Bizim Ermenilere kulak verin

Marsilya'da Diaspora Ermenilerine kafa tuttular. Liberation gazetesinden Fransız meslektaşların önayak olduğu toplantının konusu «Avrupa/Türkiye: Anlamak İçin Bir Anahtar» idi.

Marsilya'da Diaspora Ermenilerine kafa tuttular. Liberation gazetesinden Fransız meslektaşların önayak olduğu toplantının konusu «Avrupa/Türkiye: Anlamak İçin Bir Anahtar» idi. Bizimkiler ile Diaspora Ermenileri orada tartıştılar. Bizim Ermenilerin dünyaya seslerini ilk duyuruşuydu bu, diye biliyorum.
Etyen Mahcupyan onlara «Türkiye'de hiç Ermeni olmasaydı veya kalmasaydı çok daha rahat edecektiniz, dedi. Çünkü sadece sizin sesiniz duyulacaktı. Siz hâlâ ölüler üzerinden siyaset yapmayı tercih ediyorsunuz. Türkiye'yi tanımıyorsunuz. İş öyle bir noktaya geldi ki, dediniz».
Vardığı ve açıkladığı sonuç şu oldu Mahcupyan'ın:
- «Diaspora Ermenilerinin Türkiye'nin AB'ye girmesine karşı çıkması, hem Ermenistan'ın, hem de Türkiye Ermenilerinin aleyhine».
Etyen gibi gene bizden bir gazeteci olan, Agos'un Yayın Yönetmeni Hrant Dink de oradaydı. «Türkiye'nin değişmeyeceğine ve demokratlaşmayacağına ilişkin sabit fikirleri var. Türkiye'yi iyi okuyamıyorlar. Türkiye AB'ye giremezse, bundan bütün bir Ermeni dünyasının etkileneceğini özellikle vurguladım» diyor (Hürriyet, 30 kasım).
Aynı gün aynı gazetede Yalçın Doğan, Türkiye ile Ermenistan temsilcilerinin beş ay önce Viyana'da bir araya gelerek, ellerindeki belgeleri incelenmek üzere birbirlerine verdiklerini anlatıyordu. Dediğine göre Erivan, bir sonraki toplantı konusunda yan çizmeye başlamış bile.
Ertesi gün gene Hürriyet'te Ertuğrul Özkök bu haberleri değerlendirerek şu sonuca vardı:
- Keşke Türkiye'de yaşayan Ermenilerin, Rumların, Yahudilerin sayısı çok daha fazla olsaydı!
Başkaca dişe dokunur ne bir ses, ne bir nefes!
Bizimkiler ile Diaspora Ermenileri arasında yüksek sesle de söylenir hale gelmiş bu anlaşmazlık, müzmin mesele üzerinde durup yeniden düşünmeyi gerektirmez mi?
Bütün bir yüzyıl boyunca nahak yere bize karşı kullanılmış, nice şehitler vermemize sebep olmuş, dış ilişkilerde bir tıkaç gibi bizi hâlâ tedirgin edebilen bir iddiayı, kurban denilenlerin çocuklarıyla, kusuru, kabahati de aramızda paylaşarak omuz omuza bertaraf etmeye davranmanın tam zamanı değil mi?
Değil zahir, bu yeni söylemi işitmezden geldiğimize göre...
Dil Yâresi
Türkçe dostlarından (Ömer Özgeç)

  • «Zum kelimesi henüz sözlüklerimize girmemiş» diyorsunuz. İki sözlük zumunuzun dışında kalmış;: TDK ve TDD sözlükleri.
    - Anlaşılan pek beceriksiz bir zum'cuyum ben. Yeniden baktım, zum kelimesi TDK (1988), Ali Püsküllüoğlu (1999), D. Mehmet Doğan (2001), MEB (2002) sözlüklerinde de var. Ben anlaşılan, bu bir tür teknoloji terimidir diye daha çok ansiklopedik sözlüklerde aradım. Nitekim Türkçe Larousse'larda Arapça «zum veya zuum» maddesi, hatta «kuşku ve endişe» anlamına gelen zum u zehap bile var, ama zum yok.
    Kendimi, bu arada kaynaklarımı da yenilemeliyim. Teşekkür ederim!
    Otobüsteki profesör oydu
    Mukayeseli Hukuk Merkezi büyücek bir oda. Bülent Tanör'ü sevenler oraya sığıştık. Onu bir kere daha birbirimize anlatmaya, ölümünden iki yıl sonra dilimizin döndüğü kadar tarifini tazelemeye çalıştık.
    Bilgili, yürekli, alçakgönüllü, insaflı, soylu, sade... Bunları söylerken, galiba biraz da aynı sevgide buluşmanın tadını çıkardık. Bülent'i tanımış, kadrini kıymetini bilmiş olmak bir imtiyaz. Birbirimize bu gözle de baktık.
    Yarım asırlık arkadaşı, Tabip Odası Başkanı Prof. Gencay Gürsoy, kırlarda futbol oynadıkları günleri anlatırken, penaltı atan Bülent'in topu birkaç santim öne değil de, tam yerine koymaya nasıl özen gösterdiğini söylüyordu.
    - İyi bir kaleci olduğu kadar da usta bir penaltıcıydı, dedi.
    Bülent Tanör tarifinde çok önemli bir özelliği dile getirdiğinin bilmem farkında mıydı? Biliminsanı serinkanlılığı ve tarafsızlığı ile militan içtenliğinin ve heyecanının aynı bünyede buluşması. Tutmayı olduğu kadar vurmayı da bilen bilge örneği.
    İstanbul Üniversitesi Rektörlüğü onu, bir telif bedelini Döner Sermaye'ye ödememekle suçlama gayretindeydi. Dün öğrencisi, dostu ve avukatı Akın Atalay bilmediğim bir ayrıntıyı anlattı. Rektörlük onun aracılığıyla uzlaşmayı denemiş:
    - Telif hakkı kadar bir parayı onun adına Döner Sermaye'ye biz yatıralım, mesele kapansın.
    Dost avukat duraksamadan cevap vermiş:
    - Ne münasebet!
    Sonra sormuş hocasına. Aldığı kısa cevap:
    - Duymamış olayım!
    En güzeli, çok daha genç bir öğrencisinin anlattığıydı:
    - Fakülteye gelirken bindiğim otobüste Hoca'yı görünce gözlerime inanamadım, diyordu. Ertesi sabah, bir sonraki sabah... İşine otobüsle giden bir profesör. Olacak şey mi? Yanına gidip ona dokunmak istediğimi hatırlıyorum, sahiden o mudur, diye...
    Oydu... Nur içinde yatsın!
    TELAYNAK
  • Aykut Işıklar «Pes doğrusu!» derken haklıydı. Kanal D'-nin bence de çok güzel dizisi Sil Baştan beklenen ilgiyi görmediği için yayımdan kaldırılmış.
    Hale Soygazi, Derya Baykal, Ceyda Düvenci, Özlem Tekin dörtlüsü, kadınların bize özgü şartlarla mücadelesini simgeliyorlardı. Zevkle seyrediyorduk.
    Bir sıkıntımız da seyirci!