Başbakan diyeceğini dedi. Biz yazdık. Sıra akıl hocalarında...

Basın yayın işletmesi patronlarının akıldâneleri kimdir, diye merak edilir. Ben de bir gazete sahibinin veya yöneticisinin, hemen her gün akıl danışma ihtiyacı duyacağı konular olur düşüncesindeyim.

Basın yayın işletmesi patronlarının akıldâneleri kimdir, diye merak edilir. Ben de bir gazete sahibinin veya yöneticisinin, hemen her gün akıl danışma ihtiyacı duyacağı konular olur düşüncesindeyim. Bir gazetenin bilgi ve basiret eleklerine olan ihtiyacı neredeyse sonsuzdur.
Bizim işimizde sahip veya yöneticiden, ve her şeyden önce beklenen hikmet, hidayet, basiret, metanet türü meziyetlerdir. (Siz bunların yeni-Türkçe karşılıklarını belirlerseniz, bir ipe dizip gönderin lütfen, nasıl olduğunu merak ederim.)
Bir yöneticiden daha fazlasının istendiği, beklendiği işler ve görevler de var mıdır, diye soran olsa; çağımızda dilimizin ucunda hazır bekleyen bir kelimeyle cevap verebilirim, evet var:
– Başbakanlar! (Sistem başkanlıksa kelimeyi başkan diye kısaltın biraz.) Bir diğer ifadeyle, mensubu olduğu toplumun kaderini en çok etkileyecek makamda bulunan kimesne. Ki onlar günümüzde, bu sorumluluk ve yetkiye talip olanlar arasından seçilmektedir.
Bunda anlaşacağımızı düşünüyorum. Akıl hocalarını tarife çalışmak ise beyhude gayrettir. O maharet bence de Allah vergisi bir nimettir. Ve her ihtiyaç duyandan duyana da değişir. Muktedirin yakın çevresi çok konuşulur. Afra tafra arasında, asıl akıldâneleri uzaktan seçebilmek hemen de mümkün değildir.
Kişinin kararları etkiliyse, onun akıl hocaları da merak edilecektir. Erbabı adını açık etmemeye çalışır. Bir süre ve şekilde başbakana yakın olanların neredeyse hepsinde böyle bir güç vehmedilegelmiştir. İsimler işitiliyor günümüzde de. Bence bir çeşit sırdır bu. Çoğu zaman iki kişi arasında da kalır.
Tayyip Bey’in akıldâneleri konusunda fikir sahibi değilim amma, her kim veya kimler ise bugün onlara bir diyeceğim var.
AKP Genel Başkanı ve Başbakan olarak Tayyip Erdoğan Bey birkaç gündür yoğun bir tahlil ve izah huzmesi altındadır. Pazar ve pazartesi gazetelerinde köşekadılarının başlıca işi, Kongre’de konuşan Başbakan’ın neler dediğini anlayıp okurlarına da anlatmaktı. Görevin (!) bir iki gün daha devam etmesi beklenir.
Bütün gayretime rağmen bana gelen gazetelerde bu konuda yazılmış olanların tamamını okumaya benim gücüm yetmedi. Okuyacağım.
Çok, ama sahiden çok farklı açılardan çekilmiş fotoğrafların, aynı bir fotoğraf kağıdında harmanlanmış (bugün için nihai) bir görünüşüdür karşımızdaki tablo.
Ben, her okuduğum yorumdan sonra bir başka yorum yazdım zihnimde. Hiçbirini kağıda indirmeden. Çeşit, neredeyse sonsuzdu. Aralarındaki mesafeyi hemen görebilmeniz için, Radikal okurlarına tavsiye ederim. Pazar günü Cengiz Çandar’ın, pazartesi günü Tarhan Erdem’in sözü geçen konuşmayı nasıl yorumladıklarına bir bakın!
Birbirine benzer iki yazıya kolay rastlamayacağınızı da ben söyleyeyim.
İşte şimdi akıldâneler, bu akıl almaz derecede birbirine benzemez yorumlardan nasıl bir sonuca varacak ve Erdoğan’a izlenimlerini ve edindikleri nihaî fikri nasıl anlatacaklar?.. Haydi gelin de merak etmeyin!
Tayyip Bey 15 yıldır karşımızda duran, her sözünü ve hareketini bütün dikkatimizle takip edip anlamaya çalıştığımız bir siyasî lider. Çıkan yazılardan onu sanki dün görmüşüz gibi bir hava aldım. 

