Benim kurduğum hayali, gezi yazarı Reyan Tuvi niye gerçekleştirmesin!

Reyhan Tuvi, seyahatname yazarı'dır desem, bunu herkesten önce kendisi yadırgar. Gezi yazarı daha sevimli bir tanım. Ne var ki yazar seyahat kelimesini seviyor. Pazartesi günleri Hürriyet'in Seyahat ekinde yazıyor.

Reyhan Tuvi, seyahatname yazarı'dır desem, bunu herkesten önce kendisi yadırgar. Gezi yazarı daha sevimli bir tanım. Ne var ki yazar seyahat kelimesini seviyor. Pazartesi günleri Hürriyet'in Seyahat ekinde yazıyor. O yazılarını Doğan Kitap güzel ciltler halinde yayımlamaya başladı. Kitapların adı Reyan Tuvi ile SEYAHAT. (İlki çıktı, Akdeniz. Gelen beş cilt Ege, Karadeniz, Orta Anadolu, Trakya ve Marmara, Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgelerini ele alacak.)
Lise edebiyat derslerinin bir konusu da seyahatnamelerdi. «Yolculuğun yapıldığı ülkeye ait gözlemler olması bakımından tarih belgesi niteliği de taşıyan eserler» diyen ağdalı bir tarifi vardır seyahatname'nin. Arap gezgini İbni Battuta'dan, Venedikli Marco Polo'dan başlar ağır ağır bize doğru gelir seyahatname yazarları. Ben Ahmet Haşim'in (Frankfurt Seyahatnamesi), Falih Rıfkı Atay'ın (Deniz Aşırı, Taymis Kıyıları), İsmail Habip Sevük'ün (Tuna'dan batıya), Reşat Nuri Güntekin'in (Anadolu Notları), Refik Halit Karay'ın (Memleket Hikâyeleri), Ahmet Hamdi Tanpınar'ın (Beş Şehir), Azra Erhat'ın (Mavi Yolculuk), Melih Cevdet Anday'ın (Sovyet Rusya), Samet Ağaoğlu'nun (Sovyet İmparatorluğu), Yaşar Kemal'in (Bu Diyar Baştan Başa)... kitaplarını hatırlıyorum.
Evliya Çelebi seyyahların en ünlüsüydü, ama 10 ciltlik Seyahatname'siyle buluşamadık gitti. Dedemiz Ahmet İhsan Tokgöz'ün Avrupa'da Neler Gördüm'ünü okudum. İstanbul'dan Londra'ya Şileple Bir Yolculuk kimin kaleminden çıkmıştır, şimdi hatırlayamıyorum. Unutmadığım bir gezi kitabı da Aldous Huxley'in Bir Kuşkucunun Dünya Turu adlı kitabıdır.
*
Bu dediklerimin çoğunda bize gidemeyeceğimiz yerler anlatılır. Gezi kitaplarının kullanışlı, yol gösterici, sahiden işe yarar nitelik edinmesi için, İkinci Dünya Savaşı ertesini beklememiz gerekti, diyebilirim.
O zaman da gazete röportajlarında, gitmeyi hayal bile edemeyeceğimiz yerler anlatılırdı: Hürriyet yazarı Hikmet Feridun Es'in Kara Afrika ve Uzakdoğu röportajları gibi...
Şimdi kimi okuyorum deyince aklıma, gene Hürriyet'in bir yazarı geliyor. O da rüyasında «Seyahat Ya Resulullah!» demişlerden biridir, Mehmet Yaşin.
Yaşin, sürpriz yolculukları anlatır daha çok. Her seferinde benim için beklenmedik bir yerdir gittiği; insana, orası da nereden aklına gelmiş, dedirtir. Tuhaftır, ben de gideyim hevesinden çok insanda, dur ondan dinleyeyim arzusunu uyandırır. Yoksa diyorum, beni gittiği ve anlattığı yerlerden çok Mehmet Yaşin'in hayatı ve dünyayı algılayış tarzı mı ilgilendiriyor. İnsanı mutlu eden, iç açıcı bir adamdır Mehmet. Nereye giderse gitsin, ne anlatırsa anlatsın. Bundan güzel seyahat olur mu?
*
Reyhan Tuvi, gittiği yerlerde insana bugünü anlatan bir gezi yazarı. Sizi ürkütmez, işi büyüterek cesaretinizi kırmaz. İnsanda, biz de gidelim hevesini uyandırır. Bu onu, bütün anlatageldiklerinden daha çağdaş bir gezi yazarı kılan özelliği.
Bir de, eski moda durup, gittiği yeri uzaktan seyretmez; içinde eriyerek size daha bir yakınlaştırır. Onun bir bölgeyi, şehri, sokağı, tarihi ve bugünüyle, değerleri ve sıradanlıklarıyla, havası ve insanlarıyla içinize sindirerek anlatmasındaki çocuksu sevimlilik galiba bana en iyi gelen yanı.
Kitabında da baktım, kullanışlılık, işe yararlık ağır basıyor. Adresler, telefonlar, fotoğraflar, işe yarar bir harita. Bir merhabayla dost olabileceğiniz insanların adları, adresleri bile var.
Artık gerçekleşmesi ümidi kalmamış eski bir hayalimi hatırlattı, bu ürün olarak da çok güzel kitabıyla Reyan bana.
1971'de bizim evin dörtlüsü olarak Avrupa'da bir geziye çıktık. Çocuklar lise, ortaokul öğrencisiydi henüz. Fransızca'yı sökmüşlerdi. Çadırımız, kap kacağımız arabamızda, bir ay boyu, yedi ayrı ülkeyi gezdik.
Bir iş bölümü yapmıştık. Diyelim Bulgaristan'da kılavuzumuz anneleriydi. Yugoslavya'da ben; İtalya'yı bize Zeynep anlatacaktı, Fransa'yı Serdar. İsviçre, Almanya, Avusturya rehberlerimiz önceden belliydi.
Kararlaştırdığımız gibi de yaptık. Hele Fransa'da kitaplar, haritalar edindikten sonra işimiz daha da kolaylaşmıştı. Avusturya'ya yaklaşırken Viyana muhabirimizin (meslekî yamukluk, bana böyle demek kolay geliyordu) fazla mesai yapması gerekiyor, ama orada tafra satarak bunun acısını gene bizden çıkarıyordu.
Bu tecrübeden esinlendim zahir, karar almıştım: Torunlar ortaokul çağına gelince, bir minibüsle Anadolu seferine çıkacaktık. Ben kendimi yarı taşralı sayarım. Çocuklar gibi torumların da fazlaca İstanbullu oldular. Uygulamalı gezide Anadolu'yu daha iyi tanıyacak, daha bir bilerek, dokunarak, duyarak sevecektik. İçinde eridiğiniz coğrafyaya vatan derler, diyebilecektik.
Deriz de yapamayız yazık ki! İkisi üniversitede, biri lisenin sonunda; ben, 1970'lerdeki Hakkı değilim artık.
*
Reyan Kızım!
Yanına kendinden gençleri, yani çocukları alıp, böyle bir Anadolu sevdası yaşamaya ne kadar ehil ve hazırlıklı olduğunun farkında mısın?
Gel planlamasını birlikte yapalım. Bir televizyon programı da olabilir. Gidelim, CNN Türk'ün patronlarına (Ferhat Boratav ile Başar Başarır'a; kimse darılmasın ben onları tanıyorum) birlikte anlatalım istersen. Ben de ekranın karşısına geçip, şimdi muhal olan hayalimi gerçekleştirmişçesine sizi seyreder, mutlu olurum.
İyi bir belgesel olur!