Baydemir'in feraset imtihanı

Bizim Kürtler arasında farklı bir kişi de, Diyarbakır Belediye Başkanı Osman Baydemir. Evet, farklı bir duruşu ve üslubu var. «Öfkesi burnunda» dediklerimizden.

Bizim Kürtler arasında farklı bir kişi de, Diyarbakır Belediye Başkanı Osman Baydemir. Evet, farklı bir duruşu ve üslubu var. «Öfkesi burnunda» dediklerimizden. Şiirle arası nasıldır, bilmiyorum; Necip Fazıl'ın «Hangi öfkeyle yüzün, böyle kırıştı yer yer / Sana yan mı baktılar, bir şey mi söylediler?» diye sorduğunu bilir mi acaba?
İktidar, kendi partisine oy vermiş belediyeleri desteklerken, özellikle Güneydoğu belediyelerinin istekleri karşısında duyarsız kaldı. Dışarıdan krediler sağladık, desteklemediler, diyor.
Başbakan da cevap veriyor:
– Bütün belediyelere eşit davrandık. Yerel yöneticiler laf üreteceklerine iş üretsin!
Başbakanımız da bir «öfkeli adam»dır. «Tepesinin tası» hiç nazlanmayan bir siyasetçi.
Benim anlayamadığım, bizde siyasetçinin öfkeye duyduğu zaaf. Sükûnetle çözümlenmesi mümkün meseleleri, ille de öfke köprüsünden geçirme gayretinin bir sebebi olmak gerekmez mi?
Osman Baydemir'in derdi, yeterince malî imkân sağlayamamak. Peki en etkili formül, söze:
– İlan edilen savaş için hodri meydan, diyoruz. Savaştan kaçmayız! Diyarbakır bir kaledir, kimse düşüremez, diye girmek midir Allah aşkına?
Hayır! Muhalefete mensup da olsa, bir belediye başkanının hükûmet başkanına seslenme üslubu, bu değildir. Olamaz! İsterseniz, olmamalı da diyebiliriz; bizim maksadımız çıngar çıkarmak olmadığına göre...
Bu üslup bana, hep bildiğimiz bir tekerlemeyi düşündürüyor.
– Kızım sana söylüyorum, gelinim sen anla! derken, muhatap bir başkasıdır demek isteriz.
Ben bu tartışmada da, bir belediye başkanının hükûmet başkanına hitap etmekten çok, başka bir adrese seslenme niyetini fark ediyorum. Baydemir aslında Diyarbakır ahalisine seslenmekte, gibi geliyor bana.
Malum, Belediye Başkanı önümüzdeki yerel seçimlere, bu defa sadece Osman Baydemir olarak değil, DTP'nin ileri gelenlerinden biri sıfatıyla da katılacak. Geçen seçimi rahat kazandığı şehirde, milletvekilleri seçimi sonuçları, AKP'nin taraftar sayısının da hayli yükseldiğini gösterdi.
Bakın CHP'liler de, bir yandan «Doğrudur, AKP kendinden olmayan belediyelere kaynak aktarmakta nekes davranıyor» derken, bir yandan da «Baydemir'in, Diyarbakır'ı Türkiye dışında bir il gibi göstermesini» ayıplıyorlar.
Bakalım bu genç başkanın feraseti ne kıvamdadır: Hatasını çabuk anlayacak mı?
Dil Yâresi

  • Çankaya Köşkü'nde, basın-yayın dünyamızın iki adla andığı önemli bir toplantı vardı. Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, «birinci derece protokola dahil zevatı» diyelim, tebriklerini kabul etmek üzere Köşk'e davet etmişti o gün.
    Bu toplantıdan resepsiyon diye söz edenler yanında (gazeteler daha çok bu terimi kullanmıştı), resmikabul'u tercih edenler de vardı (Mesela televizyon haber spikerleri).
    Tercihi resepsiyon ile resmikabul arasında yapacaksak, ben ikinciyi seçerim. Dilimizde kullanılageldiği ve tanıdık olduğu için. Reseption Fransızca (réception) bir kelime.
    Resmikabul, iki Arapça kelimeden oluşan bir deyiş: resim ile kabul'den.
    Resim'in bildiklerimiz yanında bir de «tören, merasim» anlamı var. Kabul'ün buradaki anlamı da «ziyaretçi ağırlama işi ve tarzı». Resmikabul, «misafir ağırlama töreni» anlamında bir deyiş, hatta terim de diyebiliriz. Ben sözünü ettiğimiz devlet katındaki toplantılardan vaktiyle, hep resmikabul diye söz edildiğini hatırlarım.
    *
    Bu böyle. Gelelim benim bu konu üzerinde duruşumun sebebine. Odamda CNN Türk bütün gün açık. Haberler gelince sesini yükseltirim.
    Dün, benim de eski mensubu olduğum bu kanalda resmikabul diyen tek spikere rastlamadım. Hayır kabul resmi de demiyorlardı. Dedikleri bir rezalet:
    – Resmî kabul.
    Yani resm-i kabul'deki «i»yi, nispet eki «î» gibi uzatarak söylüyorlar.
    Aynı hataya resmigeçit yerine resmî geçit diyerek düşenler de olur, bilirsiniz.
    Bir kere daha hatırlatayım, dedim.
    Zirvede tuhaf küskünlükler
    Anne veya baba tarafından boşanma davası açılmış bir ailede çocukların neylesine mutsuz olduğuna dair bir fikriniz var mı? Yoksa eğer, size şimdi söyleyeceğimi anlamakta güçlük çekeceksiniz. Benim, çok kısa süren bir tecrübem de oldu. Dört veya beş yaşındaydım. O günlerden zihnimde yer eden, inadına en unutulmaz hatıraları, bu yaşta bile anlatırken dertlenirim.
    Bu milleti, ebeveyni birbiriyle anlaşamaz, boşanmasalar da yemek sofrasında bile birbiriyle konuşmamakta inat eden bir karı-kocanın mutsuz çocukları psikolojisine sürükleyeceksiniz.
    Hiç olur mu öyle şey, demeyin! Olduğu zaman gene ben size hatırlatırım.
    Kuzum efendim, olacak şey midir bu? Dedikodu filan değil, ekranlarda gözümüzle görüyor, gazetelerde her gün okuyoruz.
    l Genelkurmay Başkanı ile Kuvvet Komutanları, Cumhurbaşkanı'nın kutlamaları kabul davetine, eşinin başını örtme biçimini «doğru bulmadıkları» için katılmadılar. Aynı sebeple daha önce, Meclis'teki yemin töreninde de hazır bulunmamışlardı.
    l Çankaya'daki kabule ana muhalefet partisi başkanı da katılmadı. Tıpkı komutanlar gibi o da, Cumhurbaşkanı'nın yemin töreninde keza orada değildi.
    Daha önce gördüğümüz hal değil. Bu geçimsizliklerin (içimden görgüsüzlükler demek gelir) fazla uzayınca seçmeni nasıl etkilediğini de görüp öğreneceğiz.