Bir düşüncemi size de anlatmak istedim. Kolay değildi. Ben de başaramadım galiba

Böyle bir sualin cevabını aradığınız oldu mu? «Biz, birbirimizden ne kadar etkileniyoruz acaba?»

Böyle bir sualin cevabını aradığınız oldu mu? «Biz, birbirimizden ne kadar etkileniyoruz acaba?»
People dergisi Hollywood sinemasının ünlü kadın yıldızlarını böyle bir süzgeçten geçirmiş. Maksat, Amerikan sinemasının ilk yıllarından günümüze, yaşarken çok etkili olmuş, sonraki dönemlerde de unutulmamış yıldızlarından dünya kadınları nasıl etkilendi sualinin cevabını aramak.
Mirgün Cabas’ın elindeki listeyi, yakın gözlüğümü takarak ben de inceledim. Durun, yıldızlara geçmeden etkilenmekten maksadın ne olduğuna bir bakalım. Derginin dediği kısaca şu: «Hollywood’un ilk yıllarından bugüne kadar saç modellerinden giyimlerine, yeteneklerinden hayat tarzlarına kadar çığır açan 35 ünlü kadın oyuncu belirlendi».
Yılları 10’ar 10’ar gruplandırmışlar: 1930’lar, 40’lar, 50’ler diye... 2000’lere kadar da gelmişler. Hemen itiraf edeyim ki benim nefesim 70’li yılların yıldızlarından sonrasına yetmedi.
* Jean Harlow’u (30’ların yıldızı) isim ve fotoğraf olarak hatırlıyorum, filmini görmedim. 26 yaşında öldüğü halde, adı çok anılan bir oyuncu olduğunu, dergilerden öğrenmiş olmalıyım. Marilyn Monroe’nun onu örnek aldığını herkes bilirmiş.
Ardından sırada, 40’lı yıllardan sonrası, yani benim de cok iyi bildiklerim geliyor: * Lauren Bacall (buğulu sesi ve bakışları); 50’lerde beş isim var: * Sophia Loren (dünyanın en güzel kadınlarından biri, Oscar aldı). * Marilyn Monroe (1999’da People’ın anketinde Yüzyılın en çekici kadını seçilmiş. O da genç öldü). * Liz Taylor (menekşe gözler). * Grace Kelly (Hollywood’dan Monaco Sarayı’na uzanan efsane). * Dorothy Dandridge (Oscar alan ilk siyah kadınmış ve ben hiç tanımıyorum).
60’lı yıllar. * Audrey Hepburn (sade güzel). * Jane Fonda (beyaz perdenin en hareketli, en başarılı kadın oyuncularından; benim de etkilendiğim) * Raquel Welch (kumralların Monroe’suymuş). 70’li yıllar. * Farrah Fawcett (Charlie’nin Melekleri’nden bildiğimiz. Dünyanın en çok posteri satılan kadınıymış). * Faye Dunaway (tehlikeli güzelmiş; tehlikesini fark etmeden ben de etkilenmişimdir). * Pam Grier (sinemanın eskimeyen siyah güzeliymiş. Ben hatırlayamadım).  * Ali MacGraw (Aşk Hikâyesi filmini ben de gördüm bu esmer güzelin)...
Liste devam ediyorsa da, bundan ötesini (bazılarının adını bilmekle beraber) ben hatırlayamıyorum. Size adlarını vereyim: Cybill Shepherd, Lauren Hutton. 80’ler: Michelle Pfeiffer, Brooke Shields, Kim Basinger. 90’lar: Meg Ryan, Julia Roberts, Demi Moore, Nicole Kidman, Winona Ryder, Cameron Diaz, Michelle Yeoh, Gwyneth Paltrow, Halle Berry. 2000’ler: Jennifer Lopez, Drew Barrymore, Penelope Cruz, Charlize Theron, Angelina Jolie, Natalie Portman.
Umarım isim atlamamışımdır.
