Başbakan ile Seray Sever

Başbakan'dan ve televizyonda sunuculuk da yapan Seray Sever adlı hanımdan bir arada söz edeceğim.

Başbakan'dan ve televizyonda sunuculuk da yapan Seray Sever adlı hanımdan bir arada söz edeceğim.
Önce GÖRGÜ kelimesi üzerinde kısaca durmak istiyorum. Sözlüklerde nasıl tarif edildiğine bakmakla yetinelim; benim görgü'den ne anladığım bahsine girersek söz uzar.
Türkçe Sözlük kısaca, «Bir toplum içinde var olan ve uyulması gereken saygı ve incelik davranışları, terbiye» diyor. Ayverdi Sözlüğü daha kapsamlı anlatmış: «Bir kimsenin bilgi ve anlayışının artmasına, görüş ve şahsiyetinin gelişmesine yardım eden her türlü olay ve tecrübeden kazandığı davranış inceliği; insanlarla olan ilişkilerde gerektiği yerde gerektiği gibi davranma meziyeti» demiş.
*
Televizyonla ilgili şu haberleri dünkü gazetelerde okudum. Aynı günün hadiseleri.

  • Başbakan Tayyip Erdoğan, atv'de, gerçekten de erken saatte yayımlanan Sabahın Körü adlı programı telefonla aramış. Tedbirli davranıp yönetmenle konuşmuş. Programda, kocasına karaciğerinin bir parçasını verebilmek için hızla zayıflamaya çalışan bir kadının durumu konuşuluyormuş. Programı dinleyen Başbakan çok etkilenmiş (diyorlar. Tecrübeme dayanarak, onun duygusal yanını gene de Emine Hanım harekete geçirmiştir, derim) ve telefonda bu ameliyatın bütün masraflarının Başbakanlık'ça karşılanacağını söylemiş.
    Programın iki sunucusu Metin Şentürk ile Seray Sever, bu güzel haberi yönetmenden alınca seyircilerine dönerek, Başbakan'ın ilgisinden büyük mutluluk duyduklarını, sahiden çok etkilendiklerini söylemişler (Sabah, 3 nisan). Erdoğan'ın bu programlara telefonla katılmak gibi bir alışkanlığı da yoktur, bilirsiniz.
  • Aynı Seray Sever, demek ki aynı gün veya bir akşam ve ertesi sabah, Şahan Gökbakar'ın NTV'deki programı «Kime Diyorum Ben»e katılmış. Şu konuşma orada geçmiş:
    Seray. – Çok spor yapıyorum, sana da tavsiye ederim.
    Şahan. – Ben yapamıyorum. Hep yarım bırakıyorum. Belki beraber yaparız.
    Seray. – Sen çok yoğun çalışıyorsun. Bu aralar abazan kaldın galiba (Hürriyet, 3 nisan).
    *
    Başbakan da telefonla arayacaklarını daha bir dikkatle seçsin, diyebilirsiniz.
    İki sebeple ben bunu söyleyemem. İlki, Başbakan'ın zaten Seray'la değil yönetmenle konuşmuş olması. İkincisi, televizyon sunuculuğunun veya programcılığının (bu terim de kesinleşmedi gitti) benimkine daha yakın bir iş olması.
    Seray'ınki bir marifet olsaydı, onunla gurur duyardım. Görgüsüzlüğün, terbiyesizliğin ileri derecesi olduğu için de, utancımdan burada ben kızarıyorum.
    Dil Yâresi
  • Ayşe Brav'ın yazı başlığı, «Yakışıklı erkek membası keşfettim» (Vatan-Bizim Kahve, 17 mart).
    «Erkek membası» denmez «... menbaı» denir, demiyorum. Ama sormaktan da kendimi alamam:
    – «Erkek kaynağı» deseniz ne değişirdi?

    Türkçe dostlarından (Ece Atayman)
  • İşim gereği elimden büro yazışmaları geçiyor. «Koordineli» kelimesinin sıkça kullanıldığını görüyorum.
    Doğrusu, «koordine» veya «koordinasyon halinde» değil midir? Evet, bir de «eşgüdümlü» var, ama o biraz askerî faaliyeti ve silahları hatırlatır gibi...
    – Fransızca telaffuzuyla koordinasyon karşılığı eşgüdüm kelimesi kullanılıyor. (Rahmetli Ecevit'in sahiplendiği bir kelimeydi.) Ben kelimenin sizin sözünü ettiğiniz yazışmalardaki anlamını (yani «koordineli»yi) uyumlu veya bağlantılı diye ifadeyi tercih ederdim.
    Baba Sunal hep hatırımızda
    Ali Sunal oyunun sonunda, seyircilerine teşekkür ederken, içinden geçen temenniyi yüksek sesle de söyledi:
    – Umarım babam da bir yerden oyunumuzu seyretmiştir.
    Oğlu Ali'nin ve kızı Ezo'nun, Kemal Sunal gibi bir babanın gölgesini (veya ışığını) hep üzerlerinde hissetmemeleri mümkün değil, diyoruz da... Bizim de onları, babalarıyla birlikte düşünmekten bir türlü vazgeçemeyişimiz üzerinde hiç durmuyoruz.
    Donkişot Tiyatro'nun yeni oyunu Karmakarışık'ı Profilo Alışveriş Merkezi'nde seyrettik. İngiliz Ray Cooney'den Haldun Dormen ile Kemal Uzun'un tertemiz Türkçe'siyle. Sahneden, Haldun da teşekkür etti genç yönetmen Emre Törün'e; yönetmenlik kadar, hayli güç «ceset» rolündeki başarılı oyunculuğu için de...
    Başroldeki Ali Sunal'ı ben daha önce En Son Babalar Duyar dizisinde seyrettim. İtiraf ederim, çeşitli filmlerdeki rollerini tam hatırlamıyorum. Seyrettiğimiz hareketli ve sahiden eğlenceli farsta (Haldun Dormen'e sordum, «Eskiden evet vodvil denirdi, şimdi fars deniyor» dedi.) oyunu baştan sona pekâlâ götürdü. Komedilerde gülünür, kahkahalar atılır; şimdi seyirci gülmekle yetinmeyerek memnuniyetini alkışlarıyla da açığa vuruyor.
    Komedilerin mihengi olan o ilk kahkaha biraz geciktiyse, kabahat oyuncularda değil, bir gecelik kaçamağa heveslenen Thatcher bakanı ile sevgilisinin yer aldığı, oyunun başındaki ikili sahnelerin fazlaca uzamasında, yani bence yazardaydı.
    Ali Uyandıran'ın (Bizimkiler dizisinden bildiğim. Genel kültürümün farkındasınız, değil mi?) kompozisyonu gene mükemmeldi. Volkan Ünal üzerinde durulacak bir oyuncu (Yazık ki ben yeni tanıyorum.) Zeynep Gülmez, Yasemin Öztürk, Deniz Oral, Gazenfer Ündüz, Nurkan Törün, Cansın Özyosun anlaşmış bir takımın başarılı oyuncuları.