Biz yolumuza devam edelim!

Onun dediğini daha kolay anladığım için Kemal Derviş'in sesine kulak veririm. Dün gazetelerde İngiliz Financial Times gazetesinde yayımlanan makalesinden özetler vardı. Bir süredir dünyanın dikkatini bir konuya çekme gayretinde.

Onun dediğini daha kolay anladığım için Kemal Derviş’in sesine kulak veririm. Dün gazetelerde İngiliz Financial Times gazetesinde yayımlanan makalesinden özetler vardı. Bir süredir dünyanın dikkatini bir konuya çekme gayretinde. Dediği şuydu:
– Çin’in geçen yılki cari fazlası 426 milyar dolardı. ABD’deyse 706 milyar dolar cari açık vardı. Çin’deki cari fazlasının gayri safi yurtiçi hasılasına oranı, geçen yıl itibariyle yüzde 10 düzeyindedir. Bu oldukça yüksek bir oran. İMF’ye göre Çin’in cari fazlası önümüzdeki yıllarda artmaya devam edecek ve 2012 yılında 595 milyar doları bulacak. Çin’in cari fazlasını düşürmesi de kolay değil. Çünkü model değişikliğinde hızlı davranırsa iç pazarında arz-talep dengesizliğine yol açabilir. Ve bu yüzden ekonomik büyüme azalır. Çin’in düşük büyüme performansı da yalnız Çin için değil, aynı zamanda Çin’e ihracat yapan ülkeler için de mesele olur. Şunu unutmamalıyız: Çin’in büyümesi bütün dünya için iyidir.
Arada «Çin’in dünya ekonomisinde büyüyen rolüne rağmen, ABD ve Çin’den medet ummak doğru değildir.» dedikten sonra soruyor:
– Peki, dünya ekonomisini yeniden dengelemek için gereken net talepteki artış nereden gelecek? Bariz cevap, diyor; Çin’in dışındaki yeni gelişen ve gelişmekte olan ekonomiler!
Evet, iktisat allamesi üslûbunu benimsemiş, bilmediğim sularda seyrettiğimin farkındayım. Dün hemen bütün gazetelerimiz verdi bu haberi. Herhalde benim gibi o taraklarda hiç bezi olmayanların da bu metni, «Dur bakalım, Derviş dünyanın halini nasıl görüyor?» diye okuyacağını bilerek.
Bizi ilgilendiren bir ekonomi haberi daha vardı gazetelerimizde. Özetle şu: İspanya çok sarsıldı, Yunanistan iflasın eşiğinde... Ama hamdolsun Türkiye bu fırtınalı sulardan kolay çıkan ülkelerden biri olacak.
Bugünkü gazeteler, dünya konjonktürü içinde ülkemiz ekonomisini nelerin beklediği konusuna, bakalım itibar ettiler mi?
*
Yoksa biz gene kendi bildiğimiz yolda ayağımızı sürümeye devam mı ediyoruz? Ee boş duruyor da sayılmayız. Bizim de cevabını aradığımız «mühim» ve «vahim» suallerimiz var?
– Polis ile MİT arasındaki gerilim devam edecek mi?
– Savcı dokuz şehidi askerlere sormuştu. Ne demişler?
– Yahu unuttuk gitti... Bu kurban kesimi yolsuzluğu açıklığa kavuşturuldu mu?
– Ben de Patrik Bartholomeus’a bozuldum... Türkiye’nin derdi başından aşmışken, parmak kaldırıp «Öğretmenim, Mehmet bana vurdu!» şikâyetinin sırası mıydı?
– Peki, Bülent Arınç’a suikast hazırlığı yapanlara ne diyorsun?
– Müsaadenizle benim de bir diyeceğim var size. Ekonomi, siyaset, açılım konusunda filan değil de... Fatih’te karga avına çıkanlar belli oldu mu, kimlermiş?
– Onun sırası mı şimdi...
– Konuşacaksak, bildiğiniz fazladan bir şeyler varsa bu konuda, siz bana lütfen ordu mensuplarına ne oluyor böyle... Asıl onu söyleyin. Biz çocuklarımız şehit oluyor diye karalar bağlarken, subaylar durduğu yerde canına kıymaya başladı. Bu yaşa geldim, bu duruma düştüğümüzü hiç hatırlamıyorum. Bize böyle ne oluyor beyler?
– Dış Türkler Bakanlığına, benim aklım yattı ağabey?
– Peki, New York’ta Ajda Pekkan’ı dinlemeye koşanlar da bizim dış Türkler miymiş? Haberde göremedim...
Kemal Derviş’lere filan kulak verip de yolumuzu şaşırmayalım, biz kendi işimize bakalım arkadaşlar... Bildiğimiz, bellediğimiz yoldan ayrılmayalım!
– Değil mi canım?

