Bir «32. Gün» programı seyrettim ki Genel Başkan Paşa sayesinde evlere şenlikti

Perşembe akşamı Kanal D'de Mehmet Ali Birand ile Rıdvan Akar'ın «tarihî» 32. Gün programını seyrettim; dikkatle dinlemeye çalıştım. Evet tarihî dedim, çünkü...

Perşembe akşamı Kanal D’de Mehmet Ali Birand ile Rıdvan Akar’ın «tarihî» 32. Gün programını seyrettim; dikkatle dinlemeye çalıştım. Evet tarihî dedim, çünkü 32. Gün başlayalı çeyrek asır olmuş, Mehmet Ali söyledi. Bu vesileyle, günün birinde gelip bizim eve de lenger endaz olan («demir atan») ve bir daha gitmeye hiç de niyetli görünmeyen bu mucize iletişim aracı ile (Gutenberg’in matbaa makinesinden çoook daha etkili ve değerlidir bence), kaç yıldır birlikteyiz diye de düşündüm.
Benim direncimi anam kırmıştı. Çünkü ortaokul ve lise öğrencisi olan çocuklarımız vardı o zaman; 14-18 yaşlarında. Yıl 1972. Olimpiyat oyunlarına denk gelen bir tarih. Anam bir gün telefonda kesin talimat verdi.
– Çocuklara bir televizyon aldım. Bugün eve getirecekler. Onları üzersen, ben de senin kafanı kırarım, dedi.
Ee, olacağın önüne geçilmez derler.
Hazreti televizyon ile birlikteliğimizin 37’nci yılındayız. Yeni bir neslin büyüyüp de işlere el koyması için gerekli süreyi geride bırakmışız. O yıllarda benim gibi direnenler olmuştu. Alıp da sonradan vazgeçene hiç rastlamadım.
*
Perşembe akşamı eve yorgun döndüm. Gelin görün ki, Kanal D’nin 32. Gün’lü gecesidir bu. Saat gece yarısını geçmiş. Bir bakayım, sonra yatarım demiştim.
Yatamadım.
Netameli uykum kaçmak için bahane arar zaten. Buldu. Bahane, programın misafirlerinden biriydi. Adı Osman Pamukoğlu.
Adını hatırladım. Terörle mücadelede görev almış bir emekli generaldi. Bir kitabı çıktı birkaç yıl önce. Lafı da edildi. Üç beş sayfa okuduktan sonra ben bıraktım. Ama sonradan, hakkında yazılanları okumuş olmalıyım. Çünkü adam hakkında zihnimde bir fikrin yer etmiş olduğunu, birkaç cümlesini işitince anladım.
Önce programın diğer misafirlerini söyleyeyim size: Prof. Doğu Ergil. Program sahiplerinden gayri iki gazeteci, Roni Margulies ile Diyarbakır’da yaşayan Evrim Alataş Hanım. Eski bakan ve milliyetçi köşekadısı Namık Kemal Zeybek. Ve emekli paşa. (Pardon, «Parti Genel Başkanı».)
Küllî kusurundan gayri pek de alıngan. Prof. Ergil ona «Sayın generalim!» diyecek oldu. Sözünü keserek terslendi Osman Bey.
– General değilim. Şu kadar yıl önce emekli oldum. Genel Başkan diyeceksin sen bana!
Meğer Hak ve Eşitlik Partisi varmış, bu zat da onun genel başkanıymış. Bir afra, bir tafra, görülecek şey.
Denizli’de sabahları birliğine atla giden mülâzımı evvel («üstteğmen») komşumuzdan tutun da, genelkurmay başkanlarına kadar nice asker tanıdım. Onlar da insan nihayet; haşin, ağır çalışma şartları olan, emir alan ve kumanda eden, yeri gelince ölümü göğüsleyen insanlar. Aralarında çok beğendiklerim de oldu, çok sevdiklerim de... Yedek subay okulunda, sonra Harbiye’deki 1. Ordu Karargâhı’nda, emirlerinde çalıştığım subaylar ve beni de selamlama durumunda olan erler arasında, hatırımda kalacak kadar, sevimsiz bulduğum bir Allahın kulu yoktu diyebilirim, hiç duraksamadan.
