Biz bu noktaya nasıl geldik?

Siyasette birlikteliği anlamlı fiiller var: gelmek ve gitmek gibi... Çıkmak ve inmek gibi... Bu fiilleri tek tek sahiplenmek yanlış ve tehlikeli.

Siyasette birlikteliği anlamlı fiiller var: gelmek ve gitmek gibi... Çıkmak ve inmek gibi... Bu fiilleri tek tek sahiplenmek yanlış ve tehlikeli. Gelme'yi ve çıkma'yı sevip de, gitmek'ten ve inmek'ten hiç hoşlanmamak, yalnız kişileri değil, toplumları da rezil ve perişan edebiliyor.
Bütün genellemeler gibi bu da çok yükseklerden bir bakıştır, kuşbakışı. Ayrıntıları seçmek için aşağılara inmek ve olanı biteni insan gözüyle de görmeye çalışmak lazım.
Seçim ertesi bir yorum sağanağına yakalanmış gibiyiz. Seçim öncesi fena halde yanılmış olmak, seçim ertesi büsbütün şaşkına döndürdü bizi.
Arada buluşma noktaları da var mı, diye bakıyorum. Mesela bana da çok tanıdık gelen şu hüküm: İktidarın karşısında ve ona yakın güçte bir muhalefetin var olmayışından büyük zarar görüyoruz. Seçim sonuçları, CHP'nin ne ölçüde etkili olabildiğini gösterdi. Yeni Meclis'te de muhalefetin ana unsurunun aynı parti olması, üstelik bu partinin başarısızlık sabıkası zengin genel başkanının veda hazırlığına işaret eder bir açıklamada bulunmaması endişeleri artırıyor.
MHP'nin Meclis'e dönüşü ve Kürt milletvekillerinin bir grup oluşturacak sayıdaki mevcudiyeti, CHP'yi de hesaba katarsak, nasıl bir muhalefet cephesi oluşturacaktır sualine bugünden bir cevap vermek mümkün değil.
Deniz Baykal'ı istifaya davet edenler yanında, ona, «Hiç gereği yok, sen başarılıydın ve lazımsın, sakın yerinden kımıldama» diyen siyaset bilgelerimiz de var. Ben, sormaktan kendimi alamıyorum:
– Baykal gitsin de yerine Mustafa Sarıgül'ü getirelim mi, demek istiyorlar?
Türkiye'yi bu noktaya CHP Genel Başkanı getirdi iddiası inandırıcı değil. Acele değerlendirmelerle demokrasimizin derdine bir çare bulunabileceğini sanmak da safdillik olur.
Doğru teşhis için, değerlendirmeye çok daha eski tarihlerden başlamak lazım, desem, «Ooo! Sen de inciri patlıcana benzettin, diyeceksiniz; hem boyuna uzattın, hem tadını kaçırdın!»
Oy pazarında AKP'nin, diğer partilerle arasındaki farkı daha da açmış olmasını, Baykal'ın kişiliği ve muhalefet tarzı gibi, gece gelen Genelkurmay telgrafı gibi sebeplere bağlamak size yetiyorsa, mesele yok. Daha becerikli ve etkili bir muhalefet lideri arayın ve TSK'dan yersiz açıklamalardan uzak durmasını isteyin. Biz burada, benim gibi düşünenlerle söyleşip halleşmeye devam ederiz.
Dil Yâresi

  • Bülent Cankurt'un haberine göre «Partilerin adamı, Türkiye'nin tanıtım elçisi» Ömer Karacan Göcek'te dünya «jet-seti»ne mensup dostlarını ağırlamış. Kiralık Halas Yatı'nda, geçen cuma yurtdışından gelen 60 konuğun da katıldığı davette, aralarında Melisa Eliyeşil, Sezai Taşkent, Ceyla Mızraklı ve Aylin-Özcan Tahincioğlu'nun bulunduğu «yaklaşık 15 Türk sosyetesi» de varmış (Sabah-Günaydın, 23 temmuz).
    Sosyete (société), «Topluluk, cemiyet. / Toplumun, kibar, zevkli, zarif olmayı bildikleri kabul edilen insanlardan oluşan kesimi. / Bu kesimin yaşama biçimi» anlamlarını ifade eden bir kelime. Biz bundan, «Sosyetenin yaşama biçimine özenen, sosyeteye düşkün kimse ve bu düşkünlüğü gösteren (ve Fransızca izlenimi uyandıran) şey» anlamında bir kelime üretmiş, hayli zamandır kullanıyoruz... Sosyetik. Peki, «15 Türk sosyetesi» ne oluyor? Sosyete kelimesine, «sosyete mensubu» diye yeni bir anlam mı kazandırdık da, benim haberim yok?
    Bu vesileyle baktığım Türkçe Sözlük'te, sosyetik kelimesinin eşanlamlısı olarak alınmış, ayrıca bağımsız madde olarak da verilmiş asortik (Fr. assortique notu da ihmal edilmemiş, TDK, 2005) diye bir madde var. Kelimeyi Petit Larousse'ta aradım yok. Bu da bizim icadımız mı?

    Türkçe dostlarından (Melissa Barkan)
  • Gündem kelimesinin etimolojisini, varsa oluşum hikâyesini aktarabilir misiniz?
    – Genelde, yanlış türetmedir, Türkçe'de addan ad yapan dem eki yoktur, deniyor. İsmet Zeki Eyüboğlu'na göreyse, Eski Türkçe'de tanrı-dem «tanrısal» demektir; er-dem Moğolca'dan gelir; Uygur ağzında kündem «güneşli, parlayan» anlamına gelir.
    Tayyip Erdoğan-Mesut Yılmaz
    Mesut Yılmaz'ı kutlarım. Yeni Meclis için elbette bir kazançtır. Okurlarımdan da bir ricam var. Tayyip Erdoğan'ın Mesut Bey'i arayıp tebrik ettiğine dair gazetelerde, televizyonlarda bir haber okur veya işitirseniz lütfen bana bildirin. O zaman ben de size, bir düşündüğümü söyleyeceğim.
    Pelin Batu ve hafıza
    Arkadaşlarımın, yaşıtlarımın çocuklarıyla da, torunlarıyla da, bazen onları rahatsız edecek kadar ilgilenirim. Ve bizden sonraki nesillerin mensuplarından farklı bir ilgi gördüğüm iddiasıyla böbürlenirim.
    Bakın başıma ne geldi?
    Seçim günü Ahmet Hakan'ın CNN Türk'teki programına ben de katıldım. Altı katılımcıdan biri de Pelin Batu'ydu. Bana verilen listede adı yoktu ama... İçimden «Aaa! Rutkay Aziz'in kızı da burada» diye geçirdim. Sonra gelsin Doğa, gitsin Doğa! O bana aile büyüğü muamelesi yapıyor; ben babasına selamlar söylüyorum.
    Yazdım da dün gazetede. İki güzel ve değerli kızımdan da özür dilerim. Demek ki çocuklarla ilişkim, sandığım gibi ana-babalarından büsbütün bağımsız da değil. Yaşlanmış hafızayla bu ilk karşılaşmaları değildir, diye teselli arıyorum.