Ayşe'nin mülakatı bir şaheser!

Dün Radikal'i okuduktan sonra Hürriyet'i açtım; ilk iş olarak Ayşe Arman'ın Halis Toprak'la mülakatını okumak üzere. Bir gün önce Hürriyet bu haberi vermişti.

Dün Radikal’i okuduktan sonra Hürriyet’i açtım; ilk iş olarak Ayşe Arman’ın Halis Toprak’la mülakatını okumak üzere. Bir gün önce Hürriyet bu haberi vermişti.
Kimi satırların altını çizerek okurum. Bitirince baktım, yazının çizilmedik yeri kalmamıştı.
Bu konuyu burada ele almak niyetinde değildim. Ama evde, herkes gibi biz de konuşuyoruz. Eşine rastlanmaz bir hadise olduğundan değil. Yaşlı damadın durumu pisliğini saklar gibi inkâra, tevile sapmadan konuşmasını, değerlendirmesini farklı bulduğumuz için. Adam aslında, bildiğimiz bileli devam edegelen bir uygulamayı yüksek sesle dekonuşma cesaretini gösteriyordu. Toplum olarak pek de açığa vurmak istemediğimiz bu sevimsizliği tartışılır duruma getirmekle, bence örfümüze, âdetlerimize bir anlamda hizmet etmiş oluyordu. Ve görmezden gelmeye çalıştığımız, yüksek sesle konuşmayı, yaygın uygulamadan haberdar olduğumuz halde adeta ayıp saydığımız bir muamaleyi su yüzüne çıkarmış oluyordu.
Hiç sevmediğim, ama söylemeden de geçemediğim bu «iri dâne» laflardan sonra ayağımızı yere basarak devam edelim.
*
Mülakat sanatının üç ustası var mesleğimizde bugün: Neşe Düzel, Ayşe Arman, Nuriye Akman. Kadro aslında bunlardan ibaret değil; ben çok beğendiklerimi söylüyorum. Şunu da ekleyeyim: Bu üçünden, benimle konuştukları zaman «Yayınlanmadan görebilir miyim?» ricasında bulunmaya cesaret bile edemem. Belki de onlar yüzünden, mesleğimizde mülakatın iyi örneklerini kadınların verdiği bir sanat haline geldiğini de ısrarla söylüyorum.
Ayşe, bu mülakatında da mükemmeldi.
*
Yaptığını inkâr etmediği gibi gizlemeye de kalkmıyor diye, Halis Bey’i bu konunun hedef tahtası haline getirenler kafilesine ben, hayır katılmayacağım. Evlilikte büyük yaş farkını hiç yadırgamaz görünmeyi de düşünmüyorum. Ne düşündüğümü yeri geldiğinde eminim sizlere de söylemişimdir. Tekrarlayabilirim.
Dün bir hanım okurum aradı beni. Uzunca konuştuk.
– Ben çoluk çocuğun değil, bu konuda asıl sizin ne düşündüğünüzü bilmek isterim, diyordu. (Merak etmeyin, bu dediğinin bir iltifat olmadığının farkındayım!)
O bahsi de açarız burada. Söyleyeceklerim var. Daha doğrusu söyleyegeldiklerimi derli toplu bir kere daha tekrar ederim. Bir ilave etmek istediğim de var zaten; Gülseren Hanım’ı kaybettikten sonra durup düşündüğüm; tam da bu yaş farklılığı konusunda.
Bugün, müsaade ederseniz okurlarımdan çok meslektaşlarıma seslenmek ihtiyacındayım. Epeydir bir gazete yazısını okuyunca bu kadar heyecanlanmamıştım.
Benim Ayşe’yi hayatı telakki tarzı, hal ve davranış alanındaki bazı tercihleri, gazetedeki itibarından faydalanma üslûbu açısından eleştirdiğim olur. Ama dediğim gibi, birinci sınıf mülakat sanatkârı olduğunu her vesileyle tekrarlamaktan da kendimi alamam.
Çok ince çizgilerle resmettiği Halis Toprak portresi mükemmeldi. Adamın, sualin her çeşidini fütursuzca cevaplandırma kararlılığından faydalanmayı aklından bile geçirmeyişi bir soyluluk örneği. Suallerinin içeriği ve zamanlaması bakımından da bir mülakat şaheseri sayılır bu yaptığı. Meziyetlerini saymaya devam edebilirim. Sonunda söyleyeceğimle yetineyim: Yaptığı yadırganan bir insanı, vukuf ve nüfuz ile (derinlemesine anlayıp anlatarak) bize hakşinas bir tavırla anlattı ve bihakkın tanıttı.
İşte bu, yaşlı ve huysuz meslektaşları da mutlu edebilecek bir başarı örneğidir. İyi geldi doğrusu...
Ayşe, eline sağlık! 

