Aysel Tuğluk nerede? Bülent Arınç nerede? Ya bizim iz'anımız?

Bir günün yazı konusunu seçerken, köşekadısı dediğimiz mübarek zevat nerelerde gezinir, bilir misiniz?

Evli hanımların «Bugün ne pişirsek?» müzmin suali vardır ya! Köşekadılarının sonu gelmez günlük
suali de ona benzer:
-Bugün ne yazacağım?
Yemek çeşidi gibi, yazı konusu da her zaman çoktur. İbâdullah!
Dün gazeteleri baştan sona taramış, aldığım notlara ve ayırdığım haber ve yazı kesiklerine bakarken, konu seçimindeki bir özelliğimizi fark ettim. Aklımız daha çok muzır ve münasebetsiz konulara yatıyor. Yazanı-okuyanı ayırmadan söylüyorum, insan olarak yaygın zaaflarımızdan biri de bu galiba. Haberleri vermeye, ciddî olmayanlarından başlamak. Onların daha çok dinleneceğine (ve okunacağına) inandığımızdan mı nedir?
Bakın dün aldığım notları söyleyeyim önce size. Bugün yazmayacaklarımdan başlayarak. 

* İki ünlü emeklinin Milliyet’teki mülakatı devam ediyor. Hele bu günlerde dikkati çekmeyecek, merak edilmeyecek gibi değil: Bodrum’da, emekli Büyükelçi Şükrü Elekdağ soruyor, emekli Genelkurmay Başkanı Org. İlker Başbuğ tane tane cevap veriyor. Son günlerin sivil-asker ilişkilerine dair isabetli suallere verilen, Allah için çok aklı başında ve dahi öğretici cevaplar. Dünkü ikinci yazıydı. Devamı gelecek mi bilmiyorum. 

* Star’da Fadime Özkan, Prof. Şükrü Hanioğlu’yla konuşmuş. Dönemin parlak tarihçilerinden biridir. İttihat Terakki’ye dair iyi kötü bildiklerimi onun sayesinde tamamladım. Amerikan Princeton Üniversitesi’nde de Ortadoğu tarihi hocasıdır. İlkin İngilizce yayımlanan (Atatürk: An Intellectuel Biography) kitabının dilimizde de yayımlanmasını merakla bekliyorum.
Dünkü mülakatın başlığını aktarayım size: «Atatürk dinde radikal reform
yapmak istedi.» Gelin de rahmetlinin entelektüel biyografisinde neler yazılı olduğunu merak etmeyin! 

* Taraf’tan da bir başlık aktarayım size: «Camus’yü KGB mi öldürdü?» Yabancı adlı romanıyla tanıyıp bütün kitaplarını hatmettiğimiz Camus. 1957’deki Nobel Ödülü’nü kazanmış ve 1960’ta bir trafik kazasında can vermişti. Ölümünü hazırlayan Ruslardı iddiası, İtalyan Corriera della Sera gazetesi tarafından ve ilk defa öne sürülüyor. Merak edilmeyecek gibi değil. 

* Pazar akşamı atv’de benim de seyretmeye başladığım Haluk Bilginer’li, Demet Akbağ’lı komedi dizisi hakkında diyeceklerim olacak. «Mükemmel bir sitcom» diye başlık atan Taraf yazarıyla pek aynı fikirde değilim.
Ordu’daki öfkeli doçent, bölüm başkanı İ. Doğan
Ne yapıp edip bu konulara da döneriz. Ama ben bugün, gerekçesini başlarken itiraf ettiğim üzre, iki başka olaydan bahsedeceğim size. Muzır ve münasebetsiz olan konuları seçeriz hep dedim size; Elif Şafak’ın ense tıraşından (Haber Türk) söz edeceğimi pek beklemezsiniz herhalde. Seçtiklerim de aslında iki ciddî ve önemli konu; ama yeterli dozda münasebetsizlik de var içlerinde. 

