Bir atlatma ki, şaştım yahu!

Ertuğrul Özkök Hürriyet'te, sabah toplantılarındaki haber değerlendirme tartışmalarını yazıyor bazen. Ayrı bir merakla okuyorum. Bu konuda hatıralarımı bilseniz...

Ertuğrul Özkök Hürriyet’te, sabah toplantılarındaki haber değerlendirme tartışmalarını yazıyor bazen. Ayrı bir merakla okuyorum. Bu konuda hatıralarımı bilseniz...
Dün sabah onun çok üzülmüş olacağını düşündüm. Hürriyet’in 28’inci sayfasında «Çankaya sohbeti başlıklı, çift fotoğraflı bir haber vardı. Yedinci Cumhurbaşkanı Kenan Evren, tam 20 yıl önce ayrıldığı Köşk’e, bu defa On Birinci Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ü ziyaret etmek istemiş.
İki hafta önce GATA’ya gelen Evren’in daralmış iki kalp damarına stend takılmıştı, biliyorum. Ve gördüm ki Paşa kilo almış.
Haber Radikal’de yoktu. Sabah’ta, Milliyet’te de göremedim.
– Ee Hürriyet’çiler haklı olarak hoşlanmışlardır, dedim kendi kendime. Haber güzeldi. Bir de atlatma olunca, keyfine doyulmaz.
Derken Vatan’ın birinci sayfasında manşet haber olarak gördüm. Aynı fotoğraftı. Peki, bu fotoğraflar DHA’dan mı gelmiş, diye baktım. Hayır AA’dan, Murat Çetinmühürdar imzalıydı
Demek haber atlatma değil. Ama bu iki gazeteden gayrısında gözüme ilişmedi. Resimsiz kullandılar da ben mi fark etmedim acaba? Onu öğrenmektense, Vatan’ın iyi çalışılmışa benzer haberini okumayı tercih ettim. Diyeceğimi dikkatle okuyun lütfen. Geçelim Vatan’ın dört dörtlük haberindeki (atlatma’nın dik âlâsı olan) ayrıntılara.
* İki Cumhurbaşkanının başbaşa görüşmeleri 25 dakika sürmüş. Görüşme talebi Evren’den gelmiş. Maksadı, hastalığıyla ilgilenen Cumhurbaşkanı’na teşekkür etmekmiş.
* Evren 1918 doğumludur (Bugün 91 yaşında). 12 Eylül 1980’de 62 yaşındaydı. 1950 doğumlu Gül’ün o tarihte yaşı henüz 30. Üniversite yıllarında (İÜ’de okudu) Millî Türk Talebe Birliği’nde aktif olarak eylemlere katılmış. Millî Kültür Vakfı’nın bursuyla arkadaşları gazeteci Fehmi Koru ve Kayseri’nin eski Belediye Başkanı Şükrü Karatepe ile birlikte gittikleri İngiltere’de doktorasını tamamlamış. Dönüşte TÜRKYAR’ın (Müslüman öğrenciler arası yardımlaşma derneği) kurucularından biri olmuş. Akademik kariyeri Sakarya Üniversitesinde başlamış.
Hayrünnisa Hanımefendi’yle 29 ağustos 1980’de evlenmişler. 12 Eylül sabahı Erenköy’deki evine gelen askerler onu gözaltına almış. Sorgusu ardından tutuklanarak Metris Cezaevi’ne teslim edilmiş.
* Can Dündar’dan alıntı da var haberde. Gül’ün evinden alınışını bertafsil anlatıyor. Operasyon gece vakti başladığında, güvenlik elemanları Gül’ü önce Sakarya’da aramış. İstanbul’daki bekâr evini basmışlar, yeni evinin adresinin de oradan almışlar. Gül alelacele giyinirken, eşi de kibar üsteğmene kahve pişirmiş. (Can da anlatınca böyle anlatır. Tamamına yerim yetmeyecek.)
* Gül’ü bir ay sonra tahliye etmişler. Sakarya Üniversitesindeki dinci bir örgütlenmeyle ilgisini araştırmış ve onu suçsuz bularak tahliye etmişler.
* Can’da şu bilgi de var, Vatan aktarmış: « O tarihte tutuklananlardan biri de MSP’nin Kayseri Merkez İlçe Başkan’ı Şaban Bayrak’tı. Gül’ü siyasete girmeye ikna den odur. Gül, belki de siyasî yolculuğunu yıllar sonra koltuğuna oturacağı Evren’e borçluydu...»
*
Ben eski muhabirim. Hele şu son cümleyi okuyunca kahrolur insan, iyi bilirim. İstihbarat şefi olduğumda, «atlamışlar»ı üzmemeye gayret ederdim. Ertuğrul Özkök de «hüsnümuamele» bilir bir yönetici, uzaktan da olsa farkındayım. Sonra pek haber atlamaya da benzemiyor bu, nihayet ajans bültenindeymiş.
Benim bir çiftlik işçim vardı. Benzer durumlarda hayretini «Şaştım yahu!» diye ifade ederdi. Başka ne denebilir ki...

