Bizim Kürtlerin dikkatine!

Milletvekili-Belediye Başkanı atışmasını biliyorsunuz. Sonunda mahkemeye düştüler. Adı uzun Dengir Mir Mehmet Fırat ona şıllık dedi diye, hakaret davasını Melih Gökçek açtı. Ağız kavafı fasilesinden iki ünlümüz. Bugün içimden yazıya «Deli danalar gibi...» diye girmek gelmişti amma, kimlerden söz edeceğimi düşününce duraladım.

Milletvekili-Belediye Başkanı atışmasını biliyorsunuz. Sonunda mahkemeye düştüler. Adı uzun Dengir Mir Mehmet Fırat ona şıllık dedi diye, hakaret davasını Melih Gökçek açtı. Ağız kavafı fasilesinden iki ünlümüz.
Bugün içimden yazıya «Deli danalar gibi...» diye girmek gelmişti amma, kimlerden söz edeceğimi düşününce duraladım. Türkçe konuşanların deli kelimesini çok sevdiği, bu kelimeyle şekillendirdikleri deyimlerin çokluğundan da bellidir. Merak edip Ayverdi (Soran oluyor, yayımcısının verdiği ad Kubbealtı Lugatı’dır; benim ki biraz da laubalilik. Samiha Ayverdi, Ekrem Hakkı Ayverdi, İlhan Ayverdi olmasalardı böylesine bir sözlük yapılamazdı, diye düşündüğüm ve ileride adının -Sözlükler daha çok yapanın adıyla anılır geleneğiyle- ister istemez Ayverdi olacağına -Haddimi aşarak da olsa- hükmettiğim için, uygun gördüğüm adla anmakta ısrar ettiğim) evet Ayverdi Sözlüğü’ne baktım. Deli’li deyimler bütün bir sayfayı doldurmuş.
Aralarında -hayrettir- Deli danalar gibi oraya buraya koşmak yok. Tamam! Şimdi lütfen unutalım bu gevezeliği, iki satır da ciddî laf edelim.
*
Cumhur ve hükûmet başkanlarımız komşu devlet başkentleri arasında maşallah mekik dokuyorlar ya... Onların son haftalardaki bu gayretlerini düşünürken, Radikal’deki bir haberin başlığı dikkatimi çekti: «Irak, Nabucco’yu kurtaracak projeye Kürtlerle görüşüldü diye izin vermedi.»
Nabucco doğalgaz boru hattı projesi, Avrupa’yı Rusya’ya bağımlılıktan kurtarmayı amaçlıyor; kurtaramasa da oyuncak olacak durumda bırakmamayı...
Birleşik Arap Emirlikleri, Avusturya ve Macaristan kökenli şirketler bu amaçta birleşmişti. Kuzey Irak’taki bölgesel Kürt yönetiminden alınacak doğalgazla Nabucco hattının açığı kapatılacaktı. Bu sayade Türkiye’nin ve Avrupa ülkelerinin doğalgaz ihtiyacı da karşılanacak.
Bağdat, Irak-Kürt kesiminin bu anlaşmasını tanımadığını hemen ilan etti. Putin’le buluşan Erdoğan onu Türkiye’ye davet etmişti. Yukarıdaki haberin ardından, Putin’in haziranda Türkiye’ye geleceği de açıklandı.
*
ABD bu bölgeden elini eteğini büsbütün çekse de, Ortadoğu’nun hemen her anlamda yeniden şekilleneceği, komşular arası ilişkiler açısından da dönüşüme uğrayacağı anlaşılıyor.
Bölgede diplomatik ilişkiler ön plana geçecek. Geçti bile. Sadece Gül ile Erdoğan’ın temas trafiğine bakmak bunu anlamaya yetiyor. Dikkatle ve bilerek takip etmemiz daha da faydalı olur.
Nabucco, Avrupa ve Rusya çin olduğu kadar, bölge için de önemli bir proje. Milyarlarca metreküp doğalgazın bir kıtadan diğerine taşınmasıyla ve hayatî ihtiyaçların karşılanmasıyla da ilgili. Göreceksiniz bu yönde haberler birbirini takip edecektir. Biz de meseleleri, ister istemez daha yakından kovalayacağız.
Umarım aynı dikkati DTP’li dostlar ve Bizim Kürtler de göstermektedir. Iraklı Kürtlerin uluslararası ticaret alanında tam bağımsız karar alıp uygulama macerası hepimize örnek olacak bir ilk kazadır, ki arkası da gelir.

