Başbakanın kucağında bir bebek, evinde görme engelli iki küçük müzisyen

Başka ülkelerde de böyle midir, bilmiyorum. Bizim gazete haber ve yazı kahramanlarımızdan en vazgeçilmezi hemen daima başbakandır. Ana muhalefet ve diğer parti başkanları...

Başka ülkelerde de böyle midir, bilmiyorum. Bizim gazete haber ve yazı kahramanlarımızdan en vazgeçilmezi hemen daima başbakandır. Ana muhalefet ve diğer parti başkanları, futbol ileri gelenleri, sanat adı altında kimi yamuk şöhretler, emekli bir hâkim, savcı, general, siyaset artıkları... da zaman zaman bu yarışa katılma hevesini duyarlar. Ne var ki, bu yarışta bir başbakanla at başı çekişme durumuna gelebilene bugüne kadar rastlanmamıştır.
Söyleyecek laf ve kaleme alacak yazı konusu bulmakta zorlananlar da çıkış yolunu başbakanda ararlar. Bugünlerde mesela harcıâlem bir sohbeti başlatmak istiyorsunuz, diyelim. En kolayı ortaya şöyle bir sual atmaktır:
– Eee... Ne diyorsunuz Tayyip Bey’in son yaptıklarına?
Bu kadarı yeter de artar bile. Gerisi kendiliğinden ve Dinle neyden kim hikâyet etmede... vezninden, bekletmeden, hemen gelecektir.
*
Pazar günkü Radikal’de «Muhalefete ‘gizli anlaşmalar’la yüklendi» diye bir haber vardı. Kim olur başlıklarda adı anılmadan sözü edilebilen önemli kişi? Başbakan elbette! Evet, Tayyip Erdoğan «MHP, DSP ve ANAP» dönemlerinde İsrail’le yapılan ve gizli tutulan anlaşmaları soruyormuş: «Gizlilik kaydı olmasa açıklanır» diyerek.
Siz bundan değil de «AKP diyen edepsizler!» veya «Ben sana Sayın Baykal diyorum. Sen de bana sen veya siz diyemezsin!» fasıllarından açmak isteyebilirsiniz.
Müsaade ederseniz ben bugün, yaygın tatbikatın dışına çıkacağım. Sözü geçen haberde bir de fotoğraf vardı. Kütahya AKP İl Kongresi’nde çekilmiş: Kucağında, sımsıkı tuttuğu çekik gözlü, dünya güzeli bir bebek ile Başbakan Erdoğan; ve yüzünde, çocuk severlere özgü mutlu bir tebessüm (Solda).
Bu kavgacı adam çocukları çok sever, farkında mısınız? Belediye Başkanlığı’ndan beri onun, çocuk olan yere eli kolu hediyelerle dolu olarak gittiğini görürüz. Ortak bir yanımız bu bizim; ben de çocuk görünce dayanamam. Analar, babalar bilir benim bu yanımı.
*
Geçende bir akşam (Gelmiş geçmiş şarkılı tv yarışmalarının en güzeli olan) atv’nin Bir Şarkısın Sen programına ben de katıldım. Bu, atları yarıştıran jokeyler gibi, şarkıları yarıştıran 9 ile 16 yaş arası, özellikle seçilmiş, yetenekli çocukların katıldığı bir program. Cumartesi akşamları yayımlanıyor. Tek kelimeyle ben ba-yı-lı-yo-rum!
Erol Evgin ile Pınar Altuğ birlikte sunuyorlar. Onlar görünür şekilde sevecen (yani «müşfik»), çocuklar da bir o kadar mutlu. Aralarına katılmak da, evde oturup seyretmek de gerçek bir haz sebebi. Laf olsun diye söylemem, bilirsiniz. Hakikaten çok başarılı ve tadına doyulmaz bir program. Çocukları, Erol ağabeylerini, Pınar ablalarını, programın orkestra ve dansçıları dışında kalan ve görünmeyen yapımcı ve öğretmen ekiplerini de kutlarım. Çok az programı Bir Şarkısın Sen kadar severek, isteyerek seyretmişimdir.
Yirmi iki çocuk var programda. Çoğunun adlarını da sayabilirim: Aleyna’lar, Berna (yumurcak), Şebnem, Ceylan, Mehmet, Büşra, Berkan, Muhammed, Feyza, Murat, İrem’ler (Onüçünü söyledim, tamamlayayım), Baran, Görkem, Meltem, Cenk, Aycan, Helin, Latife Feyza, Miraç, Ozan.
Evet! İnanın (Hiç seyredememişlere söylüyorum) hepsi başlı başına bir yetenek bu çocukların, ayrı ayrı birer müzikal hadise.
Bunlar dışında iki yavru daha katıldı bu programa: Ömer ve Mizgin Taşdemir (Erol söyledi o akşam Mizgin, Kürtçe «müjde» demekmiş). On iki ve on yaşlarında çocuklar. Mükemmel saz çalıyor ve türkü söylüyorlar. Ömer’e saz alınınca, «Mizgin’e de almazsanız ben çalmam» diye tutturmuş.
İkisi de görme engelli.
Yan yana iki sandalyeye buyur edildiler. Önlerindeki mikrofonlar ayarlandı. Bir de güzel çalıyor, bir de duyarak söylüyorlar ki...
Bütün stüdyo ahalisi birden, orkestra ve tribündekiler (herhalde evinde seyredip dinleyenler de dahil) ÜZÜLEYAZDIK ki Erol ve Pınar çocukları konuşturdular.
Hayır, hayır!
Bir eziklik, bir kırgınlık, bir somurtganlık, bir hüzün yoktu seslerinde. Dudaklarında mutlu tebessümlerle, neşeyle, geleceğe dönük ümit ve niyetlerle çın çın cevapladılar sualleri.
Belli ki saz çalıp türkü çığırmayı öğretmekten daha, daha, daha çoğunu yapmış ve başarmıştı o anayla baba. Mucize güzelliğinde bir sonuçtu bütün Türkiye’nin karşısına getirip oturttukları bu iki güzel çocuk.
Oradaydılar.
Hepimiz ayağa kalkıp, çocuklar kadar o sevgi ve saygılara layık, o çok başarılı ana-babayı dakikalarca alkışladık.
İki gün sonra televizyonda Ömer ile Mizgin’i bir daha gördüm. Başbakanla eşi onları evlerine davet etmiş, bir güzel ağırlıyorlardı.
Emine Hanımefendi! Tayyip Beyefendi! Müsaade ederlerse, bu ülkenin insanları adına ikinize de bu ihtiyardan sevgiler ve teşekkürler! Dikkatiniz için.
Allah sizden razı olsun!