«Bekledim de gee'eelmedin!»

Futbolün takım tutan taraftarları ile siyasetin saf tutan partizanları arasında ciddî benzerlikler varmış gibi gelir bana.</br>Biz onları toplu halde maçlarda ve mitinglerde görürüz.

Futbolün takım tutan taraftarları ile siyasetin saf tutan partizanları arasında ciddî benzerlikler varmış gibi gelir bana.
Biz onları toplu halde maçlarda ve mitinglerde görürüz. Takımı veya partiyi nasıl cânı yürekten desteklediklerini herkes görüp anlasın diye, hançerelerini parçalamaktan çekinmezler. Maç veya miting ertesi günler seslerinin kısılmış olması bu yüzdendir. Maçlarda durmadan bağırmaları, mitinglerde saatlerce dikilip beklemeleri gerekir. Tezahüratın her çeşidi mubahtır. Kendi takımınızı ve liderlerinizi var gücünüzle yücelttiğiniz gibi, rakip partiyi ve liderlerini de nefesinizin yettiğince aşağılayabilirsiniz.
Bu faaliyetin kitleleri ferahlatarak, insan evladının vazgeçilmez bir ihtiyacını karşıladığını, bilgiç ve hoşgörülü bir tavırla söyleyip asabınızı bozanlara da sık sık rastlarsınız. Her türlü şiddetin, şiddetle karşısında olduğunu söyleyenler de daha çok, işte bu türlü amatör halk psikolojisi uzmanları arasından çıkar.
Hayır, durup dururken dile gelmedim. Türkiye-Yunanistan maçının etkisi altında da konuşmuyorum. Bu çok eski benzetmeyi, zihnimde yeniden ısıtıp bana hatırlatan vesile dün Radikal'de gördüğüm bir fotoğraf oldu.
Sekizinci sayfanın neredeyse dörtte üçüne boylu boyunca uzanmış bir fotoğraftı bu. Bir erkekler kalabalığı. Ellerini göbeklerinde kavuşturmuş, aralarında konuşarak bekliyorlar. Aralarında hiç kadın yok; büyüteçle baktımsa da, hayır, ben bulamadım.
Yan yana duruyorlardı, diye anlatamam. Bu daha çok, dershanelere girmek üzere bahçede saf tutmuş ilköğretim okulu çocuklarını hatırlatan bir görüntüydü. Uzaktaki pikaplara, otomobillere boşuna bakıp da, ne bekliyor sualine cevap aramayın. Ne diyor resimaltı:
– Sivaslılar Şener'i cumhurbaşkanı gibi karşıladı.
Devlet Bakanı-Başbakan Yardımcısı Abdüllatif Şener Sivas'a, işadamlarına plaket vermeye gitmiş. Uzun kuyruk, partililerden oluşuyor. (Bana arada devlet memurları da varmış gibi geldi; ee memur çocuğuyuz, uzaktan da olsa, bizden olanları seçebiliriz. Ama resimaltı «tokalaşmak» isteyenler, diyor. Yıldızımın barışmadığı bir laftır, tokalaşmak. İtalyanca tocca'dan almışızdır. Galatalı Cenevizlilerin yadıgârı. El sıkmak neyimize yetmez!)
Bence, artık şehirlerinde bir cumhurbaşkanı adayı görüp, onu çılgınca alkışlama ihtiyacı ve iştiyakıyla yanıp tutuşan insanlardı, o fotoğrafta gördüklerimiz. Dikkatli baktıysanız, mahzun ve müteessir yüz ifadelerini siz de fark etmişsinizdir.
Ben de üzüldüm doğrusu.
Metin Uca'nın başkan adaylığı
Fransa'da Coluche adlı şovmen, başkanlık seçimlerini bir güzel alaya almıştı.
Bir güzel derken, boyalı resimler yaptığı mabadini açıp millete göstermesini de beğendim demek istemiyorum. Ama kim başkan olacak lafı, siyaset labirentlerinde uzun bir yolculuğa çıkıp da milleti bıktırıp usandırınca, yapılabilecek tek şeyin bu hali alaya almak olduğunda Fransızlar ile Coluche hemen anlaşıp, gülünç durumun (bu arada siyasetçi budalalığının) tadını çıkardılar.
Metin Uca'nın gücü buna yeter mi, bilemiyorum.
Geçen akşam beraberdik. Bana başarılı ve çok sevimli gelen televizyonculardan biridir. Cumhurbaşkanı adaylığını ilan ederken, hadiseyi hafife alıyordu sanmıyorum. Bu demek değildir ki, fazla ciddiye alıp da tadını kaçıracak.
Benim ondan beklediğim, uyanıklığı akıl sanıp da trafiği tıkıyan sürücülere benzer siyasetçilerimizi, akıllarını başlarına getirecek dozda, evire çevire alaya almasıdır. Bir kere daha benzer duruma düşmekten korunmamızda işe yarayabilir.
Adlar

  • Özgür Deniz Alim, pek yakında bir kız çocuğu bekliyor. Analı kuzu, kınalı kuzu büyür inşallah! «Çağıl adını vermek istiyorum, ama ÇAĞIL kelimesinin ne anlama geldiğini bilmiyorum, aradım bulup öğrenemedim.» diyor.
    – «Çağıl» kulağa hoş gelen bir ad, ben de insan adlarında anlam kadar, kelimenin ses güzelliğine de önem veririm. Çağıl'a gelince.
    Kaynaklara birlikte bakalım.
  • Türkçe Sözlük, çağıl çağıl zarfını «çağıldayarak» diye tarif etmiş. Çağıldamak da «(Sular için) «Taşlara, kayalara çarparak <çağıl çağıl> ses çıkarmaktır», diyor.
  • Aydil Erol («Adlarımız» kitabında) Çağıl için: 1. Tekrarlanarak suyun kaynayıp fışkırmasını tasvir eder. 2. Ön ad. 3. Soy adı, demiş.
  • İsmet Zeki Eyuboğlu, Etimoloji Sözlüğü'nde çağıldamak fiilini «Çağıl çağıl ses çıkararak akmak» diye anlatıyor.
  • Gelelim Andreas Tietze Ustanın Etimolojik Türkiye Türkçesi Lugatı'na. a. Çakıl ile çağıl'ı bir arada, «akan suyun yuvarlaklaştırdığı taş parçaları» diye tarif ediyor. b. Çağıl çağıl'ı cağıl cağıl'a bağlayarak, devam eden bir gürültüyü taklit eden ses, diye açıklıyor. Bu arada -ıl ekinin harıl harıl, şarıl şarıl gibi ses taklitleri üretmede kullanıldığını hatırlatıyor. Eski Türkçe'de çağ, «dokuma tezgâhı makarası, kurna, torba» gibi anlamlara gelen bir kelime. Bu ses taklidi deyiş cağıl cuğul, cavıl cuvul, çağıl cağıl şekillerinde de söylenirmiş. c. «Suyun akarken kayalara çarparak çıkardığı ses» anlamında, bugün dilimizde en yaygın kelime çağıltı.
    Anadolu'nun birçok yöresinde çağıl, bugün, «çakıl, çakıl yığını veya iri taş yığını» anlamlarına da gelen bir kelime.
    Bu bilgi kırıntılarının, bilmem size bir faydası olur mu? Başkaca bir şey bulamadım.