Başbakan?ın son konuşması

Cihannüma okurlarından Orhan Köseoğlu belki gene kınayacak beni. Tarafsız Bölge?de (Ahmet Hakan, 30 aralık, CNN Türk) Tayyip Erdoğan?dan bahsediş üslubumu çok...

Cihannüma okurlarından Orhan Köseoğlu belki gene kınayacak beni. Tarafsız Bölge’de (Ahmet Hakan, 30 aralık, CNN Türk) Tayyip Erdoğan’dan bahsediş üslubumu çok yadırgamış.
«Yıllardan beri sizi gazete ve televizyondan sempati ile izlerim» dedikten hemen sonra söylediği de şu:
– «Dün CNN Türk’teki yorumlarınızı tuhaf bulduğumu belirtmek istiyorum. Tayyip Bey’in konuşmalarından takdirle bahsettiniz. Başbakanlık gibi bir mevkide bulunan insanların vakur, ağırbaşlı ve uzlaştırıcı olması, kavga edenleri yatıştırması gerekirken, son yıllarda bizde bütün kavgaları Başbakan çıkarıyor.»
Muhalefette kusur bulmamdan da pek hazzetmemiş. Onun anlayışı farklı:
– Tenkit önce iktidarı hedef almalıdır, diyor.
*
Evet muhalefetten şikâyetçiyim. Sadece Deniz Baykal’dan değil. Müzmin ana muhalefet partimiz olan CHP’den, benim hesabımla 1946’dan beri seçim kazanamadığı için 1955/56 yıllarından beri şekva ederim.
Demokrasiyi dürüstçe ve içtenlikle benimseyelim istiyorum. Çok partililiğin yetmediği bir düzendir bu. Seçim kazanma ihtimali çok yüksek «en az iki parti» var olmadıkça olmuyor. Altmış yıldır bu nitelikte bir muhalefeti yazık ki  geliştiremedik. CHP’den temelde bu aczin hesabını soruyorum.
Dindar-laik, Türk-Kürt,  Sünnî-Alevî, kan davası güden iki ırk olarak Türkler-Ermeniler... arası itişip kakışmaların bütün bu adı geçenlere çok büyük zararlar verdiğine ve hiçbir fayda sağlamadığına inanıyorum.
Hiç birinden yana görünmeyerek, bence anlamsız ve sadece faydasız değil bütün taraflar için fevkalade zararlı olan bu kısır kavgalara bir an önce son verilmesini, ülkemiz ve bölgemiz insanları açısından faydalı ve zorunlu sayıyorum.
Seçim kazanabilir bir CHP’nin ve Meclis çoğunluğunun, her şeyin isteğince yapılabilirliği anlamına gelmediğini idrak edebilen bir AKP’den yanayım. Şu veya bu partiden değil de kesinlikle demokrasiden yanayım. Konumum bu olunca Orhan Bey Dostum, pazar günü Antalya’da konuşan iktidar liderini yürekten alkışlarım. Sizden beni bağışlamanızı rica ederek...
Erdoğan’ın dediği şuydu:
– «İnsanların huzur ve mutluluğunu yalnız satın alma gücünü yükselterek sağlayamayız. Anayasamız Türkiye Cumhuriyeti’ni demokratik, laik ve sosyal bir hukuk devleti olarak tanımlar. Bu ilkelerden biri eksik kalırsa Türkiye Cumhuriyeti devleti noksan olur. Bunlardan birini öbürüne feda edemeyiz, öncelik sıralamasına gidemeyiz.»
Ben, Türkiye Cumhuriyeti Başbakanını, şu son konuşmada bizzat ifade ettiği noktada bulundurmak da görevlerimizdendir inancındayım.
Anlaştığımızı umarım. 

Hasretlik oldu mu serde?
Ne diyeceğini merak ettiğim kadar, deyiş tavrından da hazzettiğim köşekadıları var. Biri mesela, meslektaş olması dışında kızım gibi de sevdiğim Perihan Mağden. Türkçeye etmediğini bırakmaz, ama ona bir şey demezsin, diyorlar. Ama onu okurken, bir taraftan da eğleniyorum.
Bir diğeri Engin Ardıç. Tanışmak nasip olmadı. Bence tam bir Osmanlı nekresidir.
Son yazılarından birine «Kızın ismine sinir olduğum için taraflı davranacağım, diye başlamıştı; kimse kusura bakmasın.»
Hadise’den bahsediyor. Bu güzel kızcağızın sesinden çok bedenini tanıdık. Ardıç diyor ki:
«Kızın yüzü yayvan ama göbeği güzel. Bütün erkeklerle birlikte ben de öküz gibi baktım tabii, ne yalan söyleyeyim. (Nekre raconu kesen bir cümle ve...) Boy bos yerinde.
«Ses? Ses yok.
«Ama halkımızda da kulak olmadığı için demek ki sakınca da yok...» Tarife yarar bir cümle daha: «Açık göbek, püsküllü kalça, şehriye çorbası gibi çalkala...» Ve hüküm fıkrası: «Yani Türkiye’yi temsil eder mi? Eder!» (Sabah, 3 ocak).
İçki masasında raconu olan Osmanlı ağabeylerimiz vardı. Sohbetlerine sahiden doyum olmazdı. Bir bir meyhanelere gelmez (gelemez) oldular.
Eşref Şefik mesela, şayet meslekten ağabeylerimizi sorarsanız. Aileden Kadri Binyıldız.
Hepsini özlüyorum.
Engin’i okurken biraz da hasret gideriyorum galiba... 

Adlar

  • Engin Yolal’ın uyarısı:
    – Kanal D’de «Aşk-ı Memnu» dizisinin tanıtımında spiker, «Halid Ziya’nın ölümsüz eserinden...» derken, «Halid»’deki «a»yı kısa telaffuz ediyor. Uzun süredir böyle. Bilin istedim.
    – Teşekkür ederim. Çok tartışılan bir addır bu. Bildiğim kadarını kısaca söylemeye çalışayım.
    HÂLİD (veya HÂLİT), «Ebedî, sonsuz, devamlı» demek. Şapkasından da anlaşılacağı gibi, «a» sesi uzun. Kısa «a» ve sonu «t» ile HALİT, İslam hukuku terimlerinden biri: «Su hissesi veya yol hissesi gibi, bir mülke ait olan haklarda ortak olan kimse» (Mesela, bir ırmakta hissesi bulunan iki kişi birbirinin halîtidir. Mecelle, md.954).

Dil Yâresi
Türkçe dostlarından (Nedim Bayram)

  • Çevirmenlik yapıyorum. Çok sık karşılaştığım bir imla meselesi var: «Farketmek» ayrı mı yazılır, bitişik mi? «Biraraya getirmek» derken «biraraya» ayrı mı bitişik mi yazılır?
    – İkisi de ayrı yazılır. Benzer çok kelime var. Tavsiyem, siz bir imla kılavuzu alın, sual sormaktan kurtulursunuz; çevirmen de olduğunuzu göre.