Biz burada, İstanbul'a yaraşır, Cumhuriyet'e layık bir Kültür Sarayı istiyoruz

Bildim bileli tiyatrocular İstanbul'da salon sıkıntısı çeker. Tiyatro sahibi olmak, güçlü bir kadro ve değerli eserler bulmaktan önce, sahnesi olan boş bir salonu ele geçirebilmek demektir.

Bildim bileli tiyatrocular İstanbul'da salon sıkıntısı çeker. Tiyatro sahibi olmak, güçlü bir kadro ve değerli eserler bulmaktan önce, sahnesi olan boş bir salonu ele geçirebilmek demektir.
Kışın Belediye'nin Şehir Tiyatroları vardı: Dram ve Komedi Tiyatroları. Yaz aylarında bahçelerde, kışın kapalı sinema salonlarında da, İstanbul'un hemen bütün semtlerinde, gezginci tiyatro truplarının oyunlar sergilediği olurdu. Arnavutköy'de Çiçek, Gedikpaşa'da Azak sinemalarında oyunlar da seyrettiğimizi hatırlıyorum. Bu sonuncuda, hayatımda bir kerecik, efsanevî tuluat oyuncumuz Naşit Özcan'ı seyretmiştim.
Savaş ertesi Hilton'dan başlayarak büyük oteller yapıldı İstanbul'da. Eskisi, yenisi... bunların altında geç saatlerde açılan ve pavyon adı verilen eğlence salonları peydahlandı.
Gazinoculuk gelişti. Düğünler dernekler Taksim'deki Belediye Gazinosu'ndan yeni ve büyük otellere taşındı. Sonra Kervansaray, Kordon Blö gibi, Batı tarzı gece kulüpleri.
Türk musikisinin gazinolarıyla ve yeni yıldızlarıyla tarihinin parlak dönemlerinden birini yaşadığı 60'lı yıllarda, İstanbul'da, tiyatro da tarihinin doruğundaydı diyebiliriz.
1973'te, Cumhuriyetin 50'nci yılı kutlamalarına bir katkı olarak, biz de Türkiye 1923-1973 Ansiklopedisi diye 4 ciltlik bir derleme yayımladık (Kaynak Kitaplar).
Orada sözü geçen tiyatroları ve hangi salonlarda oynadıklarını, daha doğrusu salondan salona ne kadar çok yer değiştirme zorunda kaldıklarını bir bir yeniden okudum.
Arena Tiyatrosu'nda Asaf Çiğiltepe, Altan Karındaş, Münir Özkul, Ulvi Uraz tiyatroları.
Haldun Dormen, Süreyya Sineması, Küçük Sahne ve Ses Tiyatrosu'nda.
Genco Erkal, Yapı ve Endüstri Merkezi, Küçük Sahne, Dormen Tiyatrosu, Elhamra Sineması, Ümit Tiyatrosu'nda.
Gülriz Sururi-Engin Cezzar, Küçük Sahne, Elhamra, Fatih'te bir salon, Dünya Sineması, Ümit ve İstanbul Tiyatroları.
Yıldız Kenter-Müşfik Kenter, Karaca Tiyatrosu, Site Tiyatrosu, tekrar Karaca Tiyatrosu, Dormen Tiyatrosu ve Harbiye'deki kendi binalarında.
Ali Özgentürk, (Devrim İçin Hareket Tiyatrosu, 1968-1972.) Gecekondu semtlerinde, açıkhavada, kahvelerde, fabrikalarda 360 oyun.
Beyoğlu'ndaki Küçük Sahne'de oyun sergileyenler: Muhsin Ertuğrul, Gülriz Sururi-Engin Cezzar, Ulvi Uraz, Mücap Ofluoğlu, Ali Poyrazoğlu.
*
Uzatarak sizi sıktım belki. İstanbul'un tiyatrocuları için salon meselesinin ne demek olduğunu, en iyi böyle anlatabileceğimi düşündüm.
Sonra da, Ayazağa'da inşaatı hayli ilerlemişken, bir noktada durmuş olan, şehrimize sahiden yakışır İstanbul Kültür ve Kongre Sarayı'nın durumunu, Belediye Başkanı Kadir Topbaş'tan sonra (Radikal, 5 nisan), girişimin eski ve asil öncüsü Şakir Eczacıbaşı'na danışmak istedim.
Malum, Ayazağa yolundaki o şahane yeri, İstanbul Kültür Sanat Vakfı adına rahmetli Nejat Eczacıbaşı gidip, o zaman iktidarda olan Kenan Evren'den istemişti. Talep, bekletmeden kabul edildi. Eczacıbaşı'nın bir de şartı vardı: mülk devletindir, elbette Kültür Bakanlığı denetleyecek, ama tesisi Vakıf yapacak ve 49 yıl bildiği gibi işletecekti.
Kabul! Başbakan Demirel de projeye sıcak baktı. O hatta «Bize böyle on yer daha lazım, diyordu. Yakın gelecekte İstanbul'un yıldızı çok parlayacak.»
Onun neden heyecanlandığını da bildiğimi sanıyorum. Şakir Bey bir konuşmalarında:
– İstanbul'da henüz Cumhuriyet'in bir anıtı yok. Gelene gidene hâlâ yalnız Osmanlı ve Bizans eserlerini gösteriyoruz. İstanbul'da Cumhuriyet de abidevî bir eserle varlığını hissettirmelidir artık, demişti.
Evet Şakir Bey, Süleyman Bey'i heyecanlandırmış, o da bu büyük girişimi Allah için benimsemiş ve Eczacıbaşı'nda «Bu eser nihayet gerçekleşecek» inancını uyandırabilmişti.
Nedir ki metrekarede 500 dolarlık maliyetten ötesini Bayırdırlık Bakanlığı kabul edemez. Dünya standardı 2 500, bizimkilerin talebi 1 250 dolar. Başbakan Turgut Özal da Demirel'den geri kalmadı, projeyi desteklemekte... Elbirliğiyle 33 milyon dolar kadar bir meblağ sağladılar.
Ve inşaat birdenbire hızlandı. Yeniden duraklama ne zaman başladı bilir misiniz? Şakir Bey'in çocukluk, kolej ve İngiltere yıllarından arkadaşı, yakın dostu hükûmet başkanı olunca. Yoksa Kültür Sarayı 2000 yılına yetiştirilecekti. Sözü edilen Bülent Ecevit olmasa, insan «Akıl alır iş değil!» diyebilir.
Eczacıbaşı, AKP hükûmetine teklifte bulunmuş. «Bu iş yürümüyor. Devredelim» demiş. Aldığı cevap, «Ama sen de bu işten uzaklaşma!» olmuş. Vakıf, 15 yıllık emeğine karşılık yılda 50 gün tesisi kullanma hakkı istiyor. Elbette, şartlarında anlaşarak. Yani inşaatın kalanı ve eserin tamamlanması ihaleye çıkarılacak. Değişmez şartlar arasında, yılda 50 gün intifa da bulunacak.
Hüsnü Özyeğin'in ilgisi konusunda ne düşündüğünü de sordum Şakir Bey dostuma.
– Sahiden çok ilgilendi, diyor. Parası var ve çok güvenilir bir insandır. Tek başına karar verebileceği için çok güçlü ve etkili olacaktır. Çok da tecrübe sahibidir. «Size soracağım, danışacağım çok şey olacak» diyor. Hay hay! Biz dünden razıyız. Gene besbelli ki İstanbul Büyükşehir Belediyesi de bu projeyi bir an önce gerçekleştirmek için elinden geleni yapacak.
Doğrusu ben de bu konuda artık ümitliyim. Nihayet!