Bir pazar yazısı değil. Can Dündar'dan etkilenen gençlerin sözcüsüyüm bugün

Saat yarımdı galiba, perşembeden cumaya döndüğümüz geceyarısından hemen sonra. Ben o saatlerde hâlâ çalışıyorsam, televizyonda devamlı müzik yayını yapan kanallardan birine rampa etmiş olurum.

Saat yarımdı galiba, perşembeden cumaya döndüğümüz geceyarısından hemen sonra. Ben o saatlerde hâlâ çalışıyorsam, televizyonda devamlı müzik yayını yapan kanallardan birine rampa etmiş olurum. Bu yüzden anahtar sesini işitemiyorum.
Hafiften kapımı tıkırdatan Selim torundur, başka kim olacak. Odası benimkinin yanında. Odamda ışık görürse bir merhaba demeden geçmez. Sarılır öpüşürüz. Bu saatte o benim hâlâ ne yaptığımı, ben onun feneri nerede söndürdüğünü sormayız birbirimize. Karşılıklı merak ettiğimiz, bu gecikmeleri hoş görmediğimiz halde, dede-torun racon kesme havalarına girmeyiz.
– Bugün Can Dündar'ın yazısını okudun mu, diye lafa bodoslamadan girdi.
«Sayıyla kendine gelmek» başlıklı yazıyı göstererek sordum (Milliyet, 24 haziran):
– Bu yazı mı?
Bir sorgulamadır başladı.
– Bütün gün bu yazıyı konuştuk internette arkadaşlarla. Belki yirmi kişi bana Can Dündar'ı okudun mu, diye sordu. Okumayanlara da geçtik Dündar'ın verdiği rakamları.
– Nedir sizi böyle heyecanlandıran, dedim. Ben de ilgiyle okudum, tamam da, sizi ilgilendiren neydi bu yazıda?
Damarına bastım galiba, arkadaş sinirlendi biraz, diklendi:
– Kendi ülkemizin gerçeklerinden haberimiz olmadığını bu yazıdan öğrendik, dede. Demek siz analar, babalar, dedeler, gazeteciler, öğretmenler bunları bizden saklamışsınız.
Bayağı öfkeli.
– Ya da söylemeye gerek görmemişsiniz, diyor. Belki söylesek de nasıl olsa anlamazlar, diye düşündünüz.
*
İki satır konuşalım, dedim. O yazı hep elinde. Belli ki gün boyu bir çok kere okumuş. Oradan oraya sıçrayarak, her seferinde yeniden heyecanlanarak, öğrendiklerini tekrarlıyor.
– Şu sayılara bakın dede. Türkiye'deki 1 220 hastaneye, 6 300 sağlık ocağına, 67 000 okula karşılık, kaç cami varmış biliyor musun?
– 70 000 kadar, derler.
– 85 000 cami! Bu 60 000 kişiye bir hastane ve 350 kişiye bir cami demekmiş, bunu olsun biliyor muydun dede?
Bende ses yok, devam ediyor:
– Doktor sayımız 77 000 imiş. 90 000 din görevlimiz var. Yani 900 kişiye bir doktor, ama 780 kişiye bir din görevlisi düşüyor. Ve Türkiye'de 200 000 öğretmen açığı varmış dede, işitiyor musun beni?
Neredeyse ezberlemiş istatistik rakamlarını, sıralıyor:
– Güzel sanatlarla ilgilenen derneklerimizin sayısı, operası, balesi, resimi, heykeli, tiyatrosu, sineması dahil, hepsi 96 dernek. Ama 35 000 cami yaptırma derneği varmış ülkemizde.
Gene soruyor:
– Kaç kütüphane var bütün Türkiye'de?
– 1 600 kadar diye bilirim.
– 1 435 kütüphane. Almanya'da kütüphane sayısı 11 000 imiş. Türkiye'nin 13 ilinde devlet tiyatrosu, ama 81 ilinde de Kuran Kursu var. Bu kursların toplam sayısı 3 852.
Sözünü keserek:
– Biraz rakamlardan ötesini konuşalım, dedim. Söylediklerini aşağı yukarı biliyorum...
– Bize niye söylemiyorsun? ... sunuz, daha doğrusu? Siz hepiniz! Hadi vazgeçelim diğerlerinden, siz, her gün yazan, zaman zaman ne yazsam diye düşünen, sizin deyiminizle köşekadıları... Bu akıl almaz gerçekler konusunda niye bizi hiç bilgilendirmediniz?
Sahiden öfkeli. «Bir de bizi, siyasetle ilgilenmiyorsunuz diye ayıplarsınız» diyor.
*
Şeytan dürttü galiba, içimden bir ses «Biraz demagoji müsekkin yerine geçer» dedi bana. (Müsekkin, «sakinleştirici, yatıştırıcı» demektir. Benim şeytanlarımın da bu eski kelimelere merakı devam ediyor.)
– Bak evlat, diye sözünü kestim Selim'in. Tespitlerde olduğun kadar, tenkitlerinde de haklısın. Senin ve birçok genç adamın, bu gerçeklerle yüzleşince heyecanlanması sevinilecek haldir. Bizden hesap sormakta yerden göğe kadar haklısınız. Ama bunlara eklenecek bir gerçek daha var. Şu suali de sanırım sormak lazım: Siz kimden öğrendiniz bütün bunları? Sonunda gene bizden birinden, yani haklı olarak ayıpladığınız gazetecilerin birinden...
Önce, halası ile babasının rahle-i tedrisinden geçtiğini belli eden bir muziplikle sordu:
– Meşhur demagoji silahını bana karşı da kullanacak mısın?
Sonra yeniden celallendi:
– Can Dündar evet bizim okuduğumuz, özellikle televizyon belgesellerinden çok faydalandığımız, sevdiğimiz, beğendiğimiz bir gazeteci. Ama ona da bu araştırma sonuçlarını Turan Eser adlı biri vermiş. Bir televizyon programında. O kişi Alevî-Bektaşî Federasyonu Genel Sekreteriymiş. Bu demektir ki, Can Bey de açıkladığı istatistikleri yeni öğrenmiş, birkaç gün önce. Öyle diyor.
*
Yelkenleri suya indirmekten gayri çıkar yol yok gibiydi. Sustum. O devam ediyor:
– Pazar günü bunu yazsana dede. Eğlenceli bir konu değil, ama sen genç okurların olmasını hep istersin. Gençler, tahmin edemeyeceğiniz kadar heyecanlı bu konuda. İlgiyle okuyacaklarından eminim.
– Yazayım öyleyse, dedim.
– Ama şurasını da unutma lütfen. Yedi bakanlığın 2006 yılı bütçe rakamlarını vermiş Can Dündar. 249 trilyon (Enerji ve Tabiî Kaynaklar) ile 783 trilyon (İçişleri) arasında değişiyor. Sadece Sünnîleri temsil eden (Bakında hele!) Diyanet İşleri Başkanlığı'nın bütçesi 2006'da 1.3 katrilyonmuş. 1997'de 66 trilyon iken bu yıl, 2007'de 2.7 katrilyon lira.