«Bizden iyi tanır, aynalar bizi»

Başlıca meselesi çocuklarının mutluluğu olmayan evden, aileden hayır gelmez. Çalışanlarını sahici evladı bilmeyen patronun işyerinde bereket olmaz. Öğrencisini insan olarak da kollama yeteneği bulunmayan hocanın sınıfında bir şey öğrenilmez. Sporlarda, koçu insan sarrafı olmayan takımlarla sonuç alamazsınız.

Başlıca meselesi çocuklarının mutluluğu olmayan evden, aileden hayır gelmez. Çalışanlarını sahici evladı bilmeyen patronun işyerinde bereket olmaz. Öğrencisini insan olarak da kollama yeteneği bulunmayan hocanın sınıfında bir şey öğrenilmez. Sporlarda, koçu insan sarrafı olmayan takımlarla sonuç alamazsınız.
Son Çocuk Bayramı’nı da gazetelerde, ekranlarda yer verildiği kadar takip edebildim. Nahoş izlenimler edindiğimi söylemeden geçemeyeceğim.
Biz çok mu eğlenir, mutlu olurduk vaktiyle çocuk bayramlarında? Evet, diyemem buna. Ama «Dün güya bizim bayramımızdı, günümüzü gene zehir ettiler» dediğimizi de hiç hatırlamıyorum. Krapon kağıtlarla sınıfı süsleyerek, güneşin veya yağmurun altında saatlerce nutuk dinlemek, okul müsamerelerinde oyuncu veya seyirci olarak yer almak çılgınca eğlenmek sayılmazdı bizim çocukluğumuzda da... Ama hiç değilse günü, sıralarında üst üste oturduğumuz sınıflarda ve ne yapacağımızı pek bilemediğimiz yetersiz okul bahçelerinde geçirmekten, gene de daha iyiydi bayram günleri.
*
«Pek bayram havasında geçmeyen bir 23 Nisan oldu» diyordu, dünkü yazısında Murat Yetkin. Bana bir soran olsa, «Bırakın hem de çocuklara adanmış bir bayram olmasını, bu perşembeyi adeta bir kötü haber beklermişiz gibi geçirdik» derdim.
* 23 Nisan törenlerine DTP’li belediye başkanları katılmamış. Milletvekilleri, parti mensuplarına yönelik gözaltı ve tutuklamaları protesto için geceyi Meclis’te geçirmişler.
* Diyarbakırdan bir fotoğraf. Törene katılan Korgeneral Rasim Arslan’ın ayağıyla ittiği, DTP’li Belediye Başkanı Osman Baydemir’in duracağı yeri gösteren, üzerinde adı yazılı plakayı bir üstteğmen eğilmiş yerden alıyor.
* Bir başka fotoğrafta yan yana durdukları halde birbirini görmezden gelmeye çalışan üç siyasî partinin başkanları var: Erdoğan, Baykal ve Bahçeli.
* Bu üçlünün bayram konuşmaları haberinin Hürriyet’teki başlığı şu üç kelimeden oluşuyor: «Kasvet doluyor insan». İki taraf aile reislerinin kavgalı olduğu bir düğündeymişsiniz hissine kapılıyorsunuz.
* Kural bulunduğunuz yere gelen Cumhurbaşkanı’nı ayağa kalkarak selamlamaktır. Başkan Gül tören için Meclis salonuna girdiğinde, AKP’lilerden gayrisi rahatını bozmamış. Kürsüden Cumhurbaşkanı’nı Baykal’la Türk selamlamış. 
* Genelkurmay Başkanı Orgeneral Başbuğ ve komuta heyeti, ilke olarak DTP milletvekilleriyle aynı yerde bulunmayı doğru bulmadıkları için, Meclis’teki törene de katılmamışlar.
* Parti genel başkanları, en kısa ifadesiyle grup toplantılarında söyleye geldiklerini tekrarlamışlar. Baykal konuşurken AKP’liler salonu terk etmiş. Ahmet Türk’ün Kürt meselesi dışında başka bir diyeceği yokmuş.
* Yargıtay Başkanı Hasan Gerçeker de, Başbakan’ın sözünü ettiği Anayasa değişikliği teklifi konusundaki olumsuz düşüncelerini gazetelere, 23 Nisan töreni için geldiği Meclis’te açıklamış; haşin ifadelerle. 
* Dikkati çeken fotoğraflardan biri de, Çocuk Bayramı’nda, Van’ın Ortanca Köyü ve Mardin’in Midyat İlçesi’ndeki törenlerde gösterilerde rol alan öğrencilerin yırtık ve parçalanmış ayakkabılarıydı.
* 2009 yılı 23 Nisan bayramının kutlandığı perşembe gününün en anlamlı fotoğrafı Hâkkari’de çekilmişti: görevli polis, elindeki uzun namlulu tüfekle 15 yaşında S. T. adlı bir çocuğu dövmekle meşguldü. Çocuk ağır yaralı olarak Van’a gönderildi. Hastanede tedavi edilmek üzere.