Gülben’i dinlemeye gittim 
Gülben Ergen’in perşembe akşamı benim de gittiğim, Beşiktaş BKM’deki konserleri, yeni kaseti Uzun Yol Şarkıları’nı tanıtma amaçlıymış.
Sahnedeki Gülben’i seviyorum ben. Müzikle ilişkimin gelişmemişliğini söylersem, şu diyeceğimi fazla yadırgamazsınız:
– Ben Gülben’i, müzik dünyasında da önemli bir yeri olduğunu bilmeksizin, Dadı adlı televizyon dizisinde tanıdım.
Kenan Işık’ın karşısında oynayan ve tahsilli, tecrübeli oyuncudan hiç de geri kalmayan bu güzel çocuk hangi tiyatroda oynuyor ki ben hiç görmedim, diye araştırdım. Meğer şarkıcıymış.
İkinci bir sebeple daha çekmişti bu güzel çocuk dikkatimi. Huysuz Virjin programlarında Seyfettin Dursunoğlu’na hiç ezilmeden eşlik edebiliyordu; hiçbir lafın ve jestin altında kalmadan, kendini hırpalatmadan. Kolay değil, Huysuz’la baş edebilmek. Ufalanıp gidenleri çok gördük.
Çıkardığım sonuç: sesi ve şarkıcılığı konusunda fikir söyleyecek yetkiden yoksunum ben, ama zekâ ve sahne kişiliği sahibi bir şarkıcı olduğunu söyleyebilirim.
Ne demek istediğimi, bir ton aşağı inerek ifadeye çalışayım: Gülben’i, dinlediğim kadar da seyrediyorum ben, sahnedeyken.
Aynı sahneyi paylaştığı müzik adamları değerli oldukları kadar da gayretliydiler. Bizim çocuk belli ki hepsinin gönlüne girmiş. Güzel, Allah için sevimli ve kaşla göz arasında dinleyicisinin gönlünü kazanmayı da biliyor. Ağzı, birinci sınıf laf yapıyor. Bu konuda son diyeceğim: benim onu dinlemeye (ve evet, aynı zamanda seyretmeye) bu ikinci gidişimdir. Bir önceki konseri TİM’deydi.
*
Işıl kardeşim geldi benimle. Onun yanındaki koltukta da Ayşe Özgün ile oğlu Ali ve güzel eşi Meryem vardı. Ve BKM birden, aile toplantısı yapılan bir büyük salona döndü tabii... Ne tükenmez bir enerjidir Ayşe’ninki! Dinleyicileriyle meşgul, etrafa laf yetiştirmeye de zaman bulamayan Gülben’in sonunda, yukarı balkonda oturan annesi Gülser Hanım ile kayınvalidesi Süheyla Hanım’ı aşağı indirterek Ayşe Özgün’ün yanına oturtmaktan gayrı yapabileceği bir şey kalmadı.
Bana sorduğunu da söylemezsem eksik kalacak. Evet, hep Ayşe Özgün’den söz ediyorum:
– Hakkı Bey, 1954’te gemiyle New York’a geldiğinde tanışmıştık, hatırlar mısın? Babamla gemideki sergiyi görmeye gelmiştik. Ben dokuz yaşındaydım, sen gencecik bir adamdın.
– Evliydim, çocuğum vardı.
Yaşımı yüzüme vurmakla kalmıyor. Ardından da basıyor kahkahayı, o koca sesiyle...
Bir değil birçok sevgili bir aradaydı, sizin anlayacağınız.