*
Ben, Türk sinemasının kadın yıldızları arasında buna benzer bir sıralama yapıldığını hiç hatırlamıyorum. Elbette gözümden kaçmış olması ihtimali var.
Çeşitli iş ve faaliyet alanlarının mensupları birbirinden nasıl, ne derece etkilenir ve faydalanır? Sanıyorum, pek üzerinde durduğumuz bir mesele değil bu bizim. Ben öteden beri çok önemli olduğunu düşünürüm.
Ahîlik ve loncalar türü örgütlenmelerin tarihimizdeki yeri ve önemi üzerinde durmak haddimi aşar. Ama şunu kesinlikle söyleyebilirim: Durmakta fayda var.
Bilim alanlarındaki gelişmelere, teknolojide yaratılan mucizelere rağmen, ben usta-çırak ilişkisinin bugün de insan gelişmesinin vazgeçilmez etkileşim ortamlarından biri olduğuna inanıyorum.
Çevre etkisinden midir bilmem, hayatım boyunca hep «usta bildiklerim» oldu. Bildiklerim diyorum, ustalarımın benim gibi bir çıraktan habersiz olduğu durumlar da hatırlıyorum.
Hocalarım vardı. İlkokulda hayır, ustalık-çıraklık düzeni yoktur. Ama Adana 2. Ortaokulu’nda Türkçe öğretmenimiz Sait Toraman benim okur-yazarlık mesleğindeki ilk ustamdır. Kabataş Lisesi’ndekileri saysam bitiremem. Torun takımı «Aman dede! der oldular. Aman biliriz!»
Üniversite benim açımdan bir hocalar cennetiydi. Hukuk Fakültesi’nde de, Edebiyat Fakültesi’nde de... Şimdi gençlere soruyorum «Hangi hocanız benimsedi sizi?» diye. Çoğu zaman «Hocalar bizi tek tek tanımaz ki...» cevabını alıyorum. Tasavvur edemiyorum, hoca ile öğrencileri arasında böylesine bir boşluk nasıl olabilir? Karşılıklı etkilenme olmadan nasıl hocalık yapılır, öğrenci nasıl yetişecektir? Konferansçı ile dinleyici düzeyine inilmiş olmaz mı?
Çünkü sözünü ettiğim ilişki, ustasına hayran bir çırak ile, çırağını gözü tutmuş usta arasında mümkündür.
*
Bu açıdan bizim nesil daha  şanslıymış, diye düşünür oldum. Cihat Baban’ın çırakları mesela, biz iyi tanır ve birbirimize güveniriz. Gazetelerde çok beğendiğim bir şey onların eseriyse, ne yapar eder herkesin işiteceği tonda:
– Eee! Cihat Ağabey’in rahle-i tedrisinden geçmişliği var, demekten geri durmam doğrusu.
Hayatta olsaydı elini hemen telefona uzatıp:
– Hakkı tadını kaçırma, derdi.
Ruhu şad olsun!
Ben bugünün gazeteciliğinde, elzemdir diyegeldiğim iletişim düzeni, usta-çırak ilişkisi var mıdır, yok mudur... Bunu bilecek bir noktada değilim.
Genç oyuncularımızın, bu işi bilenler tarafından «Yıldız Kenter’in öğrencisi olduğu besbelli» diye övüldüğünü okumuyorum, işitmiyorum.
Çok sevilmiş sinema yıldızlarımız var. Ama kimsenin aklına, «Bu sahnelerde o genç oyuncuda Türkân Şoray etkisi çok hissedildi» demek gelmiyor.
Dikkatli bakmıyor, takip etmiyoruz da ondan mı bilmem; beni, birbirinden etkilenme konusundaki algılama zaafımız çok rahatsız ediyor. Okur, dinleyici, seyirci olarak, yaratıcıları da olumsuz etkilediğimizi düşünüyorum.
Bu noksanımızın veya kusurumuzun en belirgin tezahürünü, nesiller arası ilişkilerimizde gözlemleyebilirsiniz. Bence, gelişmemizin önündeki başlıca engellerden biridir.