Beklenen bir cinayetmiş bu

Pazartesi gazetelerini, birinci sayfalarda büyütülen haberleri görünce farklı düşünmüştüm.

Pazartesi gazetelerini, birinci sayfalarda büyütülen haberleri görünce farklı düşünmüştüm.
- On altı yaşında bir genç, maç sırasında tribünde bıçaklanarak kan kaybından can verdi. Ve Türk basını öfkesini, isyanını, duyduğu dehşeti hep birden ayağa fırlayıp, olanca gücüyle haykırarak dile getirdi.
Bir ara «Doğru gazeteciler bu haberi çok büyüterek verenlerdir» demeye bile niyetlendim. İnsan az bildiği konuda tereddüt eder. Ertesi gün yazılanları okuyup, söylenenlere kulak verince farklı izlenimler edindim:
- Benim, hepimizi dehşete düşürdüğünü sandığım meğer beklenmekte olan bir felaketmiş.
Başta Hıncal Uluç olmak üzere, bu tehlike konusunda Türkiye'yi uyarmamış yazar ve söylerimiz kalmamış. Duyulan heyecan, düşülen dehşetten çok «Ben size söylemedim mi!» öfkesini dile getiriyor.
Özetlenirse: Toplum olarak fazla asabiyiz. Haklara saygısızlık, güce tapma, cehalet ve magandalık almış başını gidiyor. Kulüp yöneticilerine bağlı tribün çeteleri var. İçişleri ve Futbol Federasyonu ağırlığını ortaya koymuyor. Girişte döner bıçakları alıkonurken sustalılar gözden kaçırılıyor. Kulüplerden bedava -numarasız bilet edinenlerin tribünlerde varlıklarını göstermeleri gerekiyor. (Suçlu bilet sayısı iki ila dört bin arasında değişebiliyor.) Türk futbolu tıpkı Kolombiya'daki gibi mafyalaşmıştır. Kulüp başkanlarına baksanıza, ayaklanma liderlerine benzediler. Bu yönetimlerin çetelerle, mafyayla ilişkileri çoktan su yüzüne çıktı. Basın, futbol kavgalarını kahramanlık hikâyelerine dönüştürüyor. En iyi kavga edenler en çok itibar görüyor. Kulüp yönetimine katılan gazeteciler itibar kaybediyor. Futbolda yaşanan, şiddet toplumuna dönüşme sürecinde bir aşamadır. Yakın geçmişte bıçakla yaralanan seyircinin kan kaybından ölmesi son anda engellenmiş.
Bu sonuncu önlenememiş.
Bir hal ki hayret edenleri anlamakta güçlük çekersiniz.
Çareler de söylenmiş. Kısaca şu: Toplu ve numarasız bilet dağıtımı durdurulsun! Ayakta, merdivenlerde seyirci bulunmasın!
Güvenlik güçleri, Futbol Federasyonu ve Basın-Yayın arasında işbirliği yapılsın! Altına bizim de mühür bastığımız futbolda Avrupa Sözleşmesi kelimesi kelimesine ve aralıksız uygulansın.
Varılan nokta da şu:
- Bu şehrin neresi güvenli ki stadyumu da öyle olsun?
Cesaret verici değil!
Sigaranın dumanı...
Geçen gün Radikal'in karşılıklı iki sayfasında yer alan iki haber bilmem sizin de dikkatinizi çekti mi?
Türkiye'de, sigara içen evli kadınlar oranı son on yılda yüzde 18'den 28'e çıkmış. Ve hamileler arasında sigara içenler de yüzde 15 civarındaymış.
Öbür haber İngiltere'den. İrlanda'da yürürlüğe giren kamuya açık yerlerde sigara içme yasağı giderek daha çok tartışılıyormuş.
Niyet sigara yasağını bir iki yıl içinde kahvelere, lokantalara kadar insanların bir araya geldiği her yere yaymak. Tek istisna tanınacakmış: üyelerinin büyük çoğunluğu sigaranın serbest bırakılmasını isteyen kulüplerin lokalleri:
İtirazlar devam ediyor: sigara karşıtları «topyekûn yasak»ta ısrar ederken, «duman özgürlüğü» yandaşları bu tasarının kendilerini büsbütün toplumdışı bırakacağını söylüyorlar.
Bizde de sigaranın yasaklandığı yerler var. Sorsam hiçbiriniz, «Nerelerde yasak?» sualine kesin cevap veremezsiniz. Uygulanmıyor ki öğrenelim.
Ben bir lokantada masa seçerken, önce bir bakıyorum etrafta sigara içen birileri var mı, diye. Oturup da rahatsız olduğumu hissettirmektense...
Kötü alışkanlıktan kurtulanların sayısı giderek artıyor diyebilir miyiz? Yıkanma alışkanlığı olmayanlarla yan yana gelmek gibi bir hal, diye düşünmek sizce onlara haksızlık etmek midir?
Dil Yâresi

  • «Medyada Format Çağı» konulu bir programda kulağıma çalındı. Program formatlarından söz ederken, bunları hazırlayanları belirlemek için kullanılan bir meslek adı işittim: formatör, diyorlardı (TV 8, 21 kasım).
    Doğru mu işitmişim?

  • Haydi Mustafa Sarıgül meydan nutku atıyor. Türkçe'de bir iddiası olduğunu da sanmıyorum. Deniz Baykal'a:
    - Ya herro, ya merro! dediğini gazeteler manşetleriyle duyurdu. (Mesela Milliyet, 22 kasım.) Deyimler sözlükleri ağız birliği etmişçesine Ya herrü, ya merrü, diyor.
    Bu deyimin, yeri gelmişken size eşanlamlısını da hatırlatayım:
    - Ya devlet başa, ya kuzgun leşe! derler.

  • Ali Atıf Bir: «Benim bir arkadaşım var, arabasını Monica diye çağırıyor. Bir tane daha arkadaşım var, o da Mestan diyor. (Arkadaşı insan ise, ondan «tane» olarak söz etmek yakışık almaz! O kelimeyi burada, hiç kullanmasa da olur zaten. Devamına da bir göz atın lütfen, yazan üniversite hocasıdır.) Amaa... Aygaz gibi bütün araçlara kadın ismi takınca iş biraz değişiyor. Hani malum, bir zamanlar inmeli binmeli espriler yapılırdı. Neyse kimse uyanmadı, ben de uyandırmayayım» (Hürriyet, 22 kasım).
    Uyanıklığın geldiği nokta.

  • Ebru Çapa ebatlar, diyor; «bu'd»un çoğulu olan ebat zaten «boyutlar» demek değil mi? (Hürriyet-Pazar, 21 kasım)
    Bir de şu malumu ilan etme. Doğrusu «ilan» değil «ilam»dır, diye biliyorum; «Herkesin bildiği bir şeyi söylemek» anlamında. İlam etmek «bildirmek» demektir.