Söz, Hilmi Özkök Paşa’ya gelince
Boyuna bosuna, eline yüzüne bakarak değil... Uzaktan görüp tanıdıklarımızı daha çok yaptıkları konuşmaları dinleyerek, okuyarak değerlendiriyoruz.
Dün mesela Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç bir kanalda, askere sivil yargı yolunu açan düzenlemeye CHP’nin, «Öğleye doğru bir yerden gelen haber üzerine» muhalefet ettiğini söylemiş (Rad.).
Söylemiştir, şüphe etmem.
Birkaç gündür Org. Hilmi Özkök’ün söylediklerini tartışanlar oluyor. Hilmi Paşa son yılların Genelkurmay Başkanları arasında, benim ölçeğimle sözünü bilmekle de kalmayan, her sözü daima yerini bulan müstesna bir askerdir. İsmet Paşa’dan beri dediklerini çok ciddiye aldığım, sesine ciddî bir düşünürü dinler gibi kulak verdiğim bir yönetici.

Dil Yâresi
(Dünkü Dil Yâresi’nin devamıdır. Dün baş tarafını okumamış olanlara göre değil yani.)
Cümledeki özne ile fiilin tekillik, çoğulluk bakımından uyumu meselesini dün konuştuk. Bugün  -bahsi tamamlamak için- özne ile fiilin kişi bakımından uygunluğu meselesini özetliyoruz.
* Özne kişi bakımından tek ise fiil kesin olarak ona uyacaktır. (Ben geldim. Sen yazacaksın. O gitmiş. Biz okuyalım. Siz anlatınız. Onlar dinlesinler.)
* Öznesi ayrı ayrı kişiler olan fiiller çeşitlenir.
A. Özne hem ikinci, hem de üçüncü kişilerdense fiil ikinci çoğul kişi olur. (Orhan’la sen bugün kıra gitmeyeceksiniz, dersinizi çalışacaksınız.)
B. Özne: a) Üçüncü veya birinci kişilerdense; b) İkinci ve birinci kişilerdense; c) Her üç kişiliyse, fiil birinci çoğul kişi olur. (Orhan’la ben yarın Ankara’ya gidiyoruz. / Ben, sen yokuz; biz varız. / O gece, hatırlıyorum sen, ben, Turgut sinemaya gidiyorduk.)
C. Çoğul kişi zamirlerinden olan öznelerden sonra açıklayıcı kelimeler gelse de fiilin uygunluğu değişmez. (F. R. Atay: Acaba biz Türkiye, hem Afganların, hem Pakistanlıların dostları olarak bir hizmette bulunamaz mıyız? / H. R. Gürpınar: Biz yaşlılar böyle düşünürüz. Siz gençler de bir gün böyle düşüneceksiniz... Biz insanlar bir varmış, bir yokmuş oluyoruz.)
Ç. «Kimi, bazı...» gibi belirsiz zamirlerden, birinci çoğul kişi takısı öznelerin fiilleri üçüncü tekil kişi de olabiliyor. (Mahmut Yesari: Hepimizin kılığı başka  şekildeydi. Kimimiz dolak sarmıştı, kimimiz ayaklarına çarık, telatin çizme geçirmişti.)