Bir dizide görüneceğim. Arada bakıp fikrinizi söylerseniz faydalanırım

Televizyon, daha doğrusu katıldığım Okan Bayülgen programları sayesinde, daha önce hiç olmadığım kadar tanınmış biriyim şimdi ben.

Televizyon, daha doğrusu katıldığım Okan Bayülgen programları sayesinde, daha önce hiç olmadığım kadar tanınmış biriyim şimdi ben. Bir taksinin şoförü, lokantada bir garson, Arnavutköy Akıntıburnu’nda balık tutanlardan biri «Merhaba Hakkı Bey!» dediğinde, bu adam beni nereden tanıyabilir, diye düşünüyordum önceleri. Artık alıştım. Öyle ki adımla çağırmalarını da beklemeden, selam vermeye hazırlandıklarını veya bana ısrarlıca baktıklarını fark edersem, onlardan önce davranarak sohbeti ben başlatıyorum.
Televizyon evet çok etkili bir iletişim aracı. Çağımız ve ülkemiz insanlarını daha kolay ve daha yakından tanımamızı da sağlıyor.
Arkadaşları, dostları kalabalıklar oluşturan biri değilim. Şimdi düşünüyorum ki, görünce selamlayanların sayısı arttıkça, siz isteseniz de istemeseniz de daha çok «oralı» oluyorsunuz.
Şikâyetçi değilim.
*
Dahasını, yani bu tanınmışlığın son gürlüğünü yaşarken başıma gelenleri anlatmaktan hazzettiğimi de söyleyebilirim.
– Bizim evde çok sevilen birisiniz siz, diyenlere sormaktan geri durmuyorum:
– Kimdir beni seven? Anneannen mi, babaannen mi, onu da söyle lütfen, diye.
Okan’ın Makina’sına başladığımız günlerdi. Bir hanım okurum telefonda sordu bana:
– Kuzum Hakkı Bey, ben sizi öteden beri beğenerek okurum. Yaşlı başlı, kültürlü, aklı başında bir beyefendisiniz. (Teşekkürler!) Müsaade ederseniz size bir şey sormak istiyorum.
– Buyrun!
– Kuzum siz, sizin tarzınızla, tavrınızla hiç alakası olmayan, evet çok sevimli, zeki, ama canlı yayında, adını, adresini vererek onu aramış olan yaşlı başlı seyircilerinin yüzüne telefonu kapamakta sakınca görmeyen o haylaz, haşarı çocuğun yanında Allah aşkına ne arıyorsunuz?
– Sorduğunuz için teşekkür ederim hanımefendi, hemen cevap vereyim. Sizi arıyordum.
– Nasıl beni arıyorsunuz?
– E, ben altı yıldır CNN Türk’te ünlü kişilerle sohbet programları yapıyorum. 300’e yakın program eder. Ve sizin beni niye hiç aramadığınızı doğrusu anlayamamıştım, merak ediyordum. Herhalde başka programları seyrediyor hanımefendi dostum diye de üzülüyordum. Rağbet gören bir programda boy göstersem acaba, derken... Okan istedi beni kendi programına. İki program sonra, bakın beni aradınız. Demek siz de, biraz önce beni yadırgadığınız programı seyrediyormuşsunuz. Yoksa beni görüp de arayamazdınız.
Bir sessizlikten sonra:
– Size de laf yetiştirilmez, dedi. Başka bir diyeceği yoktu.
*
Okan herşeyden önce dostum benim. Saygısızlık olmayacağını düşünsem «Evladım, oğullarımdan biri...» de diyebilirdim. Çok önemli bir televizyoncu aynı zamanda. Hanımefendi okurumun etkisinde kalarak Okan’ı methetmeye kalkışmış görünmemek için, bir televizyon yıldızını durup dururken, onu en az benim kadar tanıyan seyircilerine yeniden pazarlamaya kalkmak gibi gülünç bir duruma düşmemek için, onda bulduğum bütün özellikleri burada bir bir saymaktan uzak durmayı tercih ederim.
Şunu da söyleyeyim. Bilhassa «Yaşlı adam, geç saatlere kadar çok yoruluyor» diyen müşfik yaşıtlarım için... Vermese de seve seve katılırım programlarına, ama Okan program başına bana diğer işimden aldığıma oranla, çok daha iyi denebilecek bir para da ödüyor. Meslekî bir ilişkidir bizimki.
Bu duruma üzülmesi gereken varsa bunun seyircilerimizden (veya benim okurlarımdan) biri olması gerekmediğini düşünürüm. Sevgililer, bilin ki bizim bir meselemiz değil bu!
*
Dönelim sohbetimize.
Yazandan çok ekranda görünen Hakkı’yla ilgilenenler, seyircilerden ve okurlardan ibaret de değil.
Devreye, inanmayacaksınız amma profesyonel televizyoncular da giriyor. Sohbet ve mülakat programlarına çağrılıyorum. Bu meccanî bir muhabbet alanıdır. O programları yapanlar benim meslektaşlarım. Ben çağırdığımda onlar nasıl hiç duraksamadan kabul ve davete icabet ediyorlarsa, ben de hiç duraksamadan ve şükran duyarak onların programlarına koşa koşa giderim.
Ama iş burada bitmiyor.
Sıkı durun, söyleyeceğim.
Dizilerde ve hatta filmlerde küçük roller teklif edenler ve benimle reklam filmi çevirmek isteyenler de oluyor. Söyleyeyim.
* Dede-torun ilişkisi konulu bir dizi vardı. Dedeyi, nur içinde yatsın Şükran Güngör oynuyordu. Vefat edince, o rolü sen oynar mısın, dediler. Elçi de Mehmet Ali Alabora’ydı. «Evlat beceremem» dedim.
* Doğrudan bir film teklifindeki rolüm, yaşlı ve av meraklısı bir adamdı. Fazla bilgi vermediler, ben de sormadım.
* Listemde çeşitli bilgi yarışması programları var. Bunlarda aranan oyunculuk değil. Nedir ki ben, «mubassır» (biz lisedeyken adları «muallim muavini»ydi, şimdi ne diyorlar bilmiyorum; görevleri liselerde ders dışı saatlerde disiplini sağlamaktır) pozunda görünmeyi sevmiyorum.
* Reklam tekliflerinden birinde, satışını artıracağımız mal tahin helvasıydı. (Çok da severim.)
* Başrollerinde Kenan Işık ile Gülben Ergen’in oynadıkları bir dizi vardı, Dadı. Kenan’ın bir bilgi yarışmasına katılması gerekiyormuş. Yapımcı Fatih Aksoy. (O bana Kim 500 Milyar İster? adlı, sonradan Kenan’ın başarıyla sunduğu yarışmayı da teklif etmişti) Evet, Dadı dizisindeki yarışmayı ben yönetiyordum.
* Son teklif Kanal D’nin (yani bizim grubun) bir dizisinden geldi: Küçük Kadınlar. Rol değil. Yazıya meraklı bir kız çocuğu (dizideki adıyla Bilge, kendi adı Elit) Hakkı Devrim’le konuşmaya geliyor. Ben laflarımı ezberleyemediğim için kanter içinde kaldım. Yapımcı, yönetmen ve birçok yardımcıları da «Ya Sâbır!» çekmek zorunda kaldılar.
Dizinin bu bölümü Kanal D’de 26 mayıs salı günü saat 20.30’da yayımlanacak. Seyrederken bana da bakar ve fikrinizi söylerseniz gelecek teklifleri ona göre kabul veya reddedeceğim.
Arada siz de bir güzel eğlenmiş olacaksınız.