İki taraf: tekme atan ve yiyen 
Cuma günü gazetelerde okudunuz. Bir akşam önce   televizyonda da görmüşsünüzdür. İstanbul-Altınşehir’de seçim ertesi ev yıkımı çalışmaları vardı. Başakşehir Belediyesi ekipleri ile çevik kuvvet polisi oradaydı. Gecekondu sakinleri direniyor, polisi taş atarak durdurmaya çalışıyorlardı. Resmî araçların camlarını param parçaydı.
Polis sert cevap verdi. Panzerlerle gecekondululara boyalı su sıkıldı, biber gazı püskürtüldü. Bir ilkokul bahçesine gaz bombası bile atıldı; fenalaşan çocuklar, çırpınan analar babalar da gördük ekranlarda. Polislerden yana taş yağmuru da devam ediyordu.
14 mayıs perşembe günü yaşanan bu arbededen ekranlara, «flaş haber» değerinde bir görüntü de yansıdı. Hortumla biber gazı sıkılan bir köşebaşında orta yaşlı, ağarmış saçlı, hafif kilolu bir bey göründü. Bir polisle burun buruna geldiler.
Bir an sonra aynı iki kişiyi, bir duvarın önünde karşıkarşıya gördük. Polis bir tokat indirdi adamın yüzüne. O, ürkek bir tavırla şikâyetini söyledi. Oysa omuzundan itilerek polise sırtını dönmek zorunda bırakılmıştı. Sahne, mabadına indirilen sert tekme darbesiyle kapandı.
Polis-adliye muhabiri Hakkı güç durumdaydı. İki tarafın da hatalı olduğunu dostlara anlatmak ne mümkün!
Bir daha deneyeyim:
* Önce insanlarımıza, polisin gerekince zora başvurmakla görevlendirilmiş devlet memurları olduğunu iyi anlatacaksınız: Dur dediği yerde dur, sonra ilgili makama (lazımsa basına) şikâyet et!
* Polise zaten anlatmış olacaksınız ki, «Sen evet devleti, yani otoriteyi temsil ediyorsun; gerektiğinde güç kullanma yetkin var. Ama hepimizi yetkilendiren asıl makam da halktır. Ona saygı ötesi ve haksız muamele edersen, hep birlikte suçlu durumuna düşeriz. Seni de koruyamayız o zaman. İşinden bile olabilirsin, diye.
Polise gerekeni devlet yetkilileri söyleyecek, bu görev onların.
Ya halka? Ona bunu anlatmak da biz gazetecilerin çok önemli görevlerinden biri.
Alkışı hak eder bir taraf yok, yazık ki bu durumda.

Dil Yâresi
Türkçe dostlarından
(Hakan Acıoğlu)
* «Pilaki» kelimesindeki «a» sesi uzun mu söylenir, kısa mı?
– Pilaki, Yunanca’dan alınmış bir kelime. Plake Yunanca «yahni» demekmiş. «L» sesinin ince olduğu kesin. Anlaşmazlık «a» sesinin uzun mu, yoksa kısa mı söyleneceğinde.
Açın imla kılavuzlarını. Birinin plaki (Ö. A. Aksoy), diğerinin pilâki (TDK) yazdığını göreceksiniz. Sözlükler de yarma şeftali durumunda: kimi şöyle, kimi böyle, diyor. «A»nın üzerinde şapka işareti kullanıp kullanmadıklarına bakarak söylüyorum.
Pek çok dosta da sormuşumdur. Lugatçılıkta da geçerliyse anket yöntemi, uzun «a»cılar ağır basıyor, diyebilirim. Bizim evin kadınları arasında mesela, kısa «a» ile plaki diyen yok.