Mesleğin bir ayıbı da işte bu!
Eskiden ayıp sayılırdı. Cumhuriyet ve Yeni Sabah gazetelerinin kapı komşusu olduğu yıllar. Gün geldi Cumhuriyet çalışanları birbirine girdi.
Ben oturduğum yerden Nadir Nadi’nin elinde bir kırbaçla dolaştığını, ilham perisi tembellik edince kendi baldırlarını dövdüğünü bile görürdüm. Yaşar Kemal’i görünce camı açıp «Deyli Kürt!» diye seslenirdik. «Deyli Nuuur!» diye cevap verirdi.
Bizi dincilikle itham ediyor. Doğrusu Cumhuriyet’e nispetle Yeni Sabah evet sağda sayılırdı. (Yahu Yaşar, hep soracağım ama gördüğüm yok ki seni. Biz eşinle epey zaman önce aynı vapurun yolcuları olduk. Çok sevimli bir çocuktu. Hanım demeye dilim varmıyor. Adıyla seslensem, o yadırgayabilir. Lütfen sevgimi, selamımı söyler misin ona!)
*
Evet, onu diyordum. Burun buruna olmamıza rağmen, Cumhuriyet ailesinin iç işleri bizim gazetede pek konuşulmazdı. Çoğu yakın arkadaşlarımız olduğu halde. Ben daha çok iki büyüğümü arardım: Burhan Felek üstat ile Ecvet Güresin ağabeyi. Metin Toker Ankara’daydı zaten, geldikçe o arardı.
Şimdi millet kendi işyerlerinden çok, diğer gazetelerde olup bitenle meşgul. Aralarında dedikodu etmekle kalsalar «amennâ!» diyeceğim. Kim kalır? Haber olarak veya yazıların içinde rakip gazetelerde ne olduysa anlatılıyor.
Dahası da var.
İşten uzaklaştırılanların adları sayılıyor. Gidebilecekleri gazetelere dair tahminlerde bulunuluyor. Yerlerine kimin geleceğine dair haberler atlatma sayılıyor, pek makbul.
Allah sizi inandırsın -herhalde farkında değilsiniz- gazetesinden ayrılanın gidiş sebepleri tahmin ve tahlil ediliyor. Yerine gelen beğeniliyor veya gidene denk olmadığı söyleniyor; o işe falan gazetedeki filan kişiyi getirseler daha münasip olurdu, diyenler çıkıyor.
Komşular hakkında bu tür haber alışverişi ve fikirler serdetmeyi huy edinmişlere mahalle karısı denirdi, hatırlarım. Hayli ağır bir ifadeydi bu, ayıplama, küçümseme anlamı taşırdı.
Evlenme ve gönül işlerinde aracılık ettiklerinden söz edilir, buna gülünür; ama işi ileri götürüp bir evde iyi kötü olup biteni diğer evlerde anlatırlarsa, adları bohçacı Ayşe’den Fatma’dan öte bohçacı karı’ya çıkardı.
Gazetelerde arkadaş arası neler konuştuklarını elbette bilmiyorum. Ama haberlerinde, yorumlarında bu tür konulara da girenleri, doğrusu ayıplıyorum. Mahremiyete saygısızlık da gazeteciliğin şânından mıdır günümüzde? Ekmek parası için didinenleri ağızlara sakız etmek revâ-yı hak mıdır, be çocuklar?