Aysel Tuğluk'u okur musun!

Bizim ailenin sırada sonuncu olan seçmeni, geçen gün onunla burada konuştuk hatırlayacaksınız, torunlarımın en küçüğü Elif kızım. Milletvekili seçimlerinde ilk defa oy kullanacak.

Bizim ailenin sırada sonuncu olan seçmeni, geçen gün onunla burada konuştuk hatırlayacaksınız, torunlarımın en küçüğü Elif kızım. Milletvekili seçimlerinde ilk defa oy kullanacak. Birlikte heyecanlanıyor, bir araya geldikçe hemen yalnız bunu konuşuyoruz.
Dün sarsıcı (ve uyarıcı) bir darbe indirdim ona. Bizim Kürtlerin partisi DTP'yi (Demokratik Toplum Partisi) biliyor.
– İki başkanları var, kimler olduğunu biliyor musun?
– Ahmet Türk'ü biliyorum, dedi; öbürü kim?
– Partinin bir de eşbaşkanı var, bir hanım. Adı Aysel Tuğluk.
Duralar gibi oldu:
– Başı örtülü mü, dede?
– Değil. Hoş ve genç bir hanım. Hakkında mutlaka fikir edinmelisin! Ne diyor, ne yapıyor, onu takip etmelisin!
– Nasıl yani, nereden? O da Ahmet Türk gibi televizyon programlarına katılıyor mu?
– Yok, bu hafta Radikal-İki'de imzalı bir yazısı vardı...
– Görmedim. Babam gazeteleri rahat bırakmıyor ki! Ama bugün Hürriyet'te vardı böyle bir şey.
– Onu mutlaka oku. Aysel Hanım farklı şeyler söylüyor. Bir defa söylüyor, yarım yamalak laflar değil. Düşünmüş taşınmış. Türk, Kürt ve diğerleri bütününden «Türk toplumu» diye söz ediyor. Toplumların bilinç altında derin izler bırakan travmaları hatırlatıyor. Ermenilerin 1915 olaylarından, Türklerin onur kırıcı Sevr Antlaşması'ndan, Kürtlerin Halepçe katliamından nasıl etkilendiğine değiniyor.
– Nerede? Radikal'de mi, Hürriyet'te mi? İkisi de aynı yazı mı?
– Yazı Radikal-İki'deydi. Hürriyet'in haberi o yazıdan alıntılar. Birinden birini okuman yeter. Şunlar hatırında kalsın: l Kürt meselesi, Misakı Millî sınırlarına sımsıkı bağlı kalınarak ele alınmalıdır, diyor. l Şu cümle aynen onun: «Kürtlerin en büyük müttefiki Türkler olduğu gibi, Türklerin en önemli müttefiki de Kürtlerdir» diyor.
DTP'nin eşbaşkanı, yani Bizim Kürtlerin yetkili bir sözcüsü. Yeni ve farklı sözler bunlar.
– Elif, sana yazıdan bir alıntı daha aktarayım. Bak şurada yazılı, Aysel Tuğluk'un ifadesi: «Türklerin Kürtlerin nezdinde sömürgeci ve despot, Kürtlerinse Türklerin nezdinde bölücü ve barbar olarak görülmesi, bütün bu sıfatları kendinde barındıran Batı emperyalizminin işidir.»
– Bu, satır altlarını çizdiğin yazıyı da bana verecek misin?
– Sana getirdim. Dikkatle oku. Ve daha sık görüşelim, olur mu?
Anlaştık.
Dil Yâresi
Türkçe dostlarından (Tuncer Kırhan)

  • Deniz Seki, Bir Dilek Tut adlı programda (Fox Tv) «Benim naçizane fikrim» deyip durdu. Naçizane sözü «ölümlü» anlamına geldiğine göre, bunun yerine acizane kelimesini kullanması gerekmez miydi?
    – Farsça çiz, «şey» demekmiş; nâ ise olumsuzluk bildiren bir önek. Naçiz «Değersiz, önemsiz, adı anılmaya değmez, hiç hükmünde» anlamına gelen bir sıfat.
    Naçizane (iki «a» da uzundur) zarfı da «Hiçbir değeri yokken, adı anılmaya bile değmezken, hiç hükmünde» anlamlarında, kendini küçümseme, muhatabına saygı gösterme, önem verme niyetli bir ifade biçimidir.
    Engelli ile otobüs şoförü
    Okan'ın Makina kadrosunda, Ömür Kınay da benim gibi misafir. Cumartesi akşamları ben saatlerce olduğum yerde hiç kımıldamadan oturuyorum ya! Pek güzel, akıllı, çalışkan ve bunların sonucu bilgili bir genç kız olan Ömür de oturuyor. Aramızdaki fark, ben dikilip yürüyebildiğim halde, o tekerlekli sandalyesinden ayrılamıyor.
    Cumartesi akşamı Ömür'le baş başa konuşuyorduk. Ciddî bir şikâyeti vardı kızımın.
    Otobüs şoförlerinden dert yandı. Toplu taşıta binerken yalnızsa, arabasını katlayıp almak ve Ömür'e de biraz destek olmak üzere birinin ona yardımı gerekiyor. Cebinde Engelli Kartı var.
    Toplu taşıt bilet al demeyecek ona. Şoförün lütfedip yerinden kalkacak ve birkaç dakika gecikmeyi göze alarak Ömür'ün otobüse binmesine yardım edecek. Bunu bir yolcu da yapabilir elbette, ama şoförün razı olması şart.
    – Yardımcı olmuyorlar, diyor. Israr ederseniz insanı terslemekten, kalp kırmaktan da geri durmuyorlar.
    – Taksi şoförleri de böyle kaba mı davranıyor?
    – Uzak bir yere gidecekseniz alıyorlar. Kısa mesafelerde onlar da yanaşmıyor.
    – Benzer başka sıkıntıların oluyor mu?
    – Oluyor. İSO'nun bulunduğu Odakule'de mesela. Gittiğimde saat 16.30'du. Tuvalete girmek için yardıma ihtiyacım var. Sıkıştığımı da söyledim oradaki görevliye. Hayır, yardım etmediler. Annemle Ayasofya Müzesi'ne gittik bir gün. Engellilerden para almadıklarını biliyorum. Ama annen için 10 YTL ödeyeceksiniz, diye tutturdular.
    Bu şehirde yaşayanlar bizim insanlarımız değil mi? Aklım almıyor! Bunu yapan bir şoföre rastlasam, kendimi tutabileceğimi de sanmıyorum.
    Çocukken pazara gittiğimizde uyarırlardı. «Elinde ağır yükü olan yaşlı teyzelerin yardımına koşun!» diye. Biz, eski nesillerin farklı teşekkür ifadelerini bu sayede öğrendik, diyebilirim. «Ömrünüze bereket!» demem hoşunuza gider ya, o günlerdendir.
    Ömür'e bana yeriyle, tarihiyle son bir otobüs hadisesi söyler misin, dedim.
    – 23 mayıs çarşamba günü saat 15.00'te Ataköy merkez durağında 34 BC 1737 / A 116 plakalı otobüsün şoföründen rica ettim. Cevap bile vermedi.
    Şikâyet etmiyorum, hayır! Kendim arayacağım. Şansım varsa rastlarım, otobüs plakalarını gözetlemeye başladım bile. Bulursam o insafsızı, ne yapacağıma da o zaman karar vereceğim.