Baş TEMA'cı dostum Nihat Gökyiğit'ten bir istediğim var. Buradan söylüyorum

Rahmetli Vehbi Koç sağ olsaydı, gidip derdimi ona anlatmak isterdim doğrusu. Vaktiyle onun da gidip, Nihat Gökyiğit'e anlattığı gibi.

Rahmetli Vehbi Koç sağ olsaydı, gidip derdimi ona anlatmak isterdim doğrusu. Vaktiyle onun da gidip, Nihat Gökyiğit'e anlattığı gibi.
– Nihat Bey, demiş oraya gidince Koç; bir zahmet iki ortağını da çağırır mısın! Sana diyeceğimi onlar da işitsin istiyorum.
Tekfen'in diğer iki ortağı Feyyaz Berker ve Necati Akçağlılar (Üçlü bir uyum mucizesidir bu ortaklık) gelince, üçüne birden anlatmış, niye geldiğini.
Türkiye Eğitim Gönüllüleri Vakfı'nı kurmakla iyi etmişiz, diye girmiş söze. Şimdi de, Aile Planlaması alanında benzer bir şeyler yapmaya çalışıyorum. Aklımda bir şey daha var, size onu söylemeye geldim. Toprağımıza, tabiatımıza, ziraatimize de sahip çıkmamız gerekiyor. Ben de size katılır, emrinizde çalışırım. Ama bu işe siz öncülük edin!
TEMA mucizesini başlatan uyarıdır bu. Eğitim, Aile Planlaması faaliyetlerine katılamadım. Ama TEMA hareketinin gönüllülerinden biri de benim. Arada bir Nihat Bey Dostumla Artvin dağlarında dik yokuşları, terlesek de, nefes nefese kalsak da birlikte yürümeye, gençlerden geri kalmamaya çalışıyoruz. Tam yerini sorarsanız, Macahel'de, Camili Köyü'nün yakınlarında.
Üç güzel ortağa bir de tavsiyede bulunmuş o gün Vehbi Bey:
– Aranıza Hayrettin Karaca'yı da alın. Onun babası ottan, ağaçtan anlar. Yalova'da bir arboretum'u var. («Çeşitli türden ağaçların yan yana yetiştirildiği, botanik araştırmaları bahçesi» demekmiş.) Hayrettin de bu işlerin meraklısıdır, babası gibi.
TEMA'nın örnek bir başarı niteliği de kazanan faaliyetlerini, itibarını, etkisini biliyorsunuz. Ayrıca anlatmam gerekmez.
Size de söylediğim gibi, bir toplantıda Hayrettin Bey'le buluştuk. Elindeki «OKEY, PARDON, BAYBAY» türü yabancı kelimelere ihtiyacımız yok tabelasından bir tane de bana verdi. «Pardon!» diyen olursa, hemen azarlıyor. Onun da Türkçe dostları'yla aynı safta olması, tahmin edersiniz ki beni çok sevindirir.
*
Nihat Beyefendi dostum, maruzatımı, özetleyerek de olsa önce buradan seslenerek söyleyeceğim. Ne dediğimi okurlarım da bilsin istiyorum. Dilimiz konusunda onlar bana böylesine destek olmasaydılar, bu yaşta size gelip de böyle bir istekte bulunamazdım.
Bugün size söylemek istediklerimi şöyle özetleyebilirim:
– Türkçe için bir şeyler yapmalıyız, dilimize etkili biçimde sahip çıkmalıyız. Devlet destekli kuruluşların, Atatürk'ün vasiyeti ve emaneti olduğu durumda bile, davayı hedefine ulaştıramadığı, geçen 75 yılda sabit olmuştur. TEMA yönetimini TÜRKÇE için de kullanabilmenin yolunu yordamını lütfen bizlere de öğretir misiniz?
Size başvuranın, Allahın tiğteber şâh-ı merdan bir kulu olduğu malumunuzdur. Yıllar var ki, bizim, Fransızlarınki gibi bir DİL AKADEMİMİZ niye yok, özlemiyle kıvranan bir Türkçe dostudur. Sizin de dostunuz olduğunu bilmekten aldığı cesaretle şimdi sorup öğrenmek istiyor:
– Bir vakıf kurmak mümkün müdür ki, bir çatı altında Türkçe uzmanlarından ve dostlarından oluşturulacak yeterli bir kadro, ömürleri boyunca başkaca hiçbir malî desteğe muhtaç olmaksızın bütün vakitlerini ve mesailerini, bu vakıf sayesinde TÜRKÇE'ye hizmet amacına tahsis edebilsinler? Mümkünse nasıl? Değilse şayet, bu tatsız gerçeği sizden öğrenmeyi de tercih ederim; güvenilir bilgiyle ve insaflı bir üslupla bunu bana fazla acı vermeden söyleyeceğinizi de bildiğim için.
Nihat Beyefendi Dostum, Türkçe Devrimi'nin 75'inci yılını kutlama törenlerine ben de katıldım. Hoş karşılanmayacağını bildiğim halde, bu iyi niyetli gayretlerin, geçen üç çeyrek asırlık süreye rağmen ve Atatürk'ün bir vasiyeti ve emaneti olduğu halde hedefine, bırakın erişmeyi, yönelmekten bile âciz kaldığını ifadeye çalıştım.
Türk Dil Kurumu ve 1980 ertesi bu kurumdan ayrılanlar tarafından kurulmuş olan Dil Derneği gibi, iyi niyetli hamlelerden bir sonuç alınıp alınamayacağı yeterince anlaşılmıştır. Daha fazla ısrar etmenin bence bir anlamı yok. Aramızda bu niyette hiç kimse bulunmadığı halde, biz Türkler ne acıdır ki, dilimize gittikçe daha kötü muamele etmekte devam ve ısrar ediyoruz.
Türkçe'mizi, siyasî etkilerden ve hazırlıksız, bilgisiz müdahalelerden uzak tutarak sağlığına kavuşturabilmek için sizin güzel gönlünüze, tecrübenize ve bilginize başvurmaktan daha güvenilir bir çıkar yol düşünemiyorum.
En kısa ifadesiyle «Türkçe iyi durumda değil. Bu gidişle olacağa da benzemez.»
Ben yıllardır Türkçe dostlarına, gidip Fransa'da Dil Akademisi'nin kuruluşunu, işleyişini, bugüne geliş hikâyesini incelemiş, bizden birini tanıdınız mı, diye sorarım. Evet, diyene rastlamadım.
75 yıldır Türkçe için çırpınıyoruz. Ortada olumlu sonuç veren bir çalışmamız yok. Orada, Fransa'da yani, bu konuda çok iyi sonuçlar almış, Fransız İhtilali, Birinci ve İkinci Dünya Savaşları gibi badireleri, bağımsızlığına gölge düşürmeden atlatmış, yaşayan bir kurum var.
Fransız Akademisi'yle hiçbir ilişki kurmamış olmamızı yadırgamaz mısınız?
Hülasa, derdimi iki kelimeye sığdırarak size danışmak, bana, en güvenilir çare göründü:
– Ne yapabiliriz?
Kapınızı, bir kişi olarak çalıyorum. Ama eminim ki büsbütün de yalnız değilim. Bu köşede on yıl var ki, bazen iki üç satırla da olsa, hergün Türkçe üzerinde okurlarımla yazışıyor ve söyleşiyoruz. Bana en çok mektup Türkçe Dostları dediğim okurlarımdan gelir.
Ömür boyu bu uğurda bir şeyler yapmaya çalıştım. Ama en ümitli kapıyı bugün çaldığıma inanıyorum.
Sevgiyle, saygıyla efendim.