Barış maçının ısınma turları

Toplantının adı güzeldi: «Türkiye Barışını Arıyor.» Olaysız geçmesi de olumlu bir yanıdır. Ben öyle düşünmüyordum amma, ilgi çekici, ses verici konuşmalardan birini Yaşar Kemal'in yapması beklendi galiba...

Toplantının adı güzeldi: «Türkiye Barışını Arıyor.» Olaysız geçmesi de olumlu bir yanıdır. Ben öyle düşünmüyordum amma, ilgi çekici, ses verici konuşmalardan birini Yaşar Kemal'in yapması beklendi galiba... Fos çıkması yadırganacak bir hal değildir.
Kürt meselemizin gelinen noktasında kürsüye çıkanın, hitabet gücü de olmak gerekir. Yaşar Kemal iyi bir yazar, hikâyeyi hakkını ve yerel renklerini, seslerini vererek anlatan bir halk romancısı. (Nitekim bana sorarsanız, çok iyi kitaplarından biri olarak size Ölmez Otu'nu salık veririm; İnce Memed'i değil yani...) Sevimli insandır, ama kürsü adamı değil, fuzulî bir beklentiydi.
2007 Türkiye'sinde, hemen bütün ilgililerin hazır bulunduğu bir toplantıda kürsüye çıkıp, bu meseleyi başından başlayarak yepyeni bir biçimde ele almak, her yiğidin harcı değilmiş gibi göründü bana.
Yaşar'dan da daha çoğunu beklemeyelim. Ben beklemiyormuşum demek ki, terimleri karıştırdı diye de yadırgamadım.
Mehmed Uzun'un gönderdiği bir konuşma metni okundu toplantıda. (Rahatsızlığı yüzünden gelememiş.) Kürt meselemiz konusunda beni etkilemiş yazarlardan biri. O ne diyecek diye merak etmedim, diyemem.
Ulus devletlerin yeni yüzyılda çöplüğe terk edileceğini filan söylüyor. Ama barışı gene de en güzel o tarif etmiş.
Bu arada «Türkiye, Iraklı Kürtlerin Türkmenlere verdiği hakların yüzde beşini bile kendi Kürtleri'ne fazla görüyor» diyen de oydu; «Türkiye, Kürtleri, bölgeyi ve tüm bir dünyayı aptal yerine koymaktan vazgeçmeli. Kendi vatandaşları ile diyalog kuramayanın, Yurtta sulh cihanda sulh sözlerine kim inanır?» diye soran da o.
Düşünüp düşünüp de uzun süre yüksek sesle söyleyemediklerinizi, buyur edildiğiniz ilk kürsüde dile getirmek istemenize karşı çıkmak anlayışsızlık olur, evet. Ama barış görüşmelerinin neredeyse değişmeyen tabiatı da, unutmayın ki çok değişik bir anlayışa ve dahi söyleyişe ihtiyaç duyar.
Toplantıya dair yorumların, eleştirilerin (gazetelerde yer alanların) hemen hepsini okudum. Ayşenur Arslan «Aynı kişilerin, yıllardır aynı konuları tartışmaktan gelen bir yorgunlukları var gibiydi» demiş (Mehmet Ali Birand aktardı, Posta, 16 ocak). Buna, tartışmamaktan ileri gelen tutukluluklarını da eklememiz gerekir.
Gene Mehmed Uzun (Ki torununa verdiği adın, nüfus dairesince yabancı kelimedir diye geri çevrilmesinden bir büyükbabanın duyduğu acıyı, Ruhun Gökkuşağı adlı güzel kitabında anlatan odur) «Daha çok işimiz var, yolun henüz çok başındayız» diyor (Radikal, 16 ocak).
Bence de, Türküyle Kürdüyle biz henüz bu barış görüşmelerine başlayacak kıvamda değiliz. Spor terimleriyle söyleyelim: sahaya çıkmadan önce ısınma turlarına ihtiyacımız var.
Dil Yâresi
Türkçe dostlarından (Numan Dönmez)

  • 17 aralık pazar yazınızda traş imla yanlışı sekiz yerde tekrarlanmıştı. Farsça teraşiden («Kazımak, yontmak, düzeltmek») fiilinden gelen kelimenin doğru imlası tıraş'tır.
    – Teşekkür ederim. Hatayı yazık ki geç fark ettim.
    Sigarayı bıraktıran emzik
    Yirmi yıl oldu. Ailece övündüğümüz bir başarı hikâyesidir. Biz, hemen de bir arada yaşayan on iki kişilik bir aileydik. Bu on ikiden beşi tütün tiryakisiydi. En yaşlıları olan ben, kırk yıl önce üniversite öğrencisiyken sigaraya başlamış, altmış yaş civarında pipoya geçmiştim.
    O kış, beşimiz de tiryakilikten kurtulduk. Bu büyük (!) ve toplu başarıyı, yıllar var ki, artık anlatmaya da üşenir olduk.
    Ben tütün kokanlara, onları ikinci sınıf insan saydığımı belli etmekten kendimi alamıyorum. Hani çoktandır yıkanmayan biri, yanınıza fazla yaklaşmış da, rahatsızlığınızı belli etmemeye özen gösteriyormuşsunuz gibi davranaraktan...
    Hürriyet'in haklı olarak büyüttüğü bir haberdi: «Ünlülerin nikotinli emzik ve yalancı dumanla sigarayı bırakma arayışları» diye...
    Bunu da Çin'de icat etmişler. Ağızlığa (puroya veya pipoya) bir kartuş takıyorsunuz. Nefes çekince ucunda kırmızı ışık, biraz duman, damağınızda nikotin tadı... Herhangi bir zararı da yokmuş.
    İyi de «25 haftada bıraktırıyor» lafı bana pek inandırıcı gelmedi doğrusu. Bu zahmete değmez, kendiniz bırakın gitsin, desem; öfkelenirsiniz değil mi?
    TELAYNAK
  • Ayşe Kulin yazmış, Mahinur Ergun senaryolaştırmış ve Serdar Akar yönetiyormuş. Bir dizi için ümit verici bilgiler bunlar. Oyuncuları arasında Hakkı Ergök, Ecem Uzun, Özge Özberk, Oktay Kaynarca, Hakan Eratik ve Füsun Demirel de var. (Hepsine yerim yetmez.)
    Dizinin adı Geniş Zamanlar. Çekirdek ailemizin kadını (Ayla) avukattır, boşanma davalarıyla ünlü. Erkeği (Erol) bir finans şirketinde genel müdür. Kızları 14 yaşında. Yardımcı kadının berberde çalışan kızı Zehra da, çocuk bakıcısı gibi eve alınmış, çevreye uyum sağlamış ve avukat hanımın küçük kardeşi diye bilinmekten hoşlanmış güzel bir genç kız.
    Bu masum zaaftan belli ki meseleler çıkacak.
    Avukat hanım Ayla'yı Zuhal Olcay oynuyor. Meslekten bir usta. Onu seyretmenin bana nasıl iyi geldiğini kelimelerle anlatamam size. Salı akşamları Star'da. Dün akşam da seyretmediyseniz, yazık olmuş. Siz de özlemişsinizdir.
    Haberiniz olsun istedim.