Ben mi fark etmedim yoksa?

Görüş alanımızı gene ne kadar daralttığımızın farkında mısınız? Bazı konular ve sorunlarla pek ilgilenirmiş gibi görünmemize aldanmayın.

Görüş alanımızı gene ne kadar daralttığımızın farkında mısınız? Bazı konular ve sorunlarla pek ilgilenirmiş gibi görünmemize aldanmayın. Milletçe apaçık aylaklık ediyoruz. Dersini çalışacağına, türlü bahane bulup dalga geçen tembel öğrencilerden hiç farkımız yok.
Şu son günlerde nelere vakit harcadığımızı, bir düşünün.
Başlıca tartışma konumuz «Hepimiz Ermeniyiz!» diye günah çıkarmış olmamız değil mi, son günlerde? Maksat nedir? Bu vesileyle bir kere daha iki, hatta mümkünse daha çok cepheye bölünüp, birbirimize laf yetiştirmekten başka bir şey mi?
– Yoo! Derin devlet konusu üzerinde bir kere daha durduk, deyip de güldürmeyin sakın beni!
Ve tribünlerde birbirinize laf attınız, değil mi? Sonra TCK'nın 301'inci maddesi üzerinde yeniden durdunuz. Misafir devlet adamlarıyla resmen işletmeye açtığınız, kırk yıllık hayal Bolu Tüneli'nde takılıp kalınca, millî boyutta özeleştiri yaptınız. Nereden haber aldıysanız, dört manga oluşturacak sayıda yerli El Kaide militanını derdest ettiniz. Acaristan villalarıyla ilgilenirmiş gibi yaptınız. Irak'la akaryakıt krizinde ora Kürtlerine taviz vermeyeceğinizi cesaretle ilan ettiniz. Çankaya'ya kim çıkacak dedikodusundan geri durmadınız.
Unuttuğum bir şey var mı? Siz, memleket hayrına bir şeyler yaptınız da, ben mi farkına varamadım yoksa?
Dil Yâresi

  • Haber başlığı şuydu: «Bombacıya sumen altı». Alt başlıkta da «sumen altında tutmak»tan söz ediliyordu (Sabah, 29 ocak).
    Sözlüklerimize baktım. İkisinde Sumen altı etmek diye bir deyime yer verilmiş; «Bir evrak veya işi geçiştirmek» anlamıyla (Mehmet Doğan Sözlüğü ve Büyük Larousse'ta). Ali Püsküllüoğlu deyimi doğru adresine (Hasır altı etmek) göndermiş.
    Diğer bütün sözlüklerde, sumen kelimesinin anlamını vermekle yetinilmiş: «Altlık» diyen var, «El altlığı» diyen var, «Yazı altlığı» diyen de var. Deyimden ise uzak durulmuş.
    Çünkü sumen, Fransızca'dan (sous-main) alınmış; «el altı, el altlığı» demek. «Sumen altı etmek» dendiğini işitmişsinizdir. Yanlış! Hasır altı etmek veya Minder altı etmek deyimlerimize benzetilmeye çalışılmış bir uydurmadır. Müdür masalarındaki sumenlerden esinlenerek, devlet dairelerinde işlerin geciktirilmesi, ihmal edilmesi anlamında bir yakıştırma olmalı.
    Fransızların numarasız'ını (sans numero), «...sız» anlamındaki sans kelimesini «yüz» anlamındaki cent'le karıştırarak, yüznumara diye çevirmeye benzer hatalardan uzak durmayı öğreniyoruz galiba.
  • Erdoğan «Hepimiz Hrant Dink'iz lafı neyse de, demiş; hepimiz Ermeniyiz sözü olmasa daha mükemmel olurdu.»
    Türker Alkan Bey soruyor:
    – Mükemmel olan bir şeyin mümkün müdür?
    Çok haklı! Mükemmel sıfatını, «Olabileceği en üstün, en kusursuz şekilde olan» diye tarif ettiğimize göre, önüne bir de «daha» zarfı getirmenin anlamı yok. Konuşurken Türkçe hataları işleyen biri değildir Başbakan Erdoğan. «Fevkaladenin fevkinde» türünden laf salatalarının etkisinde mi kalıyor dersiniz?
    Adını Oktay Akbal koymuştu
    En geniş anlamıyla söylemiyorum, üretim açısından gelişmiş ülkelerde gıpta ettiğim bir şey de ekmek'tir desem, beni ayıplar mısınız? Fransa'da, Almanya'da, İtalya'da lokantalarda yediğiniz, fırsat olursa fırınlardan aldığınız ekmekleri düşünün. Ben her seferinde bu ekmekleri hem yer, hem de «Kurabiye gibi!» diye methederim.
    Çocukluğumda sıradan ekmeğin yanında, bazı fırınların çıkardığı «beyaz ekmek» de olurdu. Mütevazı ailelerin yediği demek ki, rengi daha koyu olan kepekli ekmekmiş. Beyaz ekmek her fırında, her bakkalda bulunmaz ve kara ekmekten daha pahalı satılırdı. Savaş yıllarında hiç bulunmaz oldu. Bırakın karasını, beyazını, adam başına her gün şu kadar gram ekmek verilir oldu. Nüfus kağıtlarımızda «Ekmek karnesini almıştır» mührüne basacak boş yer bulunmaz olmuştu, onu da hatırlıyorum.
    Meydan Larousse'ta baktım, Oktay Akbal'ın Önce Ekmekler Bozuldu adlı hikâye kitabı 1946'da yayımlanmış. Ekmekler bir daha, eski haline hiç dönmedi, diyebilirim.
    Ben, karnını daha çok ekmekle doyuranlar fasilesindenim. Çok yıllar önce gittiğimiz köylerde ikram edilen, içine iri delikli sert peynir konulmuş ev ekmeklerinin tadı hâlâ damağımdadır.
    Son yıllarda, büyükşehir ekmekleriyle aram hiç iyi değil. Şikâyetimi Cihannüma'da dile getirdim. Allah razı olsun Halk Ekmek'çiler ilgilendiler. Satış noktalarının listesini gönderdiler bana. Zeytinoğlu Caddesi'nde bulamadım. Akmerkez'in karşısında Nispetiye'de bir barakacık var, ama dönüş saatlerimizde kapalı oluyor; yetişip alamıyoruz.
    Oturduğumuz sitede sabah servisince dağıtılan ekmekle «kifâf-ı nefs» ediyoruz.
    – Allah bunu da aratmasın!
    Gene niye dertlendiğimi, daha doğrusu ne olup da yeniden ümitlendiğimi söyleyeyim. Hani Kayahan ailesinin televizyon reklamlarına katıldığı bir ekmek makinası var. Son zamanlarda çokça satılmış. Mısır'a da ihrac ediliyormuş. 99 lira ile 249 lira arası beş ayrı firma tarafından üretiliyormuş. Bu makinalarda kullanılmak, yani yiyeceğiniz ekmeği evinizde üretmek üzere özel unlar da satılıyormuş şimdi.
    Reklamlarda baktım, ekmekten çok çöreğe benzer bir şey çıkarıyor Kayahan makinadan. İçinizde bu imkânı deneyen ve sonuçtan memnun olan, yani ağız tadıyla ekmek yiyebilen okurlarım varsa, lütfeder bu garibi de bilgilendirir misiniz?
    Hayır dua ederim.