* Birinci haberin özetini dünkü Radikal’de, tafsilatlısını (hâdise kahramanının verdiği ek bilgilerle birlikte) Evrensel’de okudum.
Kahramanımızın adı İsmail Doğan. Ordu Üniversitesi’nde doçent ve Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü’nün Başkanı. Ordu İl Kültür ve Turizm Müdürü Erkan Gülderen, akademisyen İsmail Bey’in tepesini attırmış.
Ne yaparak bilir misiniz?
-Ordu’da Osmanlı, Rum ve Ermeni mimarîsinin özelliklerini yansıtan tarihî evler restore edilecek, diyerek.
Soruyor ensesi, bıyığı, uzun saçları yerli yerinde İsmail Bey (Fotoğrafını da kullanmışlar):
-«Erivan’daki Türk eserlerinden birini restore edin. Bunu yaparken de Türk evini restore ediyoruz diye manşet atın. Buna müsaade eder mi Ermenistan? Peki, siz hangi akla hizmetle Ermeni ve Rum evlerini restore ediyoruz, diyebiliyorsunuz?»
Şunu da eklemiş:
-«Benim vergilerimle yeterince kilise restore edildi. (...) Erivan’da hanlıktan kalma bizim yüzlerce eserimizi Ermeniler yerle bir etti. Oradaki bir Türk evini restore etmeye kalkın. Buna müsaade eder mi Ermenistan?»
Ve sormayı ihmal etmiyor:
-«Finansmanı kim sağlayacak? Ermeni diyasporası mı? Rum kaynakları mı?» İsyanını sona bırakmış: «Kendi toprağımda ben, kendi ödediğim vergiyle ö-te-ki-leş-ti-ri-le-mem!»
Evrensel, Doç. İsmail Doğan’ın fakültede profesör bulunmadığı için bölüm başkanı olduğu bilgisini veriyor. Bir de 2010 yılı kasımında Doçent Doğan hakkında, öğrencilere kötü muameleden rektörlükçe tahkikat açıldığını. İddia, doçentin «Kendisiyle aynı fikirde olmayan öğrencilere kötü muamele ediyor olması» imiş.
Tahkikatı açan Rektör Prof. Haluk Kefelioğlu rektörlük seçiminde en yüksek oyu aldığı halde YÖK’ün listesinde ilk sıraya konulmadığı için, Gül de Prof. Tarık Yarılgaç’ı rektör atamış.
Kime ne diyeceğini bilmeyen öyle çok ki... 

* Şimdi aktaracağım habere sütunlarında en çok yer verenler Sabah, Milliyet ve Haber Türk gazeteleriydi.
Bu hâdisenin kahramanları, pek sevdiğim Kürt siyasetçi Aysel Tuğluk ile hazır gölgede istirahate çekilmişken, bu kerre AKP Başkan Yardımcılığı’na ve parti sözcülüğüne getirilişine akıl sır erdiremediğim Bülent Arınç.
Ağzının arşını, endâzesi, ölçüsü, perhizi olmayan bir parti sözcüsü seçmek. Hem de iktidar ciddiyetini ve sorumluluğunu da temsil etmek üzere. Benim aklımın ermeyeceği, yetmeyeceği bir sebebi veya sebepleri vardır herhalde.
Ağzının, dilinin varamayacağı laf olmayan ve bence çenesine kendi hükmü de geçmeyen Bülent Bey biraderimizin, geçen gün partisinin bir gençlik kongresinde veciz laflar edesi gelmiş:
-Meclis’in en genç milletvekili AKP’li demiş, en yaşlısı da CHP’de olduğuna göre, «Bu iki partinin geleceği ne olacak?» diye sormaya bile lüzum yok.
Bir TV programında da Kürt siyasetçilerden söz etmiş. Aynen aktarayım:
-«Orada varlığı bile yasal sitatüye kavuşmamış, dernek değil, vakıf değil. Demokratik Toplum Kongresi diye bir şeyi iki günde bir topluyorlar, çay içip dağılıyorlar ve biz grup toplantısı yaptık, diyorlar. Partiler parlamento dışında grup toplantısı yapamaz. Siz sadece konuşur, çayınızı içer ve dağılırsınız» diyerek aklı sıra onları istiskal etmiş, yani aşağılamaya, küçümsemeye çalışmış oluyor.
Hayret etmedim. Bülent Bey’den beklenmeyecek bir üslûp değil zaten. Şaştığım ve çok yadırgadığım, AKP sözcüsüne DTK Genel Başkan Yardımcısı Aysel Tuğluk’un cevap vermiş olması. Hanım hanımcık:
-«Çay içip dağılmadığımızı, etkinlikleriyle, çalışmalarıyla çok ciddî bir kurum olduğumuzu kendisi de görecek...» filan diyor.
Aysel Hanımcığım, o sözcü sana göre biri değildir. Siz aranızdan benzer bir lafazanı seçip, onu cevaplandırmakla görevlendirin. Yaşça büyüğün olan birine söyleyemeyeceğin laflar ettirmeye çalışır o sana. Sakın oyuna gelme!
Sizin aranızda, Dinsizin hakkından imansız gelir meselini bilen büyükleriniz de mi yok, güzel kızım? Onlardan birine lütfen benden selam söyle! Sana Seyrânî’nin şu dörtlüğünü tercüme etsin:
Heder olsa bir pul için/Muhannet bâbına basma kademin/Emsâliyle konuşmayan âdemin/Altun ismi olur pul yavaş yavaş.