Bence bir büyük romancı daha

Dost bildiğim kitaplar olurdu vaktiyle. Şimdi eskiden olduğu gibi kolay buluşamıyoruz. Hafta sonu başucumda sıra bekleyenleri saydım, çeşitli türden dokuz kitaptı.

Dost bildiğim kitaplar olurdu vaktiyle. Şimdi eskiden olduğu gibi kolay buluşamıyoruz. Hafta sonu başucumda sıra bekleyenleri saydım, çeşitli türden dokuz kitaptı.
Elime Teodora’nın Dostları adlı romanı aldım, 208 sayfayı iki akşamda bitirdim.
Evin İlyasoğlu’nu tanırım, Cumhuriyet’teki müzik yazılarından; tanışırız da, konserlerde rastladıkça iki laf etmekten hoşlanırız. Müzik konulu kitaplarını biliyordum, ama romanı bir sürpriz oldu benim için. Teodora onun kaleminden çıkmış.
Romanda bir konağı ve konaklıları anlatıyor Evin Hanım Dostum. Bana çekici gelen ikinci yanı bu hikâyenin, konağın Arnavutköy’de, Beyazgül sokaktan tepelere doğru yükselen sokaklardan birinin sonunda olması. (Çocukluğumun geçtiği yerlerde.)
Teodora konağın emektarı yaşlı bir Rum kadını.
Ama ne Teodora!
*
Gülseren Hanım burada olsa, «Bak bu kitapta anlatılan kadın ikinci bir Androniki Dadı. Oku, seveceksin!» derdim. O yok, size söyleyeyim diyorum.
Konağın kâhya-kadını konumundaki Teodora, bir karlı günün akşamı yemeğe gelecek misafirleri ağırlamaya hazırlanmaktadır. (Doğru söyledim, hazırlanan sanki konak ve sahipleri değil de, hizmetkâr Teodora’dır.) Bize anlatılan da aslında Teodora’nın 24 saati. Konak hikâyenin mekânı, diğer konaklılar da adeta figüranlar.
Teodora’dan konağın demirbaşı diye de söz edilebilir. Ve bir dirayet, maharet, marifet, sadakat ve fedakârlık âbidesi. Konağın aslında ondan sorulduğunu bakkalına, çakkalına kadar bütün semt bilmektedir. Titiz, hırçın ve hemen bütün Arnavutköy’le kavgalıdır. Konağı herkesten sakınan ve herkesten rahatsız ve şikâyetçi olan bir konaklı. Teodora’nın Düşmanları’ndan maksat da bu.
Bir kişi hariç. Beyefendi! Ondan Mösyö, hanımefendiden Madam diye söz eder. (Mösyö Avrupa’da okumuş, yurtdışı iş ilişkileri olan biridir; eşi İsviçreli.) Dünya bir yana Mösyö bir yanadır.
Çevrede çıt çıksa, Mösyö’nün uykusu bölünecek diye telaşlanır Teodora. Yiyip içeceğinden giyim kuşamına kadar Mösyö’nün bütün ihtiyaçları Teodora’ya emanettir. (Bu kararı veren de Teodora’dır gibi geldi bana. Mösyö sadece halinden memnun ve mağrur.) Efendi’ye hizmet bir çeşit ibadettir Teodora için.
Derim ki, Teodora’dan etkilenmemek, onu sevmemek, ona saygı duymamak ve ondan (evin efendisi olsanız da biraz çekinmemek) olacak iş değil. İleri gitmiş olmaktan ben de çekinmesem, Teodora, konak denilen farklı dünyanın geri planda kalmayı maslahata daha uygun bulan gerçek lideridir de, diyebilirdim.
*
Romancı o bir gün boyunca bize, Teodora’nın (temizlikten alışverişe, alışverişten ahçıbaşılığa kadar) yaptıklarını ve (konak kurumunu ve kültürünü hemen de en iyi anlatan yazar olarak) bu herkese benzemez kadının düşündüklerini, korkularını, hayallerini anlatıyor. 208 sayfaya sığdırılmış koca bir dünya.
Asıl iki kahramanın, yani Mösyö ile Teodora’nın sonları ne oluyor, diye sormayın lütfen!
Son sayfaya kadar onun orasını ben de tahmin edememiştim. 

«Bu dünyadan Nâzım geçti»
Bence insan olarak şaire en çok benzeyen tanıdığım şair tereddütsüz Behçet Necatigil’di. Faruk Nafiz sevgili hocamdı. Özdemir Asaf arkadaşım. Yahya Kemal heykelimsi bir şairdi ben tanıdığımda.
Size de anlattım mı, Nâzım Hikmet’e bir gün, hapisten yeni çıktığı günlerde Kadıköy vapurunda hem de civarda kimseler yokken rastlamış, gidip konuşmaya cesaret edememiştim. Onu daha çok, galiba en yakın arkadaşından dinledim, Vâlâ Nurettin Vâ-Nû’dan. İşte Vâlâ Bey’le sahiden dosttuk.
Nâzım Hikmet’e TC vatandaşlığının iadesi konusunda Hükûmet karara varmış. Türkiye’de yeniden toprağa verilmesi konusunda, kız kardeşinin oğlu dün CNN Türk’te ailenin tereddüt edebileceğini söylüyordu; adına bir anıt dikilse de olur, demeyi unutmadan.
Türkiye artık Nâzım’ın kabrinden intikam almaya kalkacak insanların da yaşadığı bir ülke olmaktan çıktı veya çıkmakta... diye düşünme eğilimindeyiz. Gene de inşallah! diyelim.
*
İsrail’in ettiği es geçilecek hadise değil, diyordum: İnsan kendi bile fark etmeden gün boyu o konuya çalışır. Ama dün sabah Radikal’in sayfalarına daha göz atarken kararımı verdim.
– Bugün Hayır! diye.
Dün Radikal’de İsrail’in Gazze’ye saldırması üzerinde duranlar vardı: İsmet Berkan, Türker Alkan, Nuray Mert, Murat Yetkin, Oral Çalışlar, Hasan Celâl Güzel, Cengiz Çandar, dış basından iki alıntıyla dokuz ediyor. Vazgeçtim. Bu işe köşekadısı üçü, dördü geçmeyen gazetelerde başlamış bir gazeteciyim.
– Sonra yazarım, dedim.
İlk yazıda bir romanı tarife çalıştım size. Müsaade ederseniz ikinci olarak gençlere bir kitap tavsiyesinde bulunayım.
Şimdi çok lafı edilecektir. Bilginizi tazelemek ve insan yanıyla Nâzım’ı en iyi anlatan kitabı okumak isterseniz, size adını, adresini vereyim istedim.
Yazarı yakın arkadaşı Vâlâ Bey rahmetliydi bu adı gibi pek güzel olan biyografi’nin («Hayat hikâyesi» deriz biz): Bu Dünya’dan Nâzım Geçti. Özetini 1960’larda önce ben haftalık Meydan gazetesinde yayımlamıştım. Remzi Kitabevi tamamını yayımladı (1965). Elimin altında Milliyet Yayınları’nın 1999 baskısı var. Doğan Kitap’tan çıktı daha sonra.
Bakın, bulamazsanız Doğan Kitap’tan rica ederiz yeni baskısını yaparlar. Benim okuyabildiğim çok güzel hayat hikâyelerindendir, tavsiye ederim.