kardeşini itmiş, ama o an bir yar'dan aşağı yuvarlanacağını fark etmiştir; hemen atılır ve sımsıkı sarılarak düşmesini önler.» Yâr «sevgili» anlamında söylendiyse, o da «İnsan evladı kardeşinden bile vazgeçebilir amma, sevgilisine kıyamaz» demeye gelirmiş.
Kardeşler, ana-baba ve çocuklar, sevgililer, arkadaşlar arasında da gerilimler yaşanır. Görgü, gerilimi fazla uzatmamanızı ve biter bitmez unutmuş görünmenizi gerektirir.
Evladınıza, kendinizi tutamayarak yüksek sesle:
– Dene bakalım, benim olmaz dediğim şeyi yapabilecek misin! diye gereksiz yere bir tehdit savurmuş olabilirsiniz. Marifet o söylediğinize:
– Çıkıyorsan masadaki gazeteyi bana uzatır mısın, diye devam edebilmektedir. Gazeteyi aldıktan sonra da, gerçek bir gülümsemeyle teşekkür edebilmekte.
*
Cumhurbaşkanımız ile Başbakanımız arasındaki gerilime dair haberleri okurken benim... (En hafif tabiriyle) içim sızlıyor. Sebep ne olursa olsun!
Devletler arası ilişkiler ortamında «aile kavgalarını» (veya çocuksu küskünlüklerini) açığa vurmaları, darılmasınlar amma «çok tuhaf» oluyor.
Haberi dünkü Hürriyet'ten, yorumu Muharrem Sarıkaya'dan (Sabah) aldım. İstanbul'daki Karadeniz Ekonomik İşbirliği Zirvesi'ne 8 devlet ve 3 hükûmet başkanı katılıyor. Ve refakatlerindeki üst düzey görevliler. Ve dünya basınından temsilciler. Ve... Sezer ile Erdoğan bir ayıpta birleşiyorlar: biri diğerinin, misafirler şerefine verdiği yemeğe katılmıyor. Hangisi diye sormayın. İkisi de!
Biri diğerinden geri kalmamış. Yarışı berabere bitirmişler.
Görülmüş şey değil, demeyin sakın! Muharrem yazdı, ben de hatırladım: 15 yıl önce Cumhurbaşkanı Demirel ile Başbakan Özal'dan da biz, aynı muameleyi görmüştük.
Dil Yâresi
Türkçe dostlarından (Pınar Yaylalı)

  • Köşenizi okurken hatırladım. Bu hatır kelimesi ek aldığında ikinci hecedeki «ı»nın yerinde kalması gerekmez mi? Önce bir şarkıda duydum «hatrına» dendiğini. Hece sayısını tutturma gayretinin eseridir, dedim. Ama televizyon dizilerinde, hatta haberlerde aynı hatanın tekrarlandığını fark ettim.
    – «Satırını eline aldı» dediğimiz gibi, elbette «Hatırını saydığım için» der ve yazarız. Sözlüklerde ikinci hece seslisinin düşeceği bunun için belirtiliyor.
    Ancak bu konuda bizi bazen, orta hece seslisini düşürme eğiliminin de yanılttığını söylemek lazım. Burada yerine burda deyişimizde olduğu gibi.
    Eğitim açık, ama baş örtülü!
    Bakış açınız önemlidir. Farklı açılardan farklı sonuçlara ulaşırsınız. Önümde bir fotoğraf duruyor. Altı kız çocuğu tekli dersane sıralarında oturmuş, önlerindeki kağıda bir şeyler yazıyorlar. Açıköğretim Lisesi öğrencileri sınavda.
    Önde oturan ile en arkadakinin başları açık, dördünün örtülü. «Sınava türbanla girdiler» tartışması çıktı(Mill., 26 haziran).
    Bakanlığın «Sınav Yönergesi»nde kılık kıyafet maddesi de varmış; maddede «baş açık» ifadesi de... Bu iki kelime oradan çıkarılınca, eğitimciler sendikası ayağa kalkmış. Öğrenciler, baş açık gelin diye, yeniden uyarılmış.
    Bakanlık sözcüleri, Danıştay kararı Açıköğretim öğrencilerini bağlamaz dese de, CHP Denizli Milletvekili Mustafa Gazalcı sesini yükseltmiş:
    – Seçim yatırımıdır bu. Açıköğretimde de aynı kural geçerlidir, demiş. Anayasa var, Millî Eğitim Temel Kanunu var!
    *
    Yıllar önce üç veya dört üniversite öğrencisi gelmişti bana; tıbbiyeli kızlarımız. Başlarını örttükleri için baskı görmekten şikâyetçiydiler. Dertleştik. Kim haklı sualine cevap arama faslına girmeden, onlardan adeta yalvararak bir ricada bulundum.
    – Ne yapın edin çocuklar, öğreniminizi tamamlayın! İhtimallerin en kötüsü, başınızdaki bez yüzünden Tıp Fakültesi'nden uzaklaşmanızdır.
    Anlaştık gibi geldi bana. Bir haber verin diye, Cihannüma'dan da seslendim onlara. Telefonlarını sormamışım. Ses vermediler, hâlâ merak ederim. Bir gün birine hekim olarak bir yerlerde rastlamayı hayal ederim. Umarım o tanıtır bana kendini.
    *
    Anaları, babaları, dedeleri yeni bir kavga konusu icat ettiler: kız çocukları başı açık ve örtülü diye ikiye ayrıldı. Bu kavga yüz binlerce çocuğun öğrenim görmesini engelliyor.
    Ne hakkımız var?
    Evdeki çocuklara, torunlara bu açıdan baktığınız olmuyor mu? Bir öğün yemek yemediler diye nasıl dertlendiğimizi hatırlamaz mısınız? Ben, sofradaki yemeği beğenmeyeni, «Kusura bakma, bugün mönümüzde bunlar var» diye odasına gönderirdim. O andan itibaren yudumların boğazımda dizileceğini bile bile...
    Aile büyükleri, başı açık ve örtülü kadınlar ayırımını siyasette kullanacaklar diye, nihayet açık öğretim görmek isteyen kız çocuklarımızın okur-yazarlıktan ömür boyu yoksun bırakılmasına nasıl oluyor da hep birden karşı çıkmıyoruz, anlaşılır gibi değil.