Bir günümüzün gazetelerinde yer alan polis-adliye haberleri

Kimi gazetelerin üzerinde hiç durmadığı 9 yaşındaki Fatih'in ölümünü, uzun uzun anlatmaktan kendimi alamadım.

Dün 10 şehit haberini manşetinde en doğru değerlendiren gazete, bence Taraf’tı; geldiğimiz nokta konusunda da net bir fikir verdiği için. «Ve barış öldü» demişler; devamı var: «PKK’nın art arda eylemleriyle kurduğu savaş tuzağı, diyaloğu bitirdi.»
Aynı gazetede dikkatimi çeken bir nokta da şu oldu: 14’üncü sayfadaki, kocası tarafından biri dövülen, diğeri öldürülen iki kadın haberi dışındaki polis-adliye haberlerini görmezden gelmişlerdi.
Cumhuriyet de öyle. Hele Zaman ve Yeni Şafak gazetelerinde neredeyse polis-adliye haberi hiç yok. Siyasî tercihleri dile getiren, daha ciddî ve ağırbaşlı görünmek isteyen gazeteler, belki de bu tür haberleri biraz avam işi addediyorlar. Olur a!
Gazeteciliğe polis-adliye muhabiri olarak başlamış ve nasıl olduysa Hukuk Fakültesi’ni bitirmiş bir haberci veya yorumcu olarak, özellikle cinayet haberleri beni daima ve ayrıca ilgilendirir.
Dün Radikal’in sayfalarını çevirirken de bu damarım depreşti gene. Çok cinayet haberi vardı. Bu alana ayrı bir önem vermeyen Radikal’de bile...
PKK cinayetleri elbette Radikal’in de manşet haberiydi. PKK’nın ve Kürt meselemizin kaderini fena halde etkileyecek bir faciaydı bu sonuncu saldırı. 24 saatte, meseleye en ılımlı bakanları bile nasıl çileden çıkardığı, ikinci önemli hâdise olarak gazete sayfalarına ve yorumlarına yansımıştı zaten.
Ben Radikal’in 7. sayfasında bir kere daha irkildim. «Anne dayağıyla öldürüldü» haberini görünce. Siz de okumadan geçememiş olabilirsinizdir. Gazeteci sıfatımla söylüyorum, bu yazması okumasından çok daha zor bir haberdi.
Konya’da bir çocuk, Fatih Koçaker, 9 yaşında ilköğretimini yapan bir yavru. 3. sınıftaymış. Babası ekmek fabrikasında işçi Seyit Ali Koçaker,42 yaşında. Üç yıl önce Fatih’in annesini kanser belasına kurban vermişler. Seyit Efendi (42 yaşında), kendinden 10 yaş küçük Leyla Hanım ile ikinci evliliğini yapmış.
Ve üvey anneli düzen başlamış. Fatih çişini kaçırdı ve altını kirletti diye tepesi atan anne, onu banyoya sokarak önce bir güzel dövmüş. Sonra ucunu tutuşturduğu bir tahta parçasıyla çocuğun cinsel organını, vücudunun orasını burasını, hattâ yüzünü yakmış.
Akşam eve gelen babasına Fatihcik, yanlışlıkla kendisini yaktığını söylemekle yetinmiş. Kim bilir, daha önce başına neler geldiyse, çekinmiş demek ki. Ama 3 temmuz günü babasından izin alarak amcası Mehmet Koçaker’i ziyarete gitmiş. Amca hemen yanıkların sebebini sormuş. Israr etmiş. Fatih de üvey annesinin yaptıklarını anlatmış amcasına.
Amca alelacele hastaneye götürmüş yeğenini. Vücudunun çeşitli yerlerindeki ezikler, yanıklar, darp ve dayak izleri de görülmüş. O kadar ki hastaneye polis çağırmışlar. Fatih de polisi görünce dili çözülmüş ve anlatmış biraz, Leyla Hanım’ın marifetlerini.
Çocuğu alelacele Tıp Fakültesi Hastanesi’ne göndermişler. Fatih’in başında bir dikiş olduğu orada fark edilmiş. Sebebini sormuşlar:
-Annem evde bana temizlik işleri yaptırıyor, demiş; yapmazsam dövüyor. Bir keresinde kızınca, kafamı tutup duvara vurdu. Kan durmayınca da iğne iplikle dikti başımı.
Yeniden baştan aşağı muayene etmişler çocuğu. Ve görmüşler ki bağırsakları da berbat durumda. Yer yer delikler, parçalanmış kısımlar var. Bu da Fatih’in utandığı için söylemekten kaçındığı bir facia. Zorlayınca, üvey annenin bir keresinde onu fena halde dövdükten sonra, hırsını alamayıp bir oklavayı makatından içeri sokup çok fena canını yaktığını da anlatmış.
Hemen ameliyata alınmış. 40 gündür tedavi edilmekte, bir ölüm kalım savaşı vermekteymiş. Prof. Dr. Adnan Abasıyanık bilgi vermiş gazetecilere:
-Bağırsak delinmesi ve dışkının içine yayılması sonucu meydana gelen iltihabın temizlenmesi çabaları da kâr etmedi, kurtaramadık yavruyu, demiş.
Fatih, evlâdım... çarşamba günü son nefesçiğini vermiş.
(Benim çokça yaşlandığım ve Gülseren Hanım’dan sonra normal gücümü de kaybettiğim meydanda. 1950’li yıllarda nice hunhar cinayeti neredeyse duygulanmadan yazan adam, şu anda resmen, yalnız odamda yüksek sesle ağlayarak, devam etmeye çalışıyorum. Bir yandan da Fatih’in hastanede çekilmiş fotoğrafındaki yaralı-bereli güzel yüzüne bakarak.)
Haberi tamamlayalım. Fatih hastaneye yatırıldıktan sonra gözaltına alınan Leyla Koçaker, Fatih’in ölümü üzerine «çocuğu canavarca hislerle ve eziyet çektirerek öldürmekle» suçlanarak tutuklanmış. 
*
Muhabirlik günlerimi hatırladım dedim ya; gazetelere o gözle de bakmaya başladım dün. 