Parti Genel Başkanı da olmuş Emekli Paşa, bir yerde rastlayınca bir daha unutamayacağınız sevimsizlerden biri.
*
Programın -sayesinde bütün tadı kaçan 32. Gün’den söz ediyorum- içine etti, kısa ifadesiyle.
Nelere niyetlenip ne kadarını konuşabildiklerini de söylemeye çalışacağım. Önce kısa kısa densizlikleri anlatayım.
l Senin gibilerin eğittiği çocuklar da o kadar olur, diyor Ergil’e. l Yüzünde utanma olmayanın vicdanı da olmaz, diyor bir diğerine. «Bu!» diye söz ediyor Margulies’den. l Rıdvan Akar uyarıyor: «Bu diye eşyadan söz edilir, insanlara hitap edilmez!». Terbiyeni kendine sakla! l Senin gibiler benim komutamda olamaz.» Bunu bir profesöre söyleyebiliyor. «Sen git onu akademinde kendine benzeyenlerle konuş!» diyor. Belli ki akademisyenler de onun düşmanları. Onlarla alay etmek, kinini kusmak ihtiyacı var. l Soruyor Prof. Doğu Ergil’e: «Hâlâ raporlar yazıp para alıyor musun?» Tek kuruş almadım cevabına gene bir sualle mukabele ediyor: «Ya Avrupa fonlarından aldıkların?» l Belgeleri getireceğiz. Bu arada sen dağdakilere cesaret vermeye devam et! l Hak ve eşitlik olmadığı için partimizi o adla kurduk. Benim siyaset diye ip cambazlığı, at cambazlığı yapmama gerek yok. Bu parti 30 günde kuruldu bilir misiniz? Ne demektir? l Genel Başkan’dan partisinin ilk seçimde iktidar olacağı müjdesini de alıyoruz. l Arada özdeyişler de yumurtluyor: «Açılım dediğiniz, mücevher çarşısında boncuk satmaya benzer.» l İşi «Ben savaş yanlısı değilim» demeye de vardırdı. Çocukken bile kendine ait iki silahı bulunduğunu eklemeyi de ihmal etmeden.
*
Sıkıldınız değil mi? Ben çok da yoruldum. Genel başkan adam gibi konuşsa, diğerlerinin ne dediğini de anlayacağız.
Doğu, Roni, Rıdvan beyler ve Evrim hanım, söyleyecekleri olduğu halde susmayı tercih ediyorlar. Profesör Ergil arada bir, aklından geçeni Genel Başkan’a hak ettiği tonda söylemekten geri durmuyor. O da en çok akademisyenleri kötülüyor zaten. Zeybek Genel Başkan’ı destekler bir havada görüldü ilkin. Bir uyaran mı oldu nedir, sonra toparlandı ve aklı başında laflar da etti.
Üç not daha almışım:
1. Bu programın bir CD’sini de ben rica ediyorum. Kürt meselesinde niye zorlandığımızı, ikiye bölünen yarma şeftalinin, «Köklerini kurutmadıkça akan kan durmaz!» tarafını Genel Başkan kadar iyi temsil edecek bir başkası bulunamaz. Tarihî bir belgedir, saklayacağım.
2. Mehmet Ali’nin sabr-ı Eyyub’u var; ne diyeyim ömr-i Nûh’u da olur inşallah!
3. Osman Genel Başkan ağzıyla kuş da tutsa bu programdan bence geçer not alamazdı. l Çünkü Hakkâri’yi «kalk gari» vezninde «k»lardan sonra kalın «a» ile söylüyor. l De, da, daha, bile anlamında dahi diyeceğine, deha sahibi anlamına gelen uzun «a» ile dâhi, diyor.
Kocca Genel Başkan’a bunlar da yakışmıyor.