Bırakın Evren'i, Erdoğan'a Cindoruk'un bir itirazı var

Televizyon habercileri yollara düşmüş, her rastladığına soruyor:</br>&#8211; Sizce Tayyip Erdoğan aday olacak mı, olmayacak mı?</br>Cevapların iki çeşidi var:</br>&#8211; Olmayacak, çünkü daha yapacak çok işi var.

Televizyon habercileri yollara düşmüş, her rastladığına soruyor:
– Sizce Tayyip Erdoğan aday olacak mı, olmayacak mı?
Cevapların iki çeşidi var:
– Olmayacak, çünkü daha yapacak çok işi var.
– Olacak, çünkü böyle bir imkânı kim olsa kullanır.
Can Dündar, NTV'deki programı Neden'de Kenan Evren'e bu konuda ne düşündüğünü sormuş. Aldığı cevap gazetelerimizde okurlara bakın nasıl aktarıldı:

  • «Evren'in 14 Nisan mitingi yorumu: Yurttaşlar Erdoğan'ı istemediğini ortaya koydu.» (Cumhuriyet, 18 nisan).
  • «Kenan Evren'den Erdoğan'a tam destek: Neden olmasın?» (Star, 18 nisan).
  • «Evren: Eşi başörtülü cumhurbaşkanı olur.» (Yeni Şafak, 18 nisan).
    Haberler de biraz oynak değil mi? Kimin arabasına (veya gazetesine) binerse onun türküsünü çığırmaktan hiç utanmıyor.
    Başlıklar böyle de haber metinlerini okuyunca, aslında Evren'in ne dediğini anlar gibi oluyorsunuz. Alıntımızı Yeni Şafak'tan yapalım, onunki daha derli toplu bir haberdi.
    Bir defa Evren, toplantı nîsabı 367 oydur iddiasına katılmıyor. 14 Nisan mitinginde yer alanların sayısına bakarak, çoğunluğun Çankaya'da Erdoğan'ı istemediği sonucunu çıkarıyor. (Cumhurbaşkanını doğrudan halkın seçmesini tercih ediyor.) Eşinin başörtülü olması, Erdoğan'ın cumhurbaşkanlığına engel değil, diyor. (İlave ediyor: Köşke çıktıktan sonra Emine Hanım başını açarsa büyük takdir toplar.)
    Bence Evren'in ağzından çıkması anlamlı olan söz şu:
    – Sıkıştıkça orduya müracaat etmeyin. Sivil kuruluşlar var, birleşip gerekeni yapsınlar. Yeter artık, üç müdahele oldu.
    Duramamış devam ediyor: Türkiye İran'dakine benzer bir rejime sürüklenirse, toprak bütünlüğü tehlikeye girmişse... (O başka, demeye getiriyor.)
    *
    Sual sorulunca, Kenan Evren cevap vermesin olmaz. Bu mesele üzerinde sahiden durmak istiyorsanız, siz asıl, eski meclis başkanlarından Hüsamettin Cindoruk'un dediğine kulak vermelisiniz.
    Hüsamettin Bey hukukçudur. Hadiseye mesleği açısından bakıyor. Ve diyor ki:
    – Erdoğan hakkında Yargıtay'ca tasdik edilmiş mahkûmiyet kararı var. Yargıtay kararı içtihattır. Bu kararın adlî sicilden silinmiş olması varlığını ve önemini ortadan kaldırmaz. Sadece şiir okudu diye verilmedi o ceza. Kararın «Dini kullanarak toplumda kutuplaşma yaratmak gibi ciddî gerekçeleri var.» Ceza paraya çevrilmemiş, tecil de edilmemiş. Demek ki mahkeme, bu eğilimin devam edeceğine kanaat getirmiş. Meclis bu itirazı reddetse de, Anayasa Mahkemesine gidilebilir.
    (Bu uyarı, göreceksiniz 367 oy lazım itirazını gölgede bırakarak, yeni bir tartışma yaratacak, bu arada CHP'ye de yol gösterecektir.)
    Tavsiyesi şu: «Yargıtay'ın kararını göstererek Anayasa Mahkemesi'ne itiraz etmeli. Hükmün adlî sicilden çıkarılması milletvekilliğini ilgilendirir. Cumhurbaşkanlığında sicil belgesi aranmıyor. Yargıtay'ın kararı da ortada. Hükmü Anayasa Mahkemesi verecektir.» (Cumhuriyet, 18 nisan).
    «Ya ne koysaydık, efendim?»
    Magazin denilenler ile asıl gazete haberlerini birbirinden nasıl ayırıyorsunuz, diye soran olursa, ben:
    – Çimlenmek ile yemek yemek, karnını doğru dürüst doyurmak arasındakine benzer bir fark, diyorum.
    Burhan Felek bir yerde tafsilat vermiş, çimlenmek fiili için: «Tuzlu bademler, fıstıklar, fındıklar kızarmış sucuklar, küçük börekler, tarama gibi şeylerden çimleniyordum» diyor.
    Bu benzetmeyle, magazin haberlerine kabaca karşı olmadığımı da söylemiş oluyorum. İyi pişmiş bir bonfile ile fındık-fıstığı aynı şey sanmamak şartıyla.
    Ünlü piyanist Fazıl Say ile Hande Ataizi ayrıldılar haberi, pekâlâ! Romancı Tuna Kiremitçi ile yazar-oyuncu İclal Aydın'ın ayrılmaları hadisesinde haber biraz magazinleşiyor. Ve sıra klarnetçi Hüsnü Şenlendirici ile eşi Nazire Hanım ve sevgilisi şarkıcı Deniz Seki hadisesine gelince birdenbire, çimlenmek fiiline de sığmaz sevimsiz bir hal alıyor.
    Zevkle seçilmiş elbiseleri seyrettiğimiz bir gardrop ile çamaşır makinasına tıkıştırılmış kirli çamaşırları görmek arasındakine benzer, rahatsız edici bir fark.
    Aklıma, gene Üstat Felek'ten dinlediğim bir fıkra geliyor. Sokak saatlerinin hepsi birbirinden farklı bir zamanı gösteriyormuş. Bir vitrinde tek başına asılı duvar saatinin de yanlış olduğunu görünce isyan etmiş adam:
    – Haydi belediyenin saatleri ve hepsi yanlış. Sizin vitrininizdeki saat bari doğru zamanı göstermemeli miydi?
    – Biz saatçi değiliz aslında.
    – Necisiniz?
    – Sünnetçiyiz.
    – Niye saat koydunuz öyleyse vitrininize?
    – Ya ne koysaydık efendim?
    Dil Yâresi
  • Abdullah Gül'ün program kelimesini «ğ» ile proğram diye telaffuz ettiğinin farkında mısınız? Ve gerekmediği halde uzatarak söylediği iki «i»: meclîs ve harîta, derken.

    Türkçe dostlarından (Hande Yıldırım)
  • Carrefour Express mağazasında ekte gönderdiğim afişi gördüm. Fotoğrafını çektim, size gönderiyorum. Bir şey ilave etmeden.
    – Gerek de yok doğrusu. Afişteki ifade şu: «Carrefour: Koşulsuz geri iade». «A» sesi uzun söylenen Arapça iade, «geri verme» demek. Önüne bir «geri» daha getirmenin anlamı yok.