Bakan Atilla Koç'a bir sual

Aylık Toplumsal Tarih bizim evin çok aranan dergilerinden biridir. Tarih (tam adıyla «Türkiye Ekonomik ve Sosyal Tarih») Vakfı tarafından yayımlandığını biliyor, dergiyi ben de beğeniyorum, ama daha çok Gülseren Hanım okuyor.

Aylık Toplumsal Tarih bizim evin çok aranan dergilerinden biridir. Tarih (tam adıyla «Türkiye Ekonomik ve Sosyal Tarih») Vakfı tarafından yayımlandığını biliyor, dergiyi ben de beğeniyorum, ama daha çok Gülseren Hanım okuyor. İçimizdeki asıl tarih meraklısı odur.
Ben asıl, vakfın Darphane-i Amire binalarındaki kültürel etkinlikleriyle ilgiliyim. Binalar Tarih Vakfı'na, Habitat Zirvesi vesilesiyle 1996'da tahsis edilmişti; Dünya Kenti İstanbul ve Tarihten Günümüze Anadolu'da Konut ve Yerleşme sergilerinin düzenlenmesi için.
Ne şekilde verildiğini de öğrenmiştim. Kiralama değildi işlem, 49 yıl süreli bir mülkiyet devriydi; Tapu'ya irtifak şerhi düşülmek şartıyla. Ciddî bir anlaşmazlık, daha doğrusu anlayışsızlık hikâyesidir bu.
Vakıf, çöplüğe dönmüş binalarını temizledi, tamir etti, eli yüzü düzgün, içinde ziyaretçi ve misafir ağırlanır bir duruma getirdi. Milyonlarca dolar para harcadı bu işler için.
Darphane-i Amire binalarından söz edildiğini siz, geçen 11 yıl boyunca orada gerçekleştirilen kültürel faaliyetler sebebiyle işittiniz. 600'ü aşan sergi ve toplantı, yüzbinlerce insanı çekti kendine. Dokuz büyük boy sayfayı tıka basa dolduran etkinlikler listesi var önümde, hangi birini söyleyeyim: sergiler, toplantılar, konserler, konferanslar, festivaller... Saymakla bitecek gibi değil.
Bir sıkıntı var, o da yıllardır devam eden. Ve bu arazide, binalarda bir İSTANBUL MÜZESİ açılması hayalini geciktiren.
İstanbul Rölöve ve Anıtlar Müdürlüğü'nün bir raporuyla binaların mail-i inhidam (yıkılmak üzere) olduğuna karar verilmişti. Vakfın, bu iddiaya karşı açtığı, devam eden davada mahkeme (İst. 4. İdare Mahkemesi), 22 ocak 2007 günü, bilirkişi incelemesi yapılması kararı almıştı. İnceleme, gelecek salı günü yapılacak.
Gelin görün ki Anıtlar Müdürlüğü'nün «yıkılmak üzere olan» (?) binaların boşaltılması için verdiği süre 22 şubat günü (yani yarın) sona ermektedir.
– Ee, haftaya bilirkişi incelemesi var, o tarihi bekleyin!
Hiç olur muuuuu? Bakanlık ve Müdürlük tebliği karşısında akan sular durur! Bunca emek, gerçekleştirilen kültür etkinlikleri hiçe sayılarak, daha da önemlisi İSTANBUL MÜZESİ gibi çok gecikmiş bir projeden, sevgili bir hayalden büsbütün vazgeçilmesi de göze alınarak binalar boşaltılır ve yıkılır.
Öyle mi?
Belediye ve Anıtlar Müdürlüğü sorumlularına değil, Bakan Atilla Koç Bey'e soruyorum:
– Öyle mi?
Dil Yâresi

  • Mükemmel bir tashih (düzelti) ekibiyle çalışır gibiyim. Bundan aldığım hazzı kelimelerle anlatamam.
    Televizyonda (Makina'da) «Tası tarağı toplamak» deyiminden söz ettim. Bu deyim nereden gelir, hikâyesi nedir, bilmiyorum; tas ve taraktan söz edildiğine göre, hamamla bir ilgisi olsa gerek, dedim.
    Dün sabah masamda üç mektup vardı (Emre Tekgür, Bahadır Barış Özsoy ve Orkun Atila adlı okurlarımdan). Gülçin Avşar da telefonla aradı.
    – Hadise hamamda geçmiyor, diyorlar. Eskiden seyyar berberler varmış. Kaldırımlarda kaçak tezgâh açarlarmış. Zabıta gelince hemen toparlanıp, bir daha oraya dönmemek üzere alelace kaçmalarından, hep bildiğimiz deyim çıkmış. Telaşlı gidişi anlatmak için.
    Benim de aklım yattı bu açıklamaya. Kaldı ki ben, kaldırımda değil, (Gülçin Avşar'ın sözünü ettiği) eski kıraathanelerin bir köşesinde mekân tutmuş berberleri hatırlarım. Okurum, özel izinle yeniçerilerin açtığı kıraathanelerden ve zaptiye baskınına uğrayınca kaçışan berberlerden söz ediyor.
    Lütfedip beni uyaran okurlarımdan ikisi, deyim hakkındaki bu açıklamayı, bir programda anlatan Sunay Akın'dan dinlediklerini de not etmişler.
    Teşekkürler. (Ve devam!)
    Yıldız Hanım'a «3T»li selam!
    Pazartesi akşam, Beşiktaş-Akatlar'daki Melih Cevdet Anday Kültür Merkezi'nde bir ayine katıldım. Salon tıklım tıklımdı. Aslında sayıları gittikçe azalan, Tiyatroseverler Tarikatı'nın Şeyh'e en yakın mensupları, hemen de eksiksiz oradaydılar.
    Yaşı bana yakın olan Şeyh, Talat Halman'ın dediği gibi ömür boyu fazla kilo nedir bilmemiş zarif endamıyla, şık tuvaleti içinde, ömrünü geçirdiği kutsal sahneye âyinin sonunda, en genç müritleriyle dans etmeye çıktı. Gene peri padişahının dünyalar güzeli kızı gibiydi. Pırıl pırıl, ışıl ışıl, hem güzel hem de çok büyük, adeta ilahî.
    Biz bütün müritler onu ayakta, dakikalarca alkışlamaya doyamadık. Aramızda, Can Kıraç gibi -eşi İnci Hanım'dan izin (icazet) aldığını belirtmeyi de ihmal etmeksizin- tarikatımızın hanım-şeyhine ilan-ı aşk edenler de oldu. Etmeyenler dişini sıktı demektir.
    Beşiktaş Belediyesi'nce düzenlenen (Aferin onlara!) YILDIZ KENTER'E SAYGI törenindeydik. Çok az yerde bu kadar mutlu oldum, diyebilirim. Pek az topluluk bir duyguda, o akşam bizim olduğumuz kadar bir ve birlik olabilmiştir, diye düşündüm sonradan da... Ona nasıl teşekkür, onu nasıl tebrik ve tebcil edeceğimizi bilemedik, demem daha doğru galiba.
    Kendi hizama, yani basite indirerek söyleyeyim. Ben, işini iyi yapan insanı seviyorum. Ee o zaman, «Yıldız Hanım tapılacak bir tiyatro abidesidir, bir insanlık mucizesidir»den gayri ne diyebilirim? Belki bir de, «Sevgili arkadaşım, yere sıkı basalım ve dik duralım!» derim.
    Not: T'ler üçlemesi iyi geldi bana. Bir de tebcil'in karşısındaki yeni kelime ululama'dan ürktüm.
    Beni bağışlayın!