Bir mağazada neyin hangi raf veya tezgâhta sergileneceğine kim karar verir?

Türkiye'de büyük alışveriş merkezleri henüz açılmamıştı. Ara sıra gittiğim Paris'te büyük mağazalara mutlaka uğrardım. Cebimde kadın-erkek, genç-yaşlı aile efradının ve arkadaşlarımın sipariş listeleri olurdu.

Türkiye'de büyük alışveriş merkezleri henüz açılmamıştı. Ara sıra gittiğim Paris'te büyük mağazalara mutlaka uğrardım. Cebimde kadın-erkek, genç-yaşlı aile efradının ve arkadaşlarımın sipariş listeleri olurdu. İstanbul'da hiç üstüme vazife olmamış alışverişi Paris'te yapardım. Hanımların tuvalet malzemesinden tutun da, babamın marangozluk edevatına, bebeklerin lastik donuna, yaşlıların ilaçlarına kadar...
Bu alışverişi yaparken haddimi aşmamaya da özen gösterirdim. Galerie Lafayette'in ıtriyat (parfümeri) satılan giriş katında yaşlıca bir madamla ahbap olmuştum. Listeyi ona teslim eder, barda bir kadeh bir şey içmeye çıkardım. Dövizle ödemede yüzde 17 iade gibi uygulamaları ondan öğrenmiştim. Alet edevat için en elverişli yer Hôtel de Ville mağazalarıydı. Giyecek şeyler için Printemps.
Alışveriş görgüm Paris'le sınırlıydı da sanmayın. Roma'da Upim ile La Rina Scente'nin, Barcelona'da Sepu'nun da kurdu sayılırdım. Bir iki eczane ile bir de ortopedik ayakkabı satan mağaza bellemiştim. Anamın yumuşak derili ayakkabılarını oradan alırdım.
Ciddî mesai isteyen işler, sizin anlayacağınız. Bedeli, dönüşte çocukları sevindirerek tahsil edilirdi.
*
Gün gelecek, İstanbul'da da büyük mağazalardan alışveriş edeceğiz diye düşündüğümüzü hatırlamıyorum. Yavaş yavaş nasıl kendine çekti ve alıştırdı bizi, bu alışveriş merkezleri. Mobilyadan giyeceğe, eczaneden kitapçıya kadar, her aradığımızı orada bulur olduk. Ev dışında karnımızı doyurmak için, çok lafı edilmiş bir filmi görmek için bile aklımıza öncelikle Akmerkez, Profilo, Metro City, Cevahir ve Kanyon gibi yerler geliyor.
Ben bunlara, düzayak çarşılardan, Kapalıçarşı'dan, Mısırçarşısı'ndan ayırmak için çokkatlı çarşılar, demeyi deniyorum. Pek rağbet görmüyor.
Can alıcı özelliği yürüyen merdivenler. Bu sayede sekiz-on katlı çarşıda düzayak bir yermiş gibi yorulmadan gezinebiliyorsunuz. Kapalı, güvenli, arabasına oturtup küçük çocuğunuzu da yanınızda dolaştırabileceğiniz, hemen her aradığınızı bulduğunuz, bir köşesinde oturup dinlendiğiniz, bir çay içebildiğiniz, icabında fazla masrafa girmeden karnınızı doyurduğunuz bir çarşıdan daha iyisini nerede bulacaksınız...
Çokkatlı çarşıların İstanbul'daki öncüsü, yanılmıyorsam Bakırköy'deki Galeria idi. Alışverişten çok, bakalım bizim buradaki nasıl olmuş, diye görmeye gittiğimizi hatırlıyorum.
Akmerkez inşa halindeyken, işinsanı bir dostum:
– Yanılıyorlar, demişti. İstanbullunun umdukları gibi parası yoktur. Bu çarşı bizde tutmaz.
Aldandığını, sonradan o da teslim etti. Çaşılar tuttu, bir biri ardına yenileri yapıldı ve belli ki daha da yapılacak.
Profilo Alışveriş Merkezi'ne, alışverişten çok tiyatroları, sinemaları için gideriz. Metro City'yi ve Cevahir'i de gezdim ben. Kanyon'a gitmek için Gülseren Hanım'ın biraz daha hareketlenmesini bekliyoruz; Bauhouse, İkea ve benzerlerini gidip görmek için de...
Kısası, katlıçarşı müdavimlerinden olduk artık.
*
Bunlar çarşı alışverişi veya alışveriş çarşıları. Pazaryerleri ve semt pazarları pek benim işim değil; çocukluğum ve Çatalca dönemi hariç.
Zaten onların yerini de, bakkal, kasap ve manav esnafının «marketleşme» heveslerini kursaklarında bırakarak, büyük gıda pazarları alıyor. Aldı bile, diyebiliriz.
Bu alanı Türkiye'de hepsinden önce, kamyonlardan yavaş yavaş vazgeçip, büyük gıda pazarlarına dönüşerek Migros açmıştı. Rakiplerini yutarak büyümeye devam ediyor. Ama yapayalnız da sayılmaz.
Etiler'e çok yakın, Karanfilköy'de Şampiyonsa var. Hürriyet'e yakın Metro var. Çokkatlı çarşıların hemen hepsinde benzerleri açıldı. Ben bildiklerimi, uğrayıp alışveriş ettiklerimi söylüyorum.
Hatırlarsanız Cevahir'da çıkış yolunu bulamamaktan şikâyet etmiştim. Bir diyeceğim de şu. Mağazaları çok büyük, çok geniş tutulmuş. Birini dolaşırken yoruluyor, oturup nefes alacak bir yer arıyorsunuz.
Ben daha çok Şampiyonsa'dan alışveriş ediyorum. Oradaki boyutlar bana daha kullanışlı geliyor. Ama ciddî bir şikâyetim de var. Hanım müşterilerle dertleşip paylaştığımız bir şikâyet bu. Sık sık, raflardaki eşyanın yeri değiştiriliyor.
– Bisküvi, krikkrak, grisini ve benzerleri nereye gitti? Bu raflarda şimdi başka şeyler var.
– Kızım hazır dondurmalar vardı. Onların da mı yeri değişti? Nereye koydunuz?
– Cam şişede bir ayran buluyorduk burada. Şimdi hep plastik şişeler...
– Bak oğlum, aynı markanın tonik, gazoz, büyük şişe, küçük şişe çeşitlerini ayrı ayrı yerlere koymuşsunuz. Müşteriye eziyet etmek mi istiyorsunuz?
Çok işitiyorum ve ben de tekrarlıyorum bu şikâyetleri.
Pazar günü durduğum yerde girmedim herhalde, büyükhanım ağzıyla çarşı pazardan şikâyet faslına. Biliyorum ki yarın daha çok onlar arayacak beni telefonla, «Ağzına sağlık Hakkı Bey, bizim şikâyetimizi sen dile getirdin» demek için.
İktisat, pazarlama gibi konuların evet cahiliyim. Ama mağazalarda raf hizaları, nelerin rafların hangi katına veya ne tür tezgâhlara konulması gerektiği gibi konuların önemini bilmediğimi de sanmayın.
Büyük mağazaların yöneticilerine söylüyorum bunları. Mağaza koridorlarında rastladığımız çalışanlarla halledemediğimiz müşküller.