* İstanbul Ataşehir’de 16 ağustos akşamı 60 yaşındaki sara hastası Ali İncebacak, daha önce döverek karakolluk olduğu 45 yaşındaki eşi Kezban Hanım’ı gözünü çıkararak öldürdü. (Radikal) 

* Afyonkarahisar’da avukat Ersan Tolga Büyükmeriç (25) çarşamba sabahı evinde Kastamonulu Aykut Uğur’u (22) bıçak darbeleriyle öldürdü. Kendisi de ağır yaralıydı; hastanede, fakat ifade verecek halde değil. (Hürriyet) 

* Cemil Uçar (23) Marmaris’te saat 04.00 civarı evine dönerken, Barlar Sokağı’nda yan yana yürüyen, tanımadığı dört gencin (herhalde iterek veya çarparak) aralarından geçmiş. O dörtlü de Cemil’i öldüresiye dövmüşler. Yaralı hastaneye, gençler karakola götürülmüş. (Hürriyet) 

* Şanlıurfa-Siverek’te İ.G. (yaş 13) bahçelerindeki yılana tüfekle ateş ederken komşuları Feride Polat (8 aylık hamileymiş) ile 10 yaşındaki kızkardeşini yaralamış. Feride kurtarılamamış, ama bebeği sağmış. İ.G. ve babası Sinan G. gözaltında. (Hürriyet) 

* Erzurum-İspir’in İyidere Köyü’nde eski muhtar (Mehmet Yazar) ile yeni muhtar (Hasan Ceylan) su meselesinden kavga etmişler. Ertesi gün iki aile kapışmış, yeni muhtarın oğlu Zülküf eski muhtar ile iki oğluna kurşun yağdırmış. Eski muhtar ile oğlu Fatih orada can vermişler; diğer oğlu Hasan da hastanede ölmüş. Suçlu ve babası gözaltında. (Sabah) 

* Batman’dan çobanlık yapmak için Muş’a gelen Şen ailesinin 2 yaşındaki kızları Rojin, sabaha karşı çadırlarında uyurken kaçırılmış. Ertesi salı günü cesedi iki kilometre ötedeki ormanda bulunmuş. Katili belli değil. (Milliyet) 

* İzmir-Tire’de bir parkta eski erkek arkadaşı M.A. (21) tarafından av tüfeğiyle ağır yaralanan Seray Bük (16) kaldırıldığı Ege Ü. Tıp Fak. Hastanesi’nde hayatını kaybetti. (Star) 
*
Yeter değil mi? Yazdım yazdım bitiremedim. Daha neler var. Töre cinayetinde yanlışlıkla öldürülen Cengiz Kıvanç (18) gibi.
O hâle geldim ki, «CHP’de Matkap olayı» haberini de cinayet filan sanmış ve not etmişim. Meğer yönetimden Gürsel Tekin ayrılmış ve Allah ikisine de uzun ömürler versin, yerine Nihat Matkap getirilmiş.
Dün dikkatinizi çekti mi bilmem. Telefonla Neyyire Özkan meslektaşım, Ayşe Arman’a bildirmiş, o da yazmıştı.
Gençler yeni âdet çıkarmışlar. Akşamları Galata Meydanı’nda
(...deniyor ve Galata Kulesi’nden söz ediliyor; neresidir ben çıkaramadım. Kuledibi demek mi istediler acaba?) toplanıyorlarmış. Gece ilerledikçe sokak hıncahınç doluyormuş. Ve her akşam iş çığrından çıkıyormuş. Tacizciler, tinerciler, yankesiciler, gelip geçene sataşanlar... Bir hal ki anlatılır gibi değil. Semt sâkini şikâyetten sonuç alamıyormuş.
Oradan da dehşet içinde yazdıklarıma benzer polislik hadiseler çıkarsa, bu uyarılardan sonra şehrin zabıta kuvvetleri için de suç sayılır.
Kısa bir sual:
-Bir günde bu kadarı çok değil mi Allahınızı severseniz? Değil de birdenbire ben mi heyecanlandım yoksa?