Başkan seçmeyi öğrenemedik

Şu anda kaç cumhurbaşkanı görev başındadır dünyamızda. Dünya devletlerinin kaçı cumhuriyetle, kaçı bir hükümdar ve kaçı bir diktatör tarafından yönetilmektedir, onu da bilmiyorum.

Şu anda kaç cumhurbaşkanı görev başındadır dünyamızda. Dünya devletlerinin kaçı cumhuriyetle, kaçı bir hükümdar ve kaçı bir diktatör tarafından yönetilmektedir, onu da bilmiyorum. Seçimi ve görev süresince icraatı hakkında en çok bilgi edindiğim iki devlet başkanı oluyor; başkanlık rejimini benimsemiş iki ülkenin cumhurbaşkanları: Amerika Birleşik Devletleri ile Fransa'nın... Biri dünyanın en güçlü devletinin başında, diğeri dilini iyi kötü bildiğim bir ülkenin başkanı.
– Üçüncü bir isim söyle deseler, Putin diyeceğim. Ama Rusya'da seçim ne ölçüde seçimdir, tam bir fikir sahibi değilim.
Amerika ile Fransa konusunda böyle bir tereddüdüm yok.
Yıllar var ki bu iki ülkede devlet başkanlığı seçimlerini takip ederim. İkinci Dünya Savaşı'ndan beri gazeteci gözüyle.
Bu iki ülkede de devlet başkanı, bizim cumhurbaşkanımıza nispetle hem daha çok yetki sahibidir, hem de daha çok sorumluluk taşır. Partilerin başkan adayı seçilmeleri konusunda da hayli bilgi sahibiyiz.
Bizdeki tereddütlere bu iki ülkede hemen hiç rastlanmaz.
Ben, iki cumhurbaşkanımızın hiç tereddütsüz seçildiğini hatırlıyorum:
İsmet İnönü ile Celal Bayar'ın. (Atatürk seçildiğinde ben doğmamıştım.)
Denebilir ki 27 Mayıs'ta Cemal Gürsel de tereddütsüz seçildi. Darbeyi yapanların Gümüşpala ile de konuştuklarını hatırlıyorum. Ondan sonrası, az veya çok tartışılmış seçimlerdir. Hemen her seferinde «Bari o olsun!» denmiş gibi gelir. Evet, Turgut Özal'ın seçimi sanki daha kararlı bir tercihti.
*
Pazar sabahı Meclis Başkanı'nın kahvaltı davetine katılan gazetecilerden hiç değilse birinin yazdıklarını okumuşsunuzdur. Ali Saydam'dan öğrendiğimize göre, Taha Akyol, Ergun Babahan, Mehmet Altan, Etyen Mahçupyan, Fehmi Koru, Ekrem Dumanlı, Mustafa Karaalioğlu oradaymışlar. Ne etti? Sekiz davetli. Mehmet Barlas ile Nuray Mert rahatsızlıkları(grip) sebebiyle gidememişler. (Habere Radikal'de niye yer verilmediğini de söylemiş oldum. Demek ajans yazarları arasından bir dost seçilememiş.)
Bülent Arınç sualleri, bildiğiniz üslubuyla cevaplamış. Dün bir ara televizyonda düzeltme de yaptı. Hepsi, bir evlilik öncesi aile mensubu hanımlar arası konuşmaları hatırlatır cinsten ve o üslupta açıklamalar.
Usul ve erkânıyla cumhurbaşkanı seçmeyi hâlâ öğrenemedik.
Dil Yâresi
Türkçe dostlarından (Duygu Kartal)

  • Zebella'nın kökü nedir? Hangi dilden geliyor? Çok merak ediyorum. Beni bu konuda bilgilendirirseniz sevinirim.
    – Zebella dilimize Arapça'dan alınmış bir kelime. «Çok iri yarı kimse» demek.
    *
    Duygu Hanım kızıma ve diğer genç okurlarıma, bu vesileyle bir diyeceğim var. ZEBELLA, Türkçe Sözlük'te de bulunan bir kelime. Yukarıdaki bilgiyi size oraya bakarak verdim. Siz niye bakmıyorsunuz sözlüğe?
    Benzer durumlarda cevap vermediğim için bana darılmamınızı rica ederim. Bir kelimeyi arayıp da bulamayanlara bir yardımım dokunabilir.
    Yaşamamış olmak mı lazım?
    Yassıada'lı günlerimizi anlatan diziyi (atv'de Hatırla Sevgili) Gülseren Hanım benden daha çok merak ediyor. Oysa duruşmaları o akşamları evde ve haber özetlerinde dinlerken, ben baştan sona Yassıada'da takip ediyordum.
    Neden rahatsız olduğuma dair, geçende Menderes'in kalın çizgili elbisesinden, fötr şapkanın başında duruş biçiminden, bunların gerçeği yansıtmadığından söz ettim. Oğlu Aydın Menderes'in şikâyetlerine de aynen katıldım (Radikal, 12 ocak).
    Rahatsız olsam da seyrediyorum.
    Cuma akşamı da homurdandım durdum. Senaryo yazarı Nilgün Öneş'i görsem, soracağım:
    – Kuzum siz Yassıada duruşmalarının tutanaklarını okumadınız mı, diye.
    Duruşmayı yürüten Yüksek Adalet Divanı Başkanı Salim Başol, sanıklara iyi muamele ediyordu, denemez. Zaman zaman ağır ceza mahkemesi başkanlarının alışılmış tavırlarından daha sert davrandığı olmuyor da değildi.
    Daha önce de söylediğim gibi, ben o duruşmaları Yassıada'da baştan sona takip ettim.
    Hayır! Başol duruşmalar boyunca Menderes'e veya bir diğer sanığa:
    – Sesini yükseltme, yoksa seni sustururum, demedi.
    – Otur yerine haddini bil, dediğini de hatırlamıyorum.
    – Burası laf cambazhanesi değildir, diyerek bir avukatı nezarethaneye göndermesi de söz konusu olmamıştır.
    Senarist hanım da sana sormaz mı, diyeceksiniz:
    – Hakkı Bey, siz zaman zaman hafızanızın zayıfladığını kendiniz söylüyorsunuz. O duruşmalar kırk beş yıl öncenin hadiseleri. Orada söylenenden, söylenmeyenden nasıl bu kadar emin olabiliyorsunuz?
    Cevabım var:
    – Divanın Başkanı, hem de Salim Başol gibi çok tecrübeli bir «Ağır Ceza Reisi» sizin dizinizde sanıklar'dan mahkûmlar diye söz ediyor. Geçen cuma akşamı kaç kere tekrarlandı bu hata. Başkan duruşmayı da «Bütün mahkûmları dinledik» diye kapattı.
    Hiç olur mu? Olmaz!
    Bu çok önemli yanlış için sadece senaristi eleştirmek de haksızlıktır. Yönetmen, hatta oyuncular da dahil bütün ekibi kınıyorum.
    Oysa çok başarılı oyuncuları var dizinin. Atladığım olursa bağışlayın! Engin Şenkan, Lale Mansur, Ayda Aksel. En gençlerden Beren Saat, Meltem Parlak, Hüseyin A. Danyal (Menderes), Okan Yalabık (hep iyidir) ve Cansel Elçin (Onu yeni tanıdım).