Beş gün var ki, gazetelerimizde Fazıl Say'a dair haber ve yorumdan geçilmiyor

Fazıl Say'ın bir Alman gazetecisine Paris'te söylediklerini ilkin Hürriyet'te okuduk.

Fazıl Say'ın bir Alman gazetecisine Paris'te söylediklerini ilkin Hürriyet'te okuduk.
– Bizim Türkiye rüyalarımız biraz öldü, demiş. Bütün bakan eşleri türban takıyor. İslamcılar zaten kazandı, biz yüzde 30, onlarsa yüzde 70. Başka yere taşınmayı düşünüyorum.
Arkasını Münih'te getirmiş:
– Çankaya'daki davete bile beni çağırmadılar. Böyle giderse, bir kızım var onu da alır, yurt dışına giderim.
Ertesi gün Cumhurbaşkanı «Olur mu öyle şey, elbette davetliler listesindeydi, neden gelemedi bilemiyorum» dedi. Protokol Müdürlüğü, Say'a davetiye gönderildiğini açıkladı.
Baba Ahmet Say, «Beğenmiyorsan mücadele eder, beğenilir hale getirirsin memleketini, bunun kavgasını verirsin» dese de, gazetecilere «Fazıl'ın her an tepesinin atmasına sebep olacak bin bir sebep var» demekten de geri durmadı. Oğlu adına baba Say da şikâyetçiydi Türkiye'nin «Müzik düşmanlığından ileri gelen kültür politikasından» (Hürriyet, 15 aralık).
Aynı gün köşesinde Ertuğrul Özkök hak verdi Fazıl Say'ın endişe ve şikâyetlerine. Oktay Ekşi ile Tufan Türenç de ona katıldılar. Cengiz Semercioğlu, farklıca bir tavırla «Şimdi herkesin ağzında, yurtdışına kaçma lafı var» dedi.
Sabah'ta Ergun Babahan «İktidar bu ruh haletini anlayıp çözüm yolu bulmalı» derken, Emre Aköz sözünü, «Bence bir yere gideceği yok Say'ın, reklamını yapıyor» diye bağlamıştı.
Milliyet'te Güneri Cıvaoğlu, Kültür Bakanı iken Erkan Mumcu'nun Fazıl Say'ı nasıl rencide ettiğini anlattı. Sivas katliamının onuncu yılında, Say'ın bestesi olan Metin Altıok Oratoryosu'nun çalınacağı akşam barkovizyonla katliamdan görüntülerin gösterilmesine engel olmuştu, Bakan iken...
Derya Sazak, «Fazıl'ın sözleri, diyordu; Aç kaldım, susuz kaldım, terk etmedi sevdan beni, diyen şairlere hiç benzemiyor.»
Vatan'da Güngör Mengi, Fazıl'ı yüreklendirmek istemişti: «İrtica bu ülkenin temeli olan çağdaş akla ve özgür vicdana diz çöktüremeyecektir!»
Reha Muhtar'a göre «İlk kez, Kürt kökenli bir rejim muhalifi ya da ihtilalci bir Marksist değil, Atatürk Türkiyesi'nin sembol olmuş uluslararası bir piyanisti bahsediyordu.» Reha bunu bekliyormuş zaten.
Mustafa Mutlu talepkârdı: «Şairlerin, ressamların, bestecilerin yaptığı gibi, sen de ülken için gerekirse bedel ödemeyi göze alabilmelisin!»
Akşam'da Engin Ardıç hayretini söyledi: «Bazı kişiler ne çok seviyorlar, ne çok özlüyorlar yahu Çankaya'ya çağrılmayı...» Fazıl adına da düşünmüştü: «Ben İsviçre'de sıkılırım diyordu; ruhsuz ve sevimsiz bir memlekettir. Fazıl Ankaralı olduğu için sıkılmaz.»
Yeni Şafak, Kenan Işık'a, Tuluyhan Uğurlu'ya, Belkıs Akkale'ye, Orhan Gencebay'a da ne düşündüklerini sormuştu. Kültür Bakanı Ertuğrul Günay, «Bir sanatçının kendi toplumuna yabancılaşmasını üzüntüyle karşılarım» demişti.
Vakit, bir yerinde dengine getirip, «Avrupa Komisyonu tarafından 2008 yılı kültürlerarası diyalog elçisi seçilişinden söz ediyordu Fazıl Say'ın. Anadolu insanını temsilen olan Say'ın, Avrupa basınına bu şekilde açıklamalar yapması millî iradeye saygısızlık olarak değerlendirildi» diyordu.
*
Ertesi gün (16 aralık, pazar). Radikal de devreye girdi. Haluk Şahin, «Birinci Cumhuriyet (22 Temmuz seçimleriyle) sona ermiştir, dedi. Fazıl Say, derken bunu kastediyorsa, haklıdır.»
Perihan Mağden kendinden haber verdi: «Mahkemelenmekten bezdiğim/bezdirildiğim/işimi yapamaz hale getirilmek istendiğim için ciddî ciddî ayrılmayı düşünüyorum Türkiye'den.»
Murat Yetkin dedi ki: «Sanatçılar toplumun işaret fişekleridir. Ortada bu kadar endişe varsa, ciddiye alınmayı gerektirir.»
Vatan'da Reha Muhtar, Fazıl Say giderse «Çok fazla üzüntü duyacağımızı zannetmiyorum» demiş olan AKP Genel Başkan Yardımcısı Dengir vs Fırat Bey'i ayıpladı.
Tercüman'da Meltem Ünal Erzen, bir başka noktaya değinerek, aynı duyguları paylaştığı halde dışarıda hayatını ünlü bir piyanist kadar kolay kazanamayacaklar ne yapsın, diye sordu.
Yeni Şafak'ta Fehmi Koru, «Fazıl Say'ın yüzde 70 olduğunu itiraf ettiği kitleler uzun yıllar azınlık muamelesi gördü, varlıkları inkâr edildi... Yine de hiçbirinin aklına ülkesini terk etmek gelmedi» hatırlatmasında bulundu.
Abdullah Muradoğlu da köşesinde, Fazıl'dan Hande Ataizi'yle aşkı sona erince konuşma ihtiyacını duyan bir magazin şöhreti olarak söz etti.
Birgün'de Tayfun Atay, «Anketlerde örtünenlerin oranını yüzde 70'e çıkmış görünce, Fazıl da batıyor galiba diye gemiyi terk etmeyi düşündü herhalde» demekte sakınca görmedi.
Köşekadıları dışında fikir beyan edenler de pek çoktu: Pekinel kardeşler, Erkan Mumcu, Köksal Toptan, Muhsin Yazıcıoğlu, Burçin Büke, Tuluyhan Uğurlu; «Kurtuluş Savaşı öncesi işgal altındaydı, o zaman insanlar terk mi etti bu ülkeyi?» diye soran Cemil İpekçi; «Fazıl gençtir, Lozan'a gitmek yerine dağa çıksın, eski solcu babası da ona yardım etsin» diyen Yalçın Küçük; «Say kendini bir b.. zannediyor. Bu Fazıl kim ki!» diyen Ara Güler gibi...
*
Görüyorsunuz değil mi? Yarına kalan notlarım da var. Sıkıldıysanız, bugün öğleye kadar bir ses verin bana.