Sinan Cemgil’in eşiymiş Şirin
Haberin başlığı «38 yıllık hasret yarın Karacaahmet’te bitiyor» idi. Şirin (Yazıcıoğlu Cemgil) Hanım Almanya-Duisburg’ta ölmüş, İstanbul’a getiriliyor. 64 yaşındaymış. Soyadından yola çıkarak buldum kim olduğunu; Sinan’ın eşi.
Sinan Cemgil 68’li devrimci gençlerin önde gelenlerindendi. Adını bütün Türkiye’nin bildiği bir avuç gençten biri. 1969’da evleneceği Şirin’le birlikte Fikir Kulüpleri Federasyonu’nun kurucularından. İkisi de TİP’li. O yanık türküleri söyleyen de Şirin’miş, bilmiyordum.
Sinan 1969’da Deniz Gezmiş’le birlikte gizli Komünist Partisi kurmakla suçlanmıştı. Kefaletle serbest bırakıldı. 1970’de Deniz, Yusuf Aslan, Hüseyin İnan’la THKO’yu (Türkiye Halk Kurtuluş Ordusu) kuracaklar.
12 Mart 71 muhtırası’nın ertesi Nurhak Dağı’na çıkanların başında o vardı. Askerle çatıştılar. Sinan vurularak öldü. Karacaahmet’te defnedildi. Efsaneleşen devrimcilerdendi Sinan.
Ölümüne ben ayrıca ve çok üzülmüştüm. Babası Adnan Cemgil’le, o yıllarda Meydan Larousse ansiklopedisi için birlikte çalışıyorduk. Adnan Benk’le konuşuyorlardı bir gün. Cemgil’in «Eceli geldiyse Sinan da ölür, dediğini işittim. Hayır, ağlamam. Oğlumla sadece övünürüm!»
Adnan bakışıyla sen lafa karışma diyordu uzaktan. Sinan öldükten sonra da söylemedim. Sebebini izah edemem, ama işittiğim o sözünden sonra, artık Adnan Cemgil’i sevemedim. Şimdi üçüne de rahmet diliyorum. 

Dil Yâresi
Türkçe dostlarından
(Naci Emre Boran)
* Ofiste cevap alamadım. Sizin yorumunuzu merak ediyorum. Sorum şu: «Ali okula gitti» cümlesindeki «okula» kelimesinin önündeki kelime nedir? «Ali» diyorlar. Bence «gitti» kelimesi.
Gerekçemi söyleyeyim: «Soldan sağa doğru yazmaktayız. Bu akış yönüne benzer bir yol düşünelim. Araçlar soldan sağa doğru akarken, bir aracın önündeki aracı belirttiğimizde, aslında o aracın önündeki aracı kastederiz. O araçtan önceki araç dediğimizdeyse -var olan araçların hepsini gördüğümüzü varsayıyorum, yani bitiş çizgisine önce varan araç durumundan farklı olarak- o aracın solundaki aracı kastederiz. Bu durumda, önceki ve önündeki / önce ve önde kelimeleri arasında nasıl bir bağ var?»
– Sualinize cevap veremeyeceğim derim bazen. Bu defa okurlarıma ben soruyorum: Anlayan var mı?