Üniversitelerdeki Türkçe
Dil Yâresi
Yusuf Çotuksöken kırk küsur yıllık dostum. Meydan Larousse takımına katıldığında, Edebiyat Fakültesi öğrencisiydi. O meslekten Türkçeci; kırk yıllık dil ve edebiyat uzmanı, hocası.
Yusuf’un bir makalesini okudum: «Üniversitelerde Türkçe» ya da «Suçlu ayağa kalk!» idi başlığı. (Cumhuriyet Bilim Teknoloji eki, 18 aralık). Siz mümkünse bulup tamamını okuyun, geçen cuma günüydü. Ben burada size, üniversitelerin Türkçe’sinden Çotuksöken’in haklı şikâyetlerine dair bir fikir vermeye çalışacağım.

* «Üniversite öğrencilerinin Türkçe kullanımlarında ciddî sorunlar var». Yüzde 30/40 kadarında demeyi de ihmal etmemiş. Az da değil!

* 1980’den sonra, önce 4 yıl süren Türk Dili Dersleri, iki yıla, sonra da bir yıla (2 yarıyıla) indirilmiş. «Bu kadarı da yeterince değerlendirilmiyor, ciddiye alınmıyor.»

* Türkçe kullanımındaki sorunların sorumlusu sadece öğrenciler ve öğretim görevlileri değildir, diye bilhassa belirttikten sonra soruyor, «Peki, üniversitelerin hiç mi sorumluluğu yoktur? Cevap: Öğrencilerin yeterli okuma alışkanlığı edinememiş, Türkçe dil ve yazım bilgilerinden yoksun olmaları, çet-Türkçesi’nin olumsuz etkileri, sınıf karşısında hazırladığı bir projeyi sunabilecek medenî cesaretleri bulunmayışı vb noksanlar da sayılabilir.»

* Türkçe kullanımındaki başarısızlıkların sorumlusu sadece üniversitelerdeki Türkçe öğretim görevlileri ve öğrenciler de değildir. Diğer öğretim elemanlarının (öğretim üyeleri ve görevlilerin de) payı var bu başarısızlıkta. Üzerinde durulacak bir sorundur.

* «Yakından tanıdığım Türkçeleri çok yetkin öğretim elemanları var; kimi bilimsel yazılarından deneme tadı devşirdiğim çok olur. Öğrencileri onları dinlerken kendilerinden geçmekte, bir sonraki dersi iple çekmektedirler. Kendi alanı dışında hiçbir kültür ve sanat dalıyla ilgilenmeyenler, sözgelimi roman, şiir, öykü, deneme türlerinde ürün okumayan bir öbek öğretim elemanı da var».

* «Konuştuğum birkaçının yanıtı çok ilginçti. Biri diyor ki, ben bir edebiyatçı, dilci gibi Türkçe bilmiyorum, bilmem de gerekmiyor. Ben bilim yapıyorum... yazı ve kitaplarımdaki Türkçe yanlışlarını da Türkçe öğretmenleri düzeltsin! İşleri ne ki?»

* Yusuf’tan bir özdeyiş: «Her aydın, bilim, kültür, sanat adamı; sadece Türkçeyi doğru ve özenli kullanmakla yetinmemeli, Türkçe’nin doğru ve özenli kullanılması konusunda da uyarıcı ve yol gösterici